Yaşadıklarıma ya da bana yaşatılanları düşündüğümde,
kendimle ve tüm düşüncelerimle konuşurken, dünyada geçici olarak yaşadığımı
hissediyorum çoğu kez ve bazen ölümü özlüyorum. Ölüm de özlenir mi diyeceksiniz, bence evet
özlenir, hatta imrenilir bile.
Aklımda o kadar fazla düşünce, o kadar fazla
anı, o kadar fazla çıkarım, o kadar fazla soru var ki, bazen koca bir evrenin
derdi bile bana ufak geliyor. Beynimin her köşesini kemiren sorular ve
düşünceler, yaşama isteğimi günden güne
elimden alırken, en acısı da bunu kimseye söyleyemiyor, anlatamıyor olmak sanırım.
Bazı insanlar, başkalarını çok iyi
anlamalarına rağmen, kendini anlatamaz. Bunu anlayabiliyorum. Çünkü bu duyguları
yaşadım, hala yaşıyorum. Anlaşılabilmek bazı insanlar için cidden çok zor.
Koskoca evrende beni anlayan bir tane insan yok diye insanlara ve herşeye isyan
edecek halim de yok. Bunu da anlayabiliyorum. O yüzden sessizliğim, heryerinden
tutuşmuş kocaman bir orman yangını gibi içimi alev alev yakıyor. Öyle bir orman
ki bu yanan, ıssız bucaksız bir adanın tam ortasında, dört bir yanı su, deniz.
Orman yanıyor, ama gören, duyan ya da hisseden kimse yok etrafımda.
Hissedemiyor, anlayamıyor kimse. Benliğimde fırtınalar kopuyor, ama
anlatamıyorum. Çektiğim acıları, duygularımı kimselere tarif edemiyorum. Başkaları
tarafından anlaşılabilmek, cidden çok ama çok zor...
Bu duyguları eminim, zaman zaman sizler de
yaşamışsınızdır. O halde neden başkaları tarafından anlaşılmak isterken, biz
kendimiz, biraz da olsa, onları anlamak için çaba sarfetmiyoruz?