30 Ağustos 2013 Cuma

Anlaşılabilmek.



Yaşadıklarıma ya da bana yaşatılanları düşündüğümde, kendimle ve tüm düşüncelerimle konuşurken, dünyada geçici olarak yaşadığımı hissediyorum çoğu kez ve bazen ölümü özlüyorum.  Ölüm de özlenir mi diyeceksiniz, bence evet özlenir, hatta imrenilir bile.

Aklımda o kadar fazla düşünce, o kadar fazla anı, o kadar fazla çıkarım, o kadar fazla soru var ki, bazen koca bir evrenin derdi bile bana ufak geliyor. Beynimin her köşesini kemiren sorular ve düşünceler,  yaşama isteğimi günden güne elimden alırken, en acısı da bunu kimseye söyleyemiyor, anlatamıyor olmak sanırım. 

Bazı insanlar, başkalarını çok iyi anlamalarına rağmen, kendini anlatamaz. Bunu anlayabiliyorum. Çünkü bu duyguları yaşadım, hala yaşıyorum. Anlaşılabilmek bazı insanlar için cidden çok zor. Koskoca evrende beni anlayan bir tane insan yok diye insanlara ve herşeye isyan edecek halim de yok. Bunu da anlayabiliyorum. O yüzden sessizliğim, heryerinden tutuşmuş kocaman bir orman yangını gibi içimi alev alev yakıyor. Öyle bir orman ki bu yanan, ıssız bucaksız bir adanın tam ortasında, dört bir yanı su, deniz. Orman yanıyor, ama gören, duyan ya da hisseden kimse yok etrafımda. Hissedemiyor, anlayamıyor kimse. Benliğimde fırtınalar kopuyor, ama anlatamıyorum. Çektiğim acıları, duygularımı kimselere tarif edemiyorum. Başkaları tarafından anlaşılabilmek, cidden çok ama çok zor...

Bu duyguları eminim, zaman zaman sizler de yaşamışsınızdır. O halde neden başkaları tarafından anlaşılmak isterken, biz kendimiz, biraz da olsa, onları anlamak için çaba sarfetmiyoruz?