30 Eylül 2016 Cuma

1923 Mübadelesinde Yunanistan'a Gönderilmiş Ortodoks Türkler – Karamanlar.


Hıristiyanlık ve Türklük. Yakın tarihimizde ve günümüzde bu ikisi, birbirine o kadar uzak kavramlar olarak algılandı ki. Daha “dün”e kadar Anadolu’da önemli miktarda Hıristiyan Türk topluluğunun yaşadığından, bunların Kurtuluş Savaşımıza canla başla katıldıklarından ve sonrasında başlarına gelenlerden bugünün Türkiye’sinde kaç kişinin haberi var?
O insanlar, Anadolu'nun değişik bölgelerine dağılmış olarak kendi hallerinde yaşarken, Batılılar Osmanlıyı parçalayıp yutma planlarını uygulamaya koymuş ve bu topluluklar Batılıların dikkatini çekmişti. Onlara Osmanlı’ya karşı mücadele teklifi götürmekte gecikmedi Yunanlılar. Fakat Anadolu'nun Hıristiyan Türkleri, hem de görkemli bir kongreyle, Kurtuluş Mücadelesinin yanında olduklarını beyan ettiler ve her Türk gibi İstiklal Savaşında üzerilerine düşeni fazlasıyla ifa ettiler.
Bir hazin olaydır Karamanlı Türklerin, Rum diye Yunanistan'a gönderilmeleri.
Hıristiyanlık ve Türklük. Yakın tarihimizde ve günümüzde bu ikisi, birbirine o kadar uzak mefhumlar olarak algılandı ki. Daha düne kadar Anadolu'da önemli miktarda Hıristiyan Türk topluluğunun yaşadığından, bunların Kurtuluş Savaşımıza canla başla katıldıklarından ve sonrasında başlarına gelenlerden bugünün Türkiye’sinde kaç kişinin haberi var? 
Bu paylaşımla, çoğumuzun belki hiç bilmediği, hazin ve ibretlik konuyu bir nebze olsun günışığına çıkarmak istedim.
Sonra mı? İnönü, Lozan görüşmelerinde Türk Hıristiyanların da mübadeleye tabi tutulması kararına imza attı ve zorla trenlere bindirildiler.

"Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz 
Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz 
Öyle bir mahludi hattı tarikatımız vardır 
Hurufumuz Yonanice Türkçe meram eyleriz." 

Son yıllarda Türkiye'de yapılan Anadolu halklarının kökenlerine dair yapılan araştırma ve incelemelerin sayısı artmıştır. Bu sayede birçok bilinmeyen konu açığa çıkarılmış ya da yanlış bilinen konuların düzeltilmesi sağlanmıştır.
Araştırma ve incelemelerin yoğunlaştığı konulardan birisi de “Karamanlı Ortodoks Türklerdir”. Bu hususta özellikle Yonca Anzerlioğlu'nun yapmış olduğu araştırma ve Gazanfer İbar'ın ortaya koyduğu eser dikkate değerdir. Ne yazık ki, bugünkü Karamanlıların büyük bir kısmı da bu konuda bir bilgi sahibi değildir. Bu yayının amacı bu boşluğun doldurulmasıdır. 
Avrupa tarihinde “Türk” kavramı, uzun süre “Müslümanlık” kavramı ile bir tutulmuştur. Bu izlenimin oluşmasında ise, Osmanlı Devleti'nin rolü elbette yadsınamaz. Fakat geniş bir perspektiften Türk tarihine bakıldığı vakit, din olarak Müslümanlığın haricinde Hıristiyanlık, Musevilik ve Budistliğin de kabul edildiği Türk topluluklarına rastlamak mümkündür. Gagavuz, Çuvaş, Kreşen Tatarlar, Hakas, Saha Dolgan, Karagas (Tofa) gibi Türk toplulukları Rus misyonerlerin etkisiyle Hıristiyanlık dinini benimserken, Karaylar, Kırımçaklar Museviliği, Tuvarlar ve Sarı Uygurlar da Budistliği benimsemiş durumdadırlar. (Anzerlioğlu, 2009: 17) Konumuz çerçevesinde bakarsak, Türkler Hıristiyanlıkla ne zaman tanışmışlardır? Türk boylarının ilk temasları her ne kadar 2. yy’a kadar götürülebilmekteyse de, yoğun bir temasın yaşanması ancak 5. yy’da Hıristiyan dünyasında yaşanan teolojik tartışmalar sonrasına rastlamaktadır. (Anzerlioğlu, 2009: 21) 

Karamanlı İsmi Nereden Geliyor?
Karamanlılardan ilk defa bahseden kişi 1553-1555 yılları arasında İstanbul ve Anadolu'yu dolaşan Alman seyyah Hans Dernschwam olmuştur. İstanbul'da Yedikule yakınlarında bir mahallede oturan ve Caramanos denilen bu insanlar Dernschwam'a göre Karaman'dan gelmişlerdir. Ortodoks Hıristiyan'dırlar. Hiç Yunanca bilmemekte ve Türkçe konuşmaktadırlar. (Anzerlioğlu, 2009: 137) 
“Kavimler Kapısı-1” kitabının yazarı Hale Soysü, 1924 yılına kadar Aksaray, Ihlara Vadisi, Ürgüp, Göreme, Derinkuyu, Akşehir, Ereğli, Ermenek, İçel, Antalya ve Fethiye’de Hıristiyan Karaman Türklerinin yaşadığını belirtiyor. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde, “Alanya-kadim eyyamından beru Urum (Rum) keferesi bir mahallededir… Amma Urum lisanı bilmeyub, batıl Türk lisanı bilirler. Ve Antalya, dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla Urumca bilmezler, Batıl Türkçe lisan üzre kelamet ederler” diyerek bölgedeki Hıristiyanların Türk kökenli olduğunun ve dillerinin de bozulmadığının altını çiziyor. Hıristiyan Türkler içinde Karamanlıların yeri ayrı bir öneme sahip. Tek kelime Rumca bilmeyen ve ibadetlerini Türkçe yapıp, yazı dilinde Grek alfabesini kullanan Karamanlıların Türk soyundan geldiklerini hemen hemen tüm tarihçiler kabul ediyor.
Karamanlıların yaktıkları şu ağıt da bu duruma dairdir: “Rumca bilmez Türkçe söyleriz/ Ne Türkçe yazar, okuruz ne de Rumca söyleriz/ Öyle bir mahludi (karışık) hatt-ı tarikatımız (yazı usulümüz) vardır/ Hurufumuz (harflerimiz) Yunanice, Türkçe meram eyleriz...”
1000’li yılların başından itibaren, karşılıklı etkileşim içine giren bazı Türkler Hıristiyanlaşırken, bazı Hıristiyanlarda Türkleşmişe benzemektedir.
Kendileri tarafından yazılmış eserlerde kendilerinden; “Anadolu Hıristiyanları”, “Anadolu Ortodoks Hıristiyanları”, “Yunan dilini bilmeyen Anadolu Hıristiyanları”, veya sadece “Anadolular” olarak bahsederken, konuştukları dili “Türkçe”, “açık Türkçe”, “sade Türkçe”, ”yavan Türkçe”, “kaba Türkçe”, “Türk dili” veya “Anadolu Lisanı” diye adlandırıyorlardı.
Bu arada not edelim, Karamanlı Türklere ait ilk gazete, “Gazete-i Anatoli”, Evangelinos Misailidis tarafından, 1851 yılında çıkarılmıştır. (Gazete 1921 yılına kadar yayımlandı.) Yine Karamanlı Türkçesiyle yazılmış ilk telif roman Misailidis’in yazdığı “Seyreyle Dünyayı-Temaşa-i Dünya ve Cefakâr-u Cefake” adını taşır ki 1871’de basılan bu roman, edebiyat tarihçilerimiz tarafından ilk Türkçe telif eser sayılan Şemseddin Sami’nin “Taalluk-ı Talat ve Fitnat”ından bir yıl önce basılmıştır. Konunun uzmanlarından Evangelia Balta’nın tespitlerine göre, 1711’den 1921 yılına kadar, Karamanlı Türkçesiyle yazılmış ve yayımlanmış kitap sayısı 369’dur. Bunların 164’ü din, 205’i din dışı konulardadır.
Bazı Yunan tarihçiler hariç, Hıristiyan Türkler tarih boyunca Rumlarla yani Helen-Grek-İyon kökenli insanlarla hep karıştırıldı. Oysa Rumluk, bir ırk veya ulus adı olmayıp, bir imparatorluğun adıydı. Bu konuları 1932’lerde yeniden gündeme getiren Abdülkadir Baykurt’da, İstanbulluların “Karamanlı Rum” diye özel bir ayrıma tabi tuttukları Karaman yöresindeki Hıristiyanların; Yunancayı hiç bilmediğini, Müslüman Türklerden daha temiz bir Türkçe konuştuklarını vurguluyor. 1922-1923 yılları arasında 16 sayı yayınlanan “Anadolu’da Ortodoksluk Sadası” adlı gazete, Karamanlıların Hıristiyan Türkler olduğunu ısrarla savunuyor. Prof. Dr. J. Eckmann’a göre Karamanlılar, Hıristiyanlığı benimsemiş Selçuklu Türklerinden başkası değil. Gagavuzlar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Atanas Monof’da aynı görüşe sahip olduğunu söylüyor.
Karaman yöresinde bulunan “Binbirkilise” bu bölgenin 1922 yılına kadar Türk Hıristiyanlar için yurt edinildiğini ortaya koyuyor. Konya, Niğde, Nevşehir, Kayseri, Ankara civarları Hıristiyan Karaman Türklerinin yaşadığı yerler. Bunun dışında bir kısmının İstanbul, İzmir ve Trabzon’da varlıklarını sürdürdüğü biliniyor. İsimleri Türk olan ve Türkçe Hıristiyan tapınış gösteren, Türkçe konuşan, Grek harflerini kullanarak Türkçe dini ve edebi eserler verip, yayın yapan, ancak karşılıklı değişime tabi tutularak Anadolu’dan göç ettirilen Hıristiyanlardı bunlar.
Burada dikkat çeken bir nokta, bahsedilen insanların Türkçe konuşmalarıdır. İleride de belirtileceği üzere, öyle ki, ibadetlerini bile Türkçe yapmışlardır. Yunan harfli ilk Türkçe gazeteyi çıkaran ve Temaşa-i Dünya adlı ünlü bir eserin de sahibi olan Evangelinos Misaelidis sözü geçen bu eserinde Karamanlı isimlendirmesinin temelde Karaman'dan gelenleri ifade etmek için kullanıldığının altını çizmektedir. (Anzerlioğlu, 2009: 137) 
Semavi Eyice'ye göre, dilleri gibi bazen adları bile Türkçe olan bu Ortodokslara, Orta Anadolu'nun Karaman bölgesinde rastlandığından dolayı “Karamanlı Rumlar” adı verilmektedir. Yine benzer bir görüşü ifade eden Speros Vryonis de, Karamanlıların her ne kadar Anadolu'nun birçok yerinde yaşadığını belirtse de, çoğunluğun Anadolu Türkmen Beylikleri döneminde, Karamanoğulları Beyliğinin hüküm sürdüğü topraklarda yaşadığından dolayı bu isimle anıldıklarını belirtmektedir. (Anzerlioğlu, 2009: 138) Yine, belli bir kesim aslında Karamanlılar tabirinin Konya, Aksaray gibi geniş bir coğrafyayı da içine aldığını belirtmektedir. 
Karamanlılar ve Karamanoğulları
Karamanlıların, Afşar boyuna mensup olduğu yönünde bir bilgiye, İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın “Anadolu Beylikleri” adlı eserine rastlamak mümkündür. Uzunçarşılı, Anadolu Selçuklu Devleti'nin Bizans sınırına ve batı Kilikya'ya yerleştirilen Karamanoğullarından bir kısmının da, Sultan Alaeddin Keykubat zamanında (1228) Ermenilerden alınan Ermenak taraflarına yerleştirildiğine dikkat çekmektedir. Karaman aşiretinin reisi Sadüddin Nure (Nure Sufi) olup, onun oğlu Kerimüddin Karaman'dır ve isimlerini Karaman oymağından almışlardır. Karamanlıların isimlerinin kökeni konusunda Abdulkadir İnan, “Karaman İsminin İntişar Sahasına Dair” başlıklı makalesinde, Karamanlıların 24 Oğuz boyunun Salur boyundan olduklarına dikkat çekmektedir. (Anzerlioğlu, 2009: 140) Burada, Ermenak diye belirtilen yerin bugünkü Ermenek olduğu aşikârdır. Ayrıca, 24 Oğuz boyundan Salur boyunu okuyan pek çok Karamanlının aklına bugün Karaman'da Salur diye isimlendirilen köyün varlığı gelmektedir. Kendilerine Karamanlılar denilen, Türkçe konuşan ve Türkçe ibadet eden Ortodoksların isimlendirilmesinde etken olduğu düşünülen Karamanoğulları, Orta Anadolu'da birçok yerleşim yerine sahip olan ve Osmanlı Devleti'ni kuruluş aşaması ve sonrasında en çok meşgul eden ve hatta onun karşısında en fazla kuvvete sahip olan beylik olarak tarihte yerini almıştır. 
Karamanoğullarını toprakları üzerinde yoğun bir nüfusa sahip olan bu Ortodoks topluluğun isimlendirilmesi konusunda eldeki mevcut kaynaklar ağırlıklı olarak bu isimlendirmenin coğrafi bir temele dayalı olduğu noktasına işaret etmektedir. Anadolu'da mevcut Karaman coğrafi isimlendirmesi haricinde bu şekilde coğrafi bir isimlendirmeye ve ayrıca doğrudan Karamanlı-Karamanie olarak adlandırılan bir gruba Bizans tarihinde de rastlanmaktadır. (Anzerlioğlu, 2009: 146) 
Yukarıda, Karamanlı Ortodoks Türklerin Türkçe konuştuğunu ve Türkçe ibadet ettiğini söylemiştik. Bunu yanında, Karamanlı Ortodoks Hıristiyanların yaşadığı bölgeler dikkate alınarak yapılan araştırmalar sonucunda, Karamanlıların genellikle Türkçe isimler taşıdığı da görülmüştür. (Anzerlioğlu, 2009: 149) Her ne kadar, Rum tarafı, bu topluluğu Türkleşmiş Rumlar olarak görse de, bu topluluğun pek çok ferdinin kendisini Türk kabul ettiği görülmüştür. Türk Ortodoks tarihi için önemli bir direniş simgesi olan Papa Eftim'in "Ben Türk dostu değilim, Türkoğlu Türk'üm" (Anzerlioğlu, 2009: 271) demesi ve Milli mücadele döneminde işgalci kuvvetleri değil, Türk tarafını desteklemesi bu bilinci ortaya koyan bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. 
Kayseri, İncesu'da "Maaşallah'la Başlayan Karamanlıca Kapı Kitabesi.
Karamanlı Ortodoks Türklerin tarih boyunca, Müslüman komşuları ile büyük husumetler yaşamaksızın bir arada yaşadıkları görülmüştür. Bu tarihsel süreç boyunca çok ciddi olaylara rastlanmamıştır ve her iki taraf da diğerlerinden hoşnut olmadığını belirtmemiştir. Fakat bu komşuluk, Yunan mübadelesi ile sona ermeye başlamıştır. 1923 yılında alınan kararla, Türkiye ile Yunanistan arasında Türk - Yunan mübadelesinin yapılması anlaşması ile Karamanlı Ortodoksların büyük bir kısmı Yunanistan'a göç etmek zorunda kalmıştır. Anadolu'nun orta bölgesinde, yüzyıllardır Müslüman Türklerden, sadece dini açıdan farklılık sergileyen ve aslen kendilerinin Türk olduklarını beyan ile bunu gerek âdet, gelenek ve görenekleri ve gerekse tarihi veriler ışığında ortaya koyarak, Anadolu'da yaşamakta olan Rum Ortodoks nüfustan farklı olduklarını ve onlarla bir tutulamayacaklarını vurgulamaya çalışsalar da, sonuçta Ortodoks Türkler de bu zorunlu nüfus mübadelesine tabi tutulmaktan kurtulamamışlardır. (Anzerlioğlu, 2009: 340) 
Bugün, Karamanlı Ortodoks Türklerin pek çoğu, Atina, Selanik ve Pire'de yaşamaktadırlar. Yunanistan'da yapılan gözlemlerden elde edilen bilgilere dayanarak, evlerinde hala Türkçe Türkü dinleyip, uydudan Türk televizyon kanallarını takip eden bu insanların, her ne kadar Türk olabilecekleri ihtimalini düşünemeseler de, Yunanistan'a ve Yunan toplumuna da tam anlamıyla adapte olduklarını söylemek oldukça güçtür. Nitekim kendi aralarında oluşturdukları derneklerin çatısı altında birinci, ikinci ve hatta üçüncü ve dördüncü kuşak Karamanlıların bir araya gelerek Anadolu'ya ait Türküler, şarkılar söyleyerek oyunlar oynamaları bu insanların asimilasyonlarının tam olarak başarılamadığının bir göstergesidir denilebilir. (Anzerlioğlu, 2009: 81) 
Dr. Dursun Ayan (Sosyolog): “Türkler semavi dinlere ilgi göstermişlerdir. Türk Kültür tarihini daha gerilere ve Anadolu dışına götürdükçe, din temelinde bazı ayrımları hem kronolojik olarak hem de coğrafi olarak gözden geçirmek gerekir. 8-9. yüzyılda İslamiyet’i kabul eden Türkler, Anadolu’yu fethederek İslam tarihinin seçkin bir cephesini Selçuklu, Osmanlı desteği ile oluşturmuşlardır. Müslümanlık ile Türklüğün beraber anılması bu tarihi gelişimin sonucudur. Anadolu’nun Müslüman Türkler tarafından fethinden öncesine gidildiğinde, Türklerin İslamiyet öncesi tarihi karşımıza çıkar. Türk Hıristiyanlığının kökleri buradadır. Kaldı ki Malazgirt öncesi göçlerde Anadolu’da Türklerin, Hıristiyanlık gibi bir semavi dini kabul etmesi normaldir. Semavi dinler, Türk milletinin kültürel anlayışına uygundu. “Her dini bir alfabe izler” ilkesi dikkate alınırsa Grek alfabesinde yazılmış belgeler buna güzel bir örnektir. İster İslamiyet döneminde olsun, isterse daha önceki bir dönemde, Anadolu’daki Türklerin tarihi Karadeniz’in kuzeyinde dikkate değer bir canlılık göstermiştir. Hazar Türklerinin bir diğer semavi din olan Museviliği kabulü, her ne kadar tüm Hazar federasyon nüfusu Musevi olmasa da, tarih ve kültür açısından ilginç bir olaydır ve bakiyeleri hala vardır. Bugün dünya Türkleri büyük bir çoğunlukla Müslüman’dır ve İslam kültürüne katkılarıyla tarih oluşturmuşlardır.”

Her Şey Yunan İşgaliyle Başladı
Orta Anadolu ve Karaman bölgesi Türkleri ile Doğu Karadeniz Türkleri, daha İslamiyet gelmeden Hıristiyanlığı seçmiş, Türk boyları olarak, Kurtuluş Savaşına kadar varlıklarını ve benliklerini koruyorlar. Ancak Yunanlıların Anadolu’yu işgali, Anadolu’da yaşayan Hıristiyanların sonunu hazırlayan, en önemli etkenlerden biri olmuştur.
Emperyalist güçlere ve Yunanistan’a karşı başlatılan Kurtuluş Savaşı, Anadolu’daki Türk kökenli ve diğer Hıristiyanların birbirinden ayrılması için, tam bir turnusol kâğıdı işlevi yaptı. Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümetine başvurarak, Hıristiyan Ortodoks olduklarını, ancak soyları yönünden Türk olduklarını sık sık vurgulayan Türk Hıristiyanlar, Fener Rum Patrikliğinin etkisini kırmak için kendilerine bağımsız bir kilise kurulmasını talep ettiler. 11 Nisan 1921’de Kastamonu Valisi Sami Bey, Ankara’ya gönderdiği telgrafında, “Anadolu’da bir Türk Ortodoksluğunun kurulmasını isteyen Taşköprü Rumları dilekçelerini sundu” ifadesini kullanıyor. Trabzon Ortodoks Cemaatinin Ankara Hükümetine telgraf çekerek Ankara’da bir Türk Ortodoks Patrikhanesinin kurulmasını istediği de Doç Dr. Zeki Arıkan’ın yaptığı araştırmalardan anlaşılıyor. Dr. Sabahattin Özel, Maçka Rumlarının da benzer bir girişimde bulunduklarını söylüyor: “Anadolu’da tarihen dahi müspet olduğu üzere Rum-Elenik namıyla hiç bir millet yoktur. Mevcut Rumlar yalnız asırlarca Türk Müslümanlarla birlikte yaşayan Türk Ortodokslardır.”
Safranbolu’da yaşayan 2 bin 749 Ortodoks, 30 Nisan 1921’de Büyük Millet Meclisi’ne gönderdikleri telgrafla, İstanbul’daki Rum Ortodoks Patrikliği’ni tanımadıklarını beyan edip, Karaman’da bir Türk Ortodoks Patrikliği kurulmasını isterler. Bu telgrafta, Anadolu’da yaşayan Ortodoks Rumların, Elen olmadığı ifade edilir. Öte yandan “Anadolu’da bulunan ve bizim gibi kendilerine Rum namı verilen diğer bilumum arkadaşlarımızın, aynı amalı perverde (arzuyu paylaştıklarına) ettiklerine şüphemiz yoktur.” ifadesi, iki yıl sonra gerçekleşecek Türk, Yunan nüfus mübadelesi karşısında Anadolu halklarının ne denli isteksiz olduğunu da gösterir:
“Menşe” (köken), adet, an’anat (gelenekler) ve lisan itibariyle Türk olan bizler, şimdiye kadar Pan-Helenizm amalının (emellerinin) husulüne (gerçekleşmesine) hasr-ı mesai eden (mesai ayıran) İstanbul Rum Patrikliği’nin taht-ı tazyik ve tesiratında kalarak milliyet-i asliyemizi izhar edemedik (açıklayamadık). Filhakika (gerçekte) saha-i tarihiye tetkik edilecek olursa zemine-i mütekaddimede (geçmişte) Ortodoks mezhebini kabul etmiş, Türk olduklarından şüphe kalmayan ve fakat tesirat-ı maruzadan (birtakım nedenlerden) dolayı Rum namı altında yaşayan kardeşlerimizden, mezkûr (zikredilen) Patrikliğin tesvikatı (iddiaları) ve telkinatına tabi olan ara sıra yanlış yollara gidenler olur. Buna rağmen bizler yine Türklerden, Türkiye hükümetinden daima adil ve şefkatli muamele gördük. Bundan sonra da Pan-Helenizm amal ve cereyanlarına katiyen tabi olmayarak aslen kardeşlerimiz olan Türklerle müsavi (denk) ve merfu (yüceltilmiş) bir halde yaşamak azmindeyiz. Anadolu’da bulunan ve bizim gibi kendilerine Rum namı verilen diğer bilumum arkadaşlarımızın aynı amalı perverde (aynı arzuyu paylaştıklarına) ettiklerine şüphemiz yoktur. Binaenaleyh çok itilafat ve tesvilat (aldatma) ile iki kardeş milleti birbirinden ayırmaya bilhassa son zamanlarda maskeyi büsbütün atarak, vazife ve safvet-i ruhaniyetini suiistimal ederek yaptığı pek çirkin taşkınlıklarla, sergüzeştçe (maceraperest) hareketiyle bizleri de felaket uçurumlarına sevke çalışmakta olan İstanbul Rum Patrikliği ile bugünden itibaren kat-i münasebat ettik. Gayemiz Anadolu’nun münasip (uygun) bir mahallinde bir Türk Ortodoks Patrikliği tesis ederek Türk kardeşlerimizle vahdet-i tamme (tam bir birlik) getirmek ve hükümetimizin zir-i cenah (tarafsız) adalet ve refetinde (merhametinde) mesudane (mutlu bir şekilde) yaşamaktır. Bu emelimizin tesrii (hızlandırılması) ve teslihi (kolaylaştırılması) hususunu Safranbolu’da mukim 2.749 nüfusun tercüman-ı efkâr (fikirlerinin) ve hissiyatı olarak hükümet-i adilemizden behulusü’l-bâl (samimiyetle) istida (yardım) ve istirham eyleriz.”

Fener Rum Patrikhanesine İsyan
Türk tarihinin bir dönüm noktasını teşkil eden milli mücadele içinde Ermeni ve Rum Ortodokslarının, bin yıla yakın bir süre birlikte yaşadıkları ve kendilerine adalet, müsamaha ve şefkatten başka bir idare tarzı uygulamamış olan Türklere karşı ihanet içinde bulunmalarına karşılık “Türk Ortodoksları” bu ihanetin dışında kalmıştır.
Türk Ortodoks olduklarını ısrarla vurgulayan Kayseri bölgesindeki Hıristiyanlar, Kurtuluş Savaşının başlamasıyla birlikte, diğer Hıristiyanlardan oldukça farklı bir strateji takip ediyor. Sosyolog Dr. Dursun Ayan, 1870’li yıllarda Bulgarların, Rumlarla karıştırılmaktan ve Rumlaştırılmaktan korktukları için, padişahtan milli bir kilise kurma izni aldıklarını hatırlatarak, “Bulgarların bu kaygısını Anadolu’daki Türk Hıristiyanlar da taşıyor. Onlar da aynı dönemde milli bir kilise kurulması için başvuruda bulunuyorlar, ama sonuç alamıyorlar” diyerek, Ortodoks Türklerin, Rumlarla karıştırılma endişelerinin 1870’li yıllarda başladığını söylüyor. Ankara ve İç Anadolu Bölgesindeki Hıristiyan Türklere ise, Papa (baba) Eftim liderlik yapıyor.
İstanbul’daki patrikhanenin milli mücadele sırasındaki ihanetleri karşısında Papa Eftim, Keskin Kazasının metropolit vekili olarak kendisine bağlı olan cemaati toplayarak, Fener Patrikhanesinin bu ihanetini protesto etmiş ve milli mücadeleye katılma kararı almıştır. Papa Eftim sadece ruhani liderliğiyle değil Türk milletinin bir ferdi olarak ta maddi destek sağlanmasında gayret etmiştir. 
Anadolu’daki Türk Ortodokslarının milli mücadele içindeki faaliyetleri, bilhassa başta Yunanistan olmak üzere, Türk yurdunu istila emeli taşıyan itilaf devletlerinin, “Hıristiyan azınlıklarının haklarını koruma” adı altında yürüttükleri yıkıcı faaliyetleri, yapılan propaganda ve planların bozulmasında oldukça etkili olmuştur. Türkler aleyhinde meydana getirilmek istenen efkâr-ı umuminin bozulması için, Türk Ortodokslarının gösterdikleri gayretler, cephede düşmanla yapılan muharebe kadar etkili olmuştur. Çünkü kamuoyu oluşturma meselesi basit değildir. Rum Ortodoksları Anadolu’nun işgalini kolaylaştırmak için maddi destek yanında, Avrupa kamuoyunu etkilemek maksadıyla da çalışmalar yapmışlardır. Rumların bu faaliyetleri karşısında Anadolu’daki Türk Ortodoksları da toplantılar düzenleyerek, telgraflar çekerek, gazetelere yazı göndererek görünüşte Fener Patrikhanesine karşı, ama gerçekte tüm işgal devletlerine hedef alarak, Türk’ün istiklal mücadelesine çekinmeden müdafaa etmişlerdir. 
Atatürk, Papa Eftim’e her zaman “Baba Eftim” olarak seslendiği için, çoğu zaman ismi Baba Eftim olarak anılmıştır. Teoman Ergene’nin “İstiklal Harbinde Türk Ortodokslar” adlı eserinde, Türk asıllı Hıristiyan Ortodokslardan Baba Eftim’in Kırıkkale’nin Keskin ilçesi Metropoliti olduğunu ve Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağılmış olan, Türk Ortodokslarla sürekli haberleştiğini belirtiyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mustafa Ekincikli, “Türk Ortodoksları” adlı kitabında Baba Eftim’in Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi’nin kurulması için girişimlerde bulunduğunu dile getiriyor.
Kurtuluş Savaşının henüz yeni filizlendiği dönemde Türk kökenli Ortodoks Hıristiyanlar bu amaçla, TBMM’den ve Adalet Bakanlığı’ndan izin alarak Kayseri’de bir kongre topladılar. Kongreye, Gümüşhane Episkoposu Yervasyos, Konya Metropoliti Prokobios, Antalya Episkoposu Meletios ile Anadolu ve Trakya’nın diğer bölgelerinden gelen 72 temsilci katıldı. 21 Eylül 1922’de toplanan kongrede Türk Hıristiyanlar, Türk Ortodoks Patrikliğinin kurulmasını kararlaştırdılar. “Milli Mücadelede Kayseri” adlı çalışmasında Zübeyir Kars, bu toplantıya Mutasarrıf Muammer Bey, Mevki Kumandanı ve Kalem Reisi Miralay Abdullah Bey ve sonraki yıllarda TBBM’de Eskişehir Milletvekili olan, Türk asıllı Ortodoks Umumi Kâtip Bodrumi İstimad Zihni Özdamar Efendi’nin de katıldığını belirtiyor.
Yunanistan’ın, Batı Anadolu’da işgal faaliyetlerine girişmesiyle birlikte, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi, Anadolu’daki tüm Hıristiyanları, Yunanistan lehine faaliyette bulunmaya davet ediyor. Dr. Dursun Ayan, Fener Rum Patrikhanesinin Anadolu’daki Hıristiyanlara yaptığı çağrının ciddiyetini, Atatürk’ün Nutku’ndaki önemli bir ifade ile açıklıyor: “Atatürk Nutuk’ta Mavri Mira’nın Fener Rum Patrikhanesinde hazırlandığını söylüyor. Fener Rum Patrikhanesi, Ortodoks ders kitaplarının içeriğinde, Türk aleyhtarı düzenlemelere giderek Milli Mücadele safları oluşmadan Yunanistan’ı desteklemeye karar vermişti zaten. Rum kökenli olmayan diğer kiliselere de bunu kabul ettirmeye çalıştı. Ancak bir kısmı bu oyuna gelmedi.”

Çerkez Ethem Tanıştırdı
Kayseri’deki toplantıda Türk Hıristiyan Ortodokslar, Fener Rum Patrikhanesinin baskılarına rağmen Kurtuluş Savaşında Milli Mücadele saflarını seçtiler. Türk Ortodoksların Anadolu’daki bu hareketi, Atatürk’ün takdirine mazhar oldu. Papa Eftim’le tanışmak isteyen Atatürk, 4 Eylül Sivas Kongresinden önce Papa Eftim’i Sivas’a davet ederek, uzun uzun sohbet etti. Mustafa Kemal ile Papa Eftim’in biraraya gelmesini ise çok ilginç bir isim sağlamıştı: Çerkez Ethem. Papa Eftim’in oğlu ve Türk Ortodoks Cemaati Lideri Selçuk Erenerol, “Atatürk, Anadolu Hıristiyanlarının Kayseri’deki toplantısını yakından takip ediyor. Babamla tanışmak isteyince, Akdağmadeni’nden (Yozgat) yakın komşumuz Çerkez Ethem bu görüşmeyi sağlıyor” diyerek anlatıyor bu konuyu.

Kiliseden Çıkıp İstiklal Harbine Gittiler
Kayseri’deki kongreye katılan Hıristiyan Türk çevreleri, Milli Mücadelede Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer alırlar, gerekli desteği verirler. Türk Hıristiyan Ortodoksların önderi Baba (Papa) Eftim’e, Kurtuluş Savaşına verdiği destekten ötürü bizzat M. Kemal Atatürk tarafından İstiklal Madalyası verilir. Büyük Taarruzdan önce Ankara’da ilk toplanan TBMM bahçesinde, Atatürk’ün de hazır bulunduğu bir miting sırasında halka seslenen Papa Eftim, İncil’den bir pasaj okur: “Düşmanlarımızın her şeyi var, ancak bizim silah ve cephanemiz yok. Fakat göğsümüzde imanımız var, mutlaka kazanacağız. Yaşasın muzaffer Türk Ordusu!” Bağımsız Türk Ortodoks Patriği Selçuk Erenerol’un babası olan Papa Eftim, Kurtuluş Savaşına verdiği destekten sonra Atatürk’ün şu sözlerine mazhar oldu: “Baba Eftim, bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir.”
Papa Eftim, TBMM'nin önünde halka hitap ediyor.

Atatürk- Papa Eftim Dostluğu
Çerkez Ethem’in Yozgatlı olduğunu bilen çoktur, ancak onun Türk Ortodokslarının dini lideri Papa Eftim’in hane komşusu olması ilginç bir tecelli. Fener Rum Patrikhanesinin Yunanistan’ı destekleme konusundaki baskılarına ve çabalarına rağmen Papa Eftim ve 72 kilisenin Milli Mücadele saflarına katılmasının Mustafa Kemal’i bir hayli etkilediği biliniyor.
Çerkez Ethem aracılığı ile Papa Eftim ile Sivas’ta tanışma imkanı bulan Mustafa Kemal, Selçuk Erenerol’a göre 1924 yılında Papa Eftim’den Fener Rum Patrikhanesinin başına geçmesini istiyor. Cemaatin halen dini lideri görevini yürüten Selçuk Erenerol, babasının Atatürk ve arkadaşlarının bu teklifini, “Benden üstün dini ruhbanlar dururken, benim o makamı doldurmam mümkün değil” diyerek geri çevirdiğini söylüyor. Ancak Papa Eftim, Atatürk ve arkadaşlarına Yunanistan’ın göndereceği patriğin özelliklerinin ne olması gerektiği konusunda 11 maddelik bir rapor veriyor. Papa Eftim’in, patrik için birinci şart olarak, Yunanistan’da kral taraftarı olması gerektiğini ileri sürmesi dikkat çekiyor. O dönemde Kral taraftarı din adamlarının, Yunan Hükümetinden farklı görüşlere sahip olduğu biliniyor. Papa Eftim’in, atanacak patriğin Yunan Hükümetinin kirli emellerine alet olmaması için, böyle bir istekte bulunduğu tahmin ediliyor. Ancak Atatürk’ün ısrarından sonra Papa Eftim, yardımcısı Yakup ile birlikte Fener Rum Patrikhanesine giderek, bir anlamda yönetime el koyuyor. Ankara Hükümeti dış baskılara dayanamayıp kendisini geri çekinceye kadar orada kalıyor.
"Hamdullah Suphi Tanrıöver'in Anıları"nda ismi geçen Mahmut R. Kösemihal, Hıristiyan Türklerin zorunlu göçüne ilişkin, "Biz Anadolu'nun bir miktar Hıristiyan Türk'ü ile Hıristiyan Elen'ini ayıran farkları incelemeye vakit bulamadan, bir miktar Türk unsurunu Yunanistan'a göçtürdük." değerlendirmesinde bulunuyor. Hamdullah Suphi'nin anılarında, Celal Bayar'la aralarında geçen bir diyalog bu konuda Atatürk'ün üzgünlüğünü ortaya koyuyor: Celal Bayar bir gün Hamdullah Suphi'ye, "Bilir misin Hamdullah, Atatürk'ün son yıllarda en büyük üzüntüsü ne idi?" diye sorar. Hamdullah Suphi bilmediğini söyleyince, cevabı kendisi verir: "Anadolu'dan binlerce Hıristiyan Türk'ün gönderilmiş olmasıydı. İnönü’ye, “Paşam yapmayın, yollamayın, bunlar özbeöz Türk’tür” dedim. Kendisine kitaplar gönderdim, fakat dinlemedi."

Lozan’da Verilen Ödül(!)
Kurtuluş Savaşında dindaşlarını değil de, kendi ırkından olan Türkleri destekleyen Türk Hıristiyanlarını, savaşın kazanılmasından sonra büyük ve acı bir sürpriz bekliyordu. İsmet İnönü’nün Türk delegasyonuna başkanlık ettiği Lozan görüşmeleri sırasında, 30 Ocak 1923 tarihinde varılan anlaşmayla, Anadolu’daki Hıristiyan Ortodoksların, ırkına ve kişisel isteklerine bakılmaksızın, karşılıklı değişime tabi tutularak Yunanistan’a gönderilmesine karar verildi. Mübadeleye tabi tutulan insan sayısı konusunda abartma olmadığını belirten Dr. Dursun Ayan, “Mübadeleye tabi tutulan nüfusun küçük gösterilmesi her iki ülkenin de işine geliyordu. Bu insanlık dramında Türkiye kendi yüreğine su serperken, Yunanistan kendi demografyası açısından bu konuda tartışma bile yapmadı. Rakamın fazla olma ihtimali elbette var” diyor. Doğan Avcıoğlu, “Türklerin Tarihi” adlı eserinde Karamanlıların değişime tabi tutulmasının tartışmaya açık bir konu olduğunu ve mübadelenin yapıldığı yıllarda da bu tartışmanın yaşandığını belirtiyor. Bernard Lewis’ye göre, 1924 ve 1930 yılları arasındaki değişimin, Türk-Grek değişimi değil, Grek Ortodoks - Osmanlı İslam değişimi olduğunu söylüyor: “Bu değişim Anadolu Ortodoksları için vatana kavuşma değil, gurbete sürgündür.”
Lozan Antlaşmasında, Türk Ortodoksları hakkında ayrıca görüş bildirilmemesi, onların Rumlarla bir tutulduğu kanaatini uyandırdığı için, Papa Eftim başta olmak üzere, Anadolu’daki Türk Ortodoksları kendilerinin mübadeleye tabi tutulmamaları hususunda teşebbüslerde bulunmuşlardır. Mübadele görüşmeleri yapıldığı sırada Anadolu’da “Ortodoksluk Sadası” gazetesinin 14. sayısında şu satırlar yayınlanıyor;    “İşte, ırkan, lisanen, adeten Türk, diyaneten Ortodoks olan biz Türk Ortodoksları, Türklüğünden hiçbir kimse iştibah edemeyeceğinden gerek ekalliyet, gerek mübadele hususatının bizlere şümulü olamayacağı emir-i tabi bulunduğunu Avrupa bilmelidir”. Diyerek mübadele edilmeyecekleri düşüncesi aktarıyorlar ve defalarca müracaatlarda bulunuyorlar.
