18 Ekim 2016 Salı

“Tarhana Osman” ve CIA.

Ülkemizde gıda emperyalizmine karşı ilk savaş açan kişi; Doç. Dr. Osman Nuri Koçtürk, yarım asır önce gıda sanayinin komplosunu görmüş ve neredeyse bu büyük yalanlara karşı tek başına mücadele etmiştir.

Okyanus Ötesi’nden pompalanan gıda üretimi ve beslenmeyle ilgili ezberleri bozan bir akademisyen… O yıllarda gıda yönünden kendi kendine yeten ender ülkelerden olan Türkiye’nin, yanlış tarım politikalarıyla ithal tarım pazarı haline getirileceğini ilk kaleme alan bir yazar… Kimyasal yiyeceklerin insan sağlığını nasıl perişan ettiğini yazdığında kara listelere alınan bir beslenme uzmanı… Ülkesinde dışlanan, aç bırakılan, suikasta uğrayan vatansever bir aydının portresi…
Parasını veriyorduk…
Ama “yardım” diyorlardı…
Süt tozundan bahsediyorum.
İlkokullarda dağıtılan un ve süt tozu gibi gıda torbalarının üzerinde görülen toka yapan eller figürüyle, çocuklara Amerika’yı ne kadar sevdiğimizi anlatan şarkılar söyletiliyordu.
Türkçe tangolar üstadı Celal İnce, “Amerika Amerika/Türkler, Dünya Durdukça/Beraberdir Seninle/Hürriyet Savaşında” diye şarkı söylüyordu.
Oyunu bir kişi bozdu…
Adı, Osman Nuri Koçtürk…
İlk isyanı, kendi ülkesinin sütü yerine, ABD’nin “güya” ilkokul çocuklarının beslenmesi amacıyla “yardım” adı altında Türkiye’ye gönderdiği “üretim artığı” süt tozlarının dağıtımına karşı çıkması oldu. 
Osman Nuri Koçtürk’e göre; bize “yardım” olarak yutturulan bu süt tozlarının parasını aslında biz zaten ödüyorduk. Üretim artığı bu süt tozlarına “yardım” denilmesinin nedeni, parayı Amerikan Doları olarak doğrudan Amerikan Bankalarına değil de, ABD’nin Türkiye’deki banka hesaplarına yatırılmasından başka bir şey değildi. Para yurtdışına çıkmıyor diye Amerikalılar “sözümona” iyilik etmiş oluyorlardı.
Amerikalı çiftçilerin üretim fazlası sütlerine hem para veriyor, hem de onlardan müteşekkir olmamız bekleniyordu. Ülkesinin özkaynaklarının baltalanacağını, kendi ülke insanının bu şekilde başka bir ülkenin eline bakacağını ve karnını bu şekilde doyurmaya mecbur tutulacağını öngördü.
Üretim artığı, kendi pazarlarında tüketilemeyecek kadar kalitesiz olan etler, süt tozları ve tereyağlar, Türkiye’de tüketilmiş ve Amerika kendi ülkesinde para etmeyen maddelerini bizim sırtımızdan paraya çevirmişti.
Üstelik süttozlarına kalite kontrolu falan da yapılmıyordu. Bu ürünler piyasaya sürülüyor, yoğırt yapımında kullanılıyor ve tüketici bir kez daha aldatılıyordu. Kaldı ki bizim süttozuna da ihtiyacımız yoktu, üretim fazlası bu süttozları bizim sütçülüğümüzü de baltalıyordu.
Koçtürk, bunları her yerde yazdı-çizdi-anlattı ve süttozlarının itibarı iki paralık oldu. Süttozu, içerisinde kanser yapabilen aflatoksin mantarını ortaya çıkardı ve yıllar sonra yasaklanmasını sağladı.
Soya fasulyesi olarak anılan soya, baklagiller familyasından bir toprak ürünü. M.Ö. 2838’de Çin İmparatoru Shen Nung, soya fasulyesinden 300 kadar ilaç ve şifa verici madde üretti. Asırlarca Doğu’nun beslenmesinde önemli rolü olan soya fasulyesi 19. yüzyılda Amerikalı araştırmacıların dikkatini çekti ve ABD’de üretilmeye başlandı.
Ve sonra Amerika ekonomisinin en önemli dayanağı haline geldi ve soya endüstrisi kuruldu.
1960 başında ABD soya fasulyesi üretiminde dünya birincisi oldu ve soya ürünleri fazlalığına pazar açma çabası içine girdi. Ne yaptığını artık tahmin ediyorsunuz;  Türkiye’nin soya ekimine karşı çıktı ve Türkiye’ye “yardım” adı altında soya yağı ihraç etti!
Tabii ki ithal soya yağı ayrıca margarin olarak evlere girdi!
Osman Nuri Koçtürk’ün ikinci isyanı, ABD’nin dayattığı soyaya oldu. Çünkü…
ABD, süt tozunda olduğu gibi yine “yardım” adı altında Türkiye’ye çok ucuza soya yağı satınca yerli tereyağı-zeytinyağı pazarı zarara uğradı. Ayrıca…
Tüketilen sert yağın miktarı, sıvı yağa göre yükseldikçe kalp ve damar hastalıklarına neden oluyordu. Hidrojenlenmiş yağların kullanılmasıyla ortaya çıkan bu sağlık sorunları sonucunda ABD’de, tüketimde büyük azalmalar olmuştu. Amerikalılar, İtalya, Fransa gibi likit yağ kullanmaya başladı.
Osman Nuri Koçtürk, soya yağına karşı özellikle radyo yayınlarıyla halkı uyandırdı. Bu arada sürekli halka tarhana yemeyi öğütlediği için adı, “Tarhana Osman”a çıktı!
Yazık ki yerli pazarımızın en değerli ürünlerinden biri olan zeytinciliğimiz de emperyalizmden beslenen margarincilerin rekabeti karşısında geriliyor, kan kaybediyordu. Halkımız, “zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman…” şarkılarıyla yönlendiriliyor, zeytinliklerimiz sökülmek isteniyordu.
Fakat… Margarinlere karşı zeytinyağını savunmasının ardından önce radyo yayınlarına son verildi. Ve Konya’ya yaptığı bir gezi sırasında saldırıya uğradı; öldürülmek istendi; saldırıdan şans eseri kurtuldu.
Soya yağı konusunda yaptığı araştırmalar sonucunda gösterdiği haklı tepkiler üzerine 1962’de Amerikan Soya Birliği davetlisi olarak katıldığı bir ABD gezisinde Osman Nuri Koçtürk’ün fikirleri değiştirilmeye çalışıldı. Kendisine yapılan baskılara kayıtsız kalınca da, ölüm tehditlerine kadar varan tepkilerle karşılaştı.
Hiç geri adım atmadı. Ölümüne zeytinyağını savunmaya devam etti…
Norman E. Borlaug.
“YEŞİL DEVRİM” İHRACI
1960’ların ortalarına doğru ABD yeni bir “Yeşil Devrim” projesinin başını çekmeye başladı. Bu projeye göre, çeşitli hastalıklara karşı direnç kazandırılan dayanıklı tohumlar, bu tohumlara en uygun gübreler ve tarım ilaçlarıyla beraber, bir “paket” halinde, gelişmekte olan ülke temsilcilerine gönderilecek, böylece de bütün dünya yeni bir “yeşil üretim” tarzına geçecekti.
Norman E. Borlaug “Yeşil Devrim”in babasıydı…
Nobel Ödülü sahibiydi.
Rockefeller Vakfı ile birlikte Buğday Geliştirme Programı’yla Meksikalılara tarım öğretti!
Osman Nuri Koçtürk’ün üçüncü isyanı, Meksika‘nın Sonora bölgesinde yetişen, hibrit tohumlu “Sonora buğdayı”nın Türkiye’ye getirilmesine oldu. (İlk getirenler Tarsuslu Eