7 Ekim 2016 Cuma

Kaybolan Tantalos Mezarı.

Zeus'un oğlu olan Tantalos, Manisa Dağı yakınlarında Lidya'da hüküm sürmekteydi. Çok zengin ve ünlüydü. Olympos'taki Tanrılar şayet bir ölümlüye saygı gösterdiler ise bu, o adamdı...
Kökeninden dolayı onların dostluğunu kazanmış, sonraları ise Zeus'un sofrasında yer alıp ölümsüzlerin neler konuştuğunu dinleme fırsatı bulmuştu...
Ama kendini beğenmiş insan aklı, ölümsüzlerin ona verdiği bu şansı taşıyamadı ve Tantalos Tanrılar hakkında ileri geri konuşmaya başladı. Ölümlülere Tanrıların sırrını anlattı ve onların masasından nektar ve ambrosia çalıp bu hırsızlık mallarını, dünyadaki arkadaşları arasında dağıttı.
Girit'teki Zeus Tapınağından çalınan değerli altın köpeği sakladı ve Zeus onu geri istediğinde yemin ederek elinde bulunmadığını söyledi...
En sonunda, bu aptalca cesaretiyle, İlahları evine misafir olmaya davet etti. Onların her şeye kadir olup olmadıklarını anlamak için, kendi oğlu Pelops'u öldürüp yemek olarak hazırlattı.
Üzüntülü düşüncelerle dalgınlaşan ve bir kürek kemiğini yemiş bulunan Demeter hariç bütün Tanrılar bu vahşeti fark ettiler ve oğlanın parçalanmış uzuvlarını tekrar kazana attılar.
Moira Klotho ise çocuğu öncekinden daha mükemmel bir şekilde yeniden yarattı. Ancak yenilmiş olan kürek kemiğinin yerine fildişinden yenisi yapılmıştı...
Tantalos'un bu yaptığı, bardağı taşıran son damlaydı. Ölümsüzler tarafından alınıp korkunç acılara maruz kalacağı cehenneme atıldı.
Bir gölcüğün ortasında, boğazına kadar gelen suların içerisinde duruyordu; ama yine de dayanılmaz susuzluğunu geçirmek için bir yudum su dahi alamıyordu.
Ne zaman hasretle su içmek için eğilse, sular çekiliyor ve ayaklarının altında çıplak toprak kalıyordu. Aynı zamanda karnı işkence çekercesine acıkmıştı. Göletin arkasındaki bahçede en güzel meyvelerin yetiştiği ağaçlar dallarını başının üstünden suya doğru sarkıtıyorlardı. Doğrulduğunda sulu armutlar, kırmızı yanaklı elmalar, kor gibi narlar, şeker gibi incirler ve yeşil zeytinler yüzüne değiyordu neredeyse...
Ama ellerini onlara uzatıp birine dokunmaya kalktığında, sert bir rüzgâr dalları yukarıdaki bulutlara doğru savuruyordu. Bu cehennem acılarına birde sürekli ölüm korkusu ekleniyordu. Tam başının üzerinde büyük bir kaya vardı ve her an düşüp onu altında ezmekle tehdit ediyordu.
Böylece Tanrıları hor gören, kâfir Tantalos'a, sonsuza dek bitmeyecek olan, üçlü acı bahşedilmişti cehennemde... 
Şimdi gelelim Tantolusun gerçek hikâyesine. Yukarıda bahsettiğimiz mitolojik hikâyeye konu olan kral Tantalos, belki tamamen bir hayal ürünü idi, belki de Anadolu’da Yunan öncesi yaşamış Anadolulu bir kralın masallaşmış bir hikâyesi. Ama antik dönemde Yamanlar Dağı denilen Manisa (Spil) Dağının uzantısı olan dağ sırasında ve Manisa (Spil) Dağında, bu kralın kayıp şehrini, tahtını, mezarını arayanlar ve çeşitli objeleri onun mezarı olarak adlandıran birçok yazar, seyyah olmuştur. Şimdi inceleyeceğimiz ise en çok bilinen ve Kral Tantolusun mezarı olarak adlandırılan mezar anıtıdır. Antik çağda bile hangi dönemden kaldığı bilinmediği için ve büyüklüğünden dolayı Kral Tantalos Mezarı olarak adlandırılan mezar yapısı, Yamanların Bornova eteklerine inen eğiminde bulunan 30-40 dolayındaki Tümülüs ile birlikte eski İzmir’in mezarlık kalıntılarıdır. Fakat eski Smyrna’nın burası olduğu Cumhuriyet döneminde yapılan kazı çalışmalarıyla aydınlatıldığı için bu toprak ile örtülen Eski Smyrna’dan bağımsız bir yer olarak düşünülmüştü binlerce yıl boyunca. 29-60m çap ve 27-60m yüksekliğindeki bu yapının M.Ö.7. yüzyıla tarihlendiği belirlenen bu yapı iki yüz yıl önce Eski İzmir'den kalan en önemli kalıntılardan Akropolis'in güneyinde, Akropolis ile ova arasındaki yamaçtaydı. Çevresindeki 30-40 arasında tespit edilen, daha ufak Tümülüsler ile birlikte, şu an yapılarla kaplanmış Bayraklı yamaçlarında eski Smyrna’nın soylular/protokol mezarlığının en büyük mezar yapısı olarak, Bornova Ovasından ve deniz tarafından dahi kolayca görünen bu yapı, Pers istilası döneminde yaşamış bir tiranın ya da üst düzey bir yöneticinin mezarı olmalıydı.
Mezar her zaman ilgi odağı olmuş ve efsaneden gerçeğe doğru ilk çalışmayı, 1835'te Charles Texier yapmıştı. Texier, çalışmalarının sonuçlarını ve mezarın ilk krokilerini "Küçük Asya" isimli kitabında yayımlandı. Bu arada Texier'in, mezarı incelerken, bilerek veya bilmeyerek büyük tahribat yaptığını ilave edelim (Planını çizmek için yıktığı söylenir). Daha sonra Alman Arkeolog Procesh Von Osten, bölgeyi inceledi ve mezar ile Eski İzmir'in ilintisini belirleyen kroki ve haritaları çizdi. 1930'da Prof. Helene Miltner ve Prof. Yohannes Böhlau, Lelej, Amazon, Frig ve Hitit dönemi İzmir'i araştırırken, Tantolos Mezarı'na özel ilgi gösterdiler.
Bu iki bilim adamını tüm çalışmaları, İzmir Valisi ve Asarıatika Muhipleri Cemiyeti Başkanı Kazım Dirik tarafından büyük bir özveri ile desteklendi. Bu çalışmalar 1934'te "Eski İzmir (Navluhon Tantalis)" ismiyle yayımlandı.
Mezar, anıt biçimindeydi ve kayalık bir zemine oturuyordu. Silindir şeklinde harçsız örülmüş taş gövdesi, 29 metre uzunluğundaydı ve üstünde koni şeklinde bir taş külah vardı. Külahın tepe noktasında, diğer yaşdaş Anadolu anıtmezarında görülen Phalles (erkek üreme organı) dikiti bulunmaktaydı. Yine 29 metre uzunluğundaki çember şeklindeki gövde, iç içe iki duvarla örülmüş ve iç radyal duvarlar çöktüğü için, mezarın dış görünümünü dev taşların bir yığıntı şeklindedir. Çevresinde de kendi benzeri orta ve küçük boy mezarlar bulunuyordu.
Akurgal'ın kendisine ait ve başka kaynaklardan aktardığı çizim ve fotoğraflar da yapıdan artık eser kalmadığı için çok değerli: 
Prof. Dr. Ekrem Akurgal da yıllarca süren çalışmalarında Tantalos Mezarı'na değin birçok yayın hazırladı ve mezarın kaybolmaması için ısrarla yetkili kişi ve kurumları, özellikle devleti uyardı. 
Konu hakkında önemli çalışmalar yapan, uzun süre Smyrna ve çevresindeki kazıların başkanlığını yürüten Prof. Dr. Ekrem Akurgal'ın tespitleri de şöyle:
"Tantalos tümülüsü Ras Şamra mezarlarında ve Orta Anadolu'da Gâvurkale mevkiindeki Hitit devrine ait mezar odasında olduğu gibi Isopata tipinde bir mezar odası göstermektedir. Miltner'in açtığı ve bizim kazdığımız diğer tümülüslerde ise çok basit ve küçük bir mezar odası, daha doğrusu taşla kaplı bir çukur bulunmaktadır; bunlar Tantalos mezarında bulunan sivri kemer kesitindeki bindirme tekniği ile yapılmış örtüye sahip olmadıktan başka taş işçiliği bakımından da çok ayrı bir karakter arzeden ekseriya dış kısımları işlenmemiş fakat iç kısımları çok muntazam büyük taşlarla meydana getirilen ve dörtgen bir şekle malik olan bu tümülüslerin mezar odaları zaman bakımından muhakkak ki Tantalos odası ile çağdaş değildirler. Yukarıda söz konusu olan ve tarafımızdan 1948 yılında açılmış olan küçük mezardaki mezar odaları aynen bu özellikte olduklarına göre, bu çeşit mezar odalarını elde edilen ve yine orada mezkûr seramiğe nazaran 5. asrın sonu ile 4. asrın başı arasına koymak durumundayız. Bu ikinci tip mezar odalarının tarihleri bu olduğuna göre çok ayrı karakterde olan Tantalos mezarının odası daha eski olmak gerektir. Böylece mezar odası bakımından yaptığımız karşılaştırmalar da birbirinden zaman bakımından iki ayrı tip mezar olduğu mütalaasını desteklemekte ve Tantalos mezar anıtını arkaik devre tarihlemek hususundaki teklifimizi teyit etmektedir. Eski İzmir Nekropolisi'ndeki tümülüsler krepisli, dromoslu ve aştan örtülü bir mezar odasına sahip olmakla Phryg tümülüslerinden tamamiyle ayrı olup, bu özellikler ile Batı Anadolu'nun geri kalan krepisli ve mezar odalı tümülüsleri gibi Mykenai geleneğine bağlıdırlar" (Akurgal, 1950). 
Akurgal, mezara diğer bir kitabına daha kısa ancak farklı bir biçimde temas eder:
"Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası, adı geçen çeşmenin planında idi (Smyrna Antik Kenti'ndeki çeşme) ve onun gibi isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dikdörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir'de M.Ö 620-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmak gerektir" 
(...) 
Zeus'un ve Pluton'un 'müşterek' oğlu Niobe ile Pelops'un babası, tanrılara karşı uygunsuz davranışlarından dolayı lanetlenerek işkence çekmeye mahkûm edilmiş olan efsanevi kral Tantalos'un elbette ki bir mezarı yoktu. Ancak M.S 2. yüzyılda yaşamış olan ünlü Hellenli gezgin Pausanias “Tantalos'un acaip mezarını” gördüğünü anlatması nedeniyle Yamanlar Dağı’nda (bugünkü Çay Mahallesi'nde) 205 metrelik rakımda bir zamanlar yükselen 30 m. çapındaki tümülüs, arkeoloji literatüründe yüz elli yıldan beri “Tantalos'un Mezarı” olarak ün kazanmıştır (E. Akurgal, Anadolu Araştırmaları, TTK 1945, s: 10-29).
Fakat zaman geçtikçe Bayraklı gecekondulaşıyordu, kimse ilgilenmedikçe Bayraklı sırtları doldukça doldu 1980'li yıllarda artık ne Tantalos mezarından ne de diğer mezarlardan bir iz vardı. Tantalos Mezarı, günümüzde tahrip olmuş biçimiyle bir yıkıntı halinde, bir gecekondunun temelleri altında kalmış iri taşları yağma edilmiştir. 

KAYNAKLAR:

Charles Texier, 2002, Küçük Asya, Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi, II. Cilt, Ankara: Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı. 
Robert Graves, 2004, Yunan Mitleri, İstanbul: Say Yayınları

Akurgal, E. 1950, Bayraklı Kazısı, Ankara, AÜDTCF Dergisi,Cilt 8.

Akurgal, E. 1993, Eski Çağda Ege ve İzmir, İzmir, Net Turistik Yayınları.

http://arkeogezi.blogspot.com/2015/01/bir-mezarn-pesinde.html