Kayseri, Karaman, Trabzon, Sivas, Konya, Yozgat ve Ankara”da toplanan Hıristiyan Türkler, trenlerle Yunanistan’a gönderiliyorlar. Yürek paralayan sahneler yaşanıyor; “Biz sizdeniz, göndermeyin” yalvarmaları, Lozan Anlaşmasının kararlılığında Ankara’ya kadar ulaşmıyor bile.
Din esaslı bir değişim olduğu için, bu kısa ve karışık dönemde kimin Türk, kimin Helen olduğunun inceleme fırsatı bulunamamış ve tek bir kelime bile Yunanca bilmeyen bu Türkler, vatanlarından ayrılmak ve milli mücadelede karşı karşıya geldikleri milletlerin içine gitmek zorunda kalmışlardı. Kimi Ortodokslar, bu mübadelenin dışında kalmak, vatanlarından, savundukları bu topraklardan ayrılmamak için Müslümanlığı seçmişlerdi. Yunanistan’a gönderilen Hıristiyan Türkler, orayı hiç sevmemişlerdir ve bunu her vesilede açıklamışlardır ve açıklıyorlar da.   
İçlerinden sadece bir aileye özel bir ayrıcalık tanınıyor. Bir tek Baba Eftim ve ailesi (Erenerollar) bu zorunlu göçten muaf tutuluyor. Atatürk’ün isteği ile o dönemde TBMM’den şu özel kanun çıkarılıyor: “3 Ağustos 1924 tarihli Papa Eftim teskeresi. Papa Eftim efendinin harekat-ı milliyenin gidişatından beri Türkiye davasıyla alakadar görülmesi ve Patrikhane ile arasındaki vaziyet nazarı itibara alındığı takdirde efrad-ı ailesinin mübadeleye tabi olması düçar-ı felaket olacağı muhakkak bulunduğundan bir karar ittihazı talebini havi Dahiliyet Vekale-i Celilesinin 2.8.1340 tarih ve Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti”nin 3798 nolu teskeresi üzerine mumaileyh Papa Eftim ve ailesinin İstanbul’da yerleşmesine müsaade itası icra vekilleri heyetinin 3.8. 1340 tarihli ictimasında karargir olmuştur.”
Ancak Baba Eftim’in, kendi ırkdaş ve dindaşlarının gönderilmesine neden tepkisiz kaldığı da tam olarak bilinmiyor. Zaten bir süre sonra Anadolu’da Hıristiyan Türk azınlığı kalmadığı için, Anadolu Türk Ortodoks Patrikliği, Kayseri’den İstanbul’a taşınmak zorunda kalıyor.
Yunanistan’a gönderilen Türk Hıristiyanlar Türkiye’de Rum olarak adlandırılıp mübadeleye tabi tutulurken, Yunanistan’da da “Turko Sporos-Türk tohumu” diye aşağılanarak, Yunanlı olarak kabul edilmediler. Gittikleri Batı Trakya’da, biraz da Anadolu’yu hatırlamak için olsa gerek, “Karaman” adını verdikleri bir yerleşim birimi kurdular. Yunanistan’da Batı Trakya Türklerinden daha fazla horlanan ve ayrıma tabi tutulan Türk Ortodoks Hıristiyanların birçoğunun, daha sonra Avrupa’nın çeşitli ülkelerine dağıldığı biliniyor.
Atatürk’ün özel izni ile mübadeleden ayrı tutulan Papa Eftim ve 50 kişiyi bulan yakınları, önce Ankara’ya getirildiler. Ardından İstanbul’a götürülerek, Karaköy yakınlarına yerleştirildiler. 1964 yılına gelindiğinde Anadolu’da Türk kökenli Ortodoks kalmamıştı. Ancak mübadeleden uzak tutulan İstanbul’da Türk kökenli Ortodoksların sayısı azımsanmayacak kadar fazlaydı. Üstelik bu insanların büyük bölümü ticaret ve sanatta Müslüman Türklerle kıyaslandığında çok daha zengin durumdaydı.
Yunanistan ve yerli işbirlikçileri Kıbrıs’ta kanlı olayları başlatınca, dönemin başbakanı İsmet İnönü, Yunanistan’a iyi bir ders olur niyetiyle, İstanbul’daki Rumların sınır dışı edilmesini gündeme getirdi. Papa Eftim, İsmet Paşa ile Taşlık’taki evinde görüşerek, ikinci bir Lozan faciasının yaşanmamasını istedi. İsmet Paşa ile Papa Eftim arasında sert tartışmaların yaşandığı da biliniyor. Ancak İsmet Paşa kararlıydı. Tıpkı Lozan’da olduğu gibi, 1964 yılında da insanların kökenine bakılmaksızın, din unsuru dikkate alınıp, yaklaşık 70 bin kişi sınır dışı edildi. Selçuk Erenerol’a göre bu rakam 86 bin olup, 15-20 bini hariç hepsi Türk’tü. Ağırlık kazanan rakam ise 50 bin. Mübadeledeki gibi toplu halde trenlere bindirme değil, tek tek toplayıp sınır dışı etme vardı bu defa.
Papa Eftim, Türkiye lehine yaptığı çalışmalardan sonra Yunanistan’da istenmeyen adam ilan edilmişti artık. İstanbul’daki diğer Hıristiyan cemaatlerin aksine, Türk Ortodoks Kilisesi mensuplarının Yunanistan’la ilişkileri bugüne kadar düzelmedi. Selçuk Erenerol, babasına Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanistan’ın yanında yer alması için çok büyük baskılar yapıldığını söylüyor: “Eğer babam Yunanistan’ın istediğini yapmış olsaydı, bugün Atina’da heykeli dikilmiş olacaktı.”
Selçuk Erenerol (Bağımsız Türk Ortodoks Cemaati Lideri): “İnönü, babamı dinlemedi Osmanlı’dan kalma bir yanlış olarak, Rumlukla Hıristiyanlık hep karıştırıldı. Biz Türk’üz ve Milli Mücadelede Fener Rum Patrikhanesinin baskılarına rağmen, Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer aldık. Babamın Atatürk’le arası iyiydi. O dönemde Fener Rum Patrikliği babama teklif edildi, ama babam kabul etmedi. Ancak Lozan’da İsmet İnönü büyük bir hata yaptı; Anadolu’daki tüm Ortodokslar toplanıp, Yunanistan’a gönderildi. Bu insanlar orada daha feci şekilde aşağılandı ve dışlandılar. Atatürk’ün özel izni ile babam ve aile efradı Türkiye’de kaldılar.”
“1964 yılında İsmet İnönü ikinci hatasını yapıp, İstanbul’daki 86 bin Hıristiyan’ı, Yunan uyruklu diye bu ülkeye gönderdi. Kıbrıs’taki gerilime karşılık bunu yaptığını söylediğinde babam, Taşlık’taki evinde İnönü’ye, “Lozan’da bir hata yaptın, ikinci hatayı yapma” dedi, ama dinletemedi. Oysa gönderilen 86 bin kişiden sadece 15-20 bin kişi Yunan uyrukluydu. Şu anda cemaatimiz 250 kişi. Fener Rum Patrikhanesi ile ilişkilerimizin çok sağlıklı olduğunu söylemek güç, ama bir iki defa görüştük. Protestan Kilisesi ile ilke olarak ayrıldığımız noktalar var. Bugün onların 2 bin 500 civarında misyoneri Anadolu’nun dört bir yanında Müslüman çocukları din değiştirmeye zorluyor. Baba nasihati olarak biz bunu hiç yapmadık ve yapmayız. Babam bize böyle nasihat etti. Ateistlerin bir dini benimsemesi önemli. Müslüman çocukların değil. Onların zaten bir dini var.”
İstanbul’da kalan Türk Ortodokslar, Yunanistan’daki akrabalarının durumunu bir kaç kez dünya gündemine getirmeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Çünkü Yunanistan’a gönderilen Türk Ortodokslar, orada üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görüyordu. Papa Eftim, 1960’lı yıllara gelindiğinde, Yunanistan’daki dindaşlarının trajik öykülerinin de etkisiyle felç geçirdi. Yunanistan’a gönderilen Türk Ortodoksların daha sonra İsviçre, Fransa, ABD gibi ülkelere göç ettikleri biliniyor. Bu ülkelere göç eden Türk kökenli Hıristiyanların, Rumlardan kız almamak için özen gösterdikleri de kendilerinin ifadesi.
Yunanistan’a gönderilen Türk Ortodoksları, her yaz Kayseri’nin Zincirdere yakınlarındaki, ilk Türk Ortodoksları kongresinin yapıldığı kiliseyi hala ziyaret etmeye devam ediyorlar.

Karamanlı Hıristiyanların Geride Bıraktıkları Mimari Eserler
Geride çok sayıda mimari eser bırakmışlardır. Bu mimari eserlerin kitabeleri, Grek harfleri ile yazılmış, Türkçe metinlerden oluşmaktadır. Grek harfleri ile Türkçe yazılmış kitabelere sahip mimari eserlere Anadolu’da Konya, Kayseri, Tokat, Zonguldak, Ankara, Mersin, Isparta, Antalya, Nevşehir’de rastlanılmaktadır.
Konaklı Kilise.
Hıristiyan Türkler tarafından yazılmış Karamanlıca kitabelere sahip mimari eserlerden bir kısmı, Niğde ilimizde bulunmaktadır. Niğde’deki Karamanlı Türkçesi ile yazılmış kitabeye sahip mimari eserlerden bazıları;
§  Konaklı Köyü Kilisesi (Camiye çevrilmiştir),
§  Yeşilburç Köyü Kilisesi (Camiye çevrilmiştir),
§  Kumluca Köyü Kilisesi (Camiye çevrilmiştir),
§  Hamamlı Köyü Kilisesi (Camiye çevrilmiştir) şeklinde sıralanabilir.
Niğde’de, Karamanlı Türklerinden kalan bir diğer mimari eser ise halk arasında “Kilise Camii” olarak da adlandırılan “Begüm Camii”dir.
Aşağı Kayabaşı Mahallesi, Kadıoğlu Sokakta bulunan eser, bazilikal planla düzenlenmiş plan şemasına sahip bir kilisedir. Yapının bugünkü sahibi Vakıflar İdaresi, bakımından sorumlu olan kuruluş ise, Vakıflar Genel Müdürlüğüdür. Halen Cami olarak kullanılan eser, herhangi bir onarım görmeden günümüze kadar iyi korunmuştur.
Begüm Camii örneğinde gösterilmeye çalışıldığı gibi, Türkiye’de birçok Hıristiyan yapısı, din olarak bizden farklı da olsa; dil, gelenek, görenek ve ırk itibariyle aynımız olan Karamanlı Türklerine aittir.
Yapılan incelemelerde, kuzey yani Kıpçak Türkçesi’nin bir uzantısı olduğu tespit edilen Karamanlı Türkçesi ile yazılmış kitabelerde yer alan Oğuz öncesi Türkçe özellikleri, gerçekten ilgi çekicidir. Bu özellikler ve özelliklerin yaşadığı yöreler tam olarak tespit edildiğinde Türkiye’deki Selçuklu öncesi Türk varlığının tarihi geçmişinin nerelere kadar uzandığı kendiliğinden ortaya çıkacaktır.



Kaynaklar:
Dr. Dursun Ayan, Karabük valiliği web sitesi: http://www.karabuk.gov.tr/genel.php?sayfa=tarih2, http://ahmetdursun374.blogcu.com/1633678/, Türkçe ve Türklük Bilinci
Anzerlioğlu, Karamanlı Ortodoks Türkler, Phoenix Yayınları, Ankara, 2009., Anadolulu Hemşerilerimiz Karamanlılar ve Yunan Harfli Türkçe, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2010., mehmetbaki, http://www.haber10.com/haber/145972/, Foti Benlisoy, Stefo Benlisoy, “‘Karamanlılar’, ‘Anadolu ahalisi’ ve ‘aşağı tabakalar’: Türkdilli Anadolu Ortodokslarında kimlik algısı”, Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar, Sayı 11, Güz 2010, s.7-22, Sula Bozis, “Karamanlılar”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.4, s.458-459, Tarih Vakfı Yayınları, 1994, Yonca Anzerlioğlu, Karamanlı Ortodoks Türkler, Phoenix Yayınevi, 2009, Evangelia Balta, “Karamanlıca (Karamanlidika) Basılı Eserler”, Çeviren: Andonis Zikas, Tarih ve Toplum, C. 62. s. 57-59, E. Balta, “‘Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz’ Adventures of An Identity in The Triptych: Vatan, Religion and Language” Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, S.8, s. 25-44. Speros Vryonis, The decline of medieval Hellenism in Asia Minor and the process of Islamization from the eleventh through the fifteenth century, University of California Press,1986, Vangelis Ketchoridis, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Dönemi’nde Karamanlı Rum Ortodoks diasporası, İzmir Mebusu Emmanouil Emmanouilidis”, Toplumsal Tarih, 25 Kasım 2014, s. 38-43, Yorgos Anastasiadis, “Ermenice konuşan Rumlar”, Yunanca’dan çevirenler: Frango Karaoğlan ve Elçin Macar, Toplumsal Tarih, S. 156, Aralık 2006, s. 38-43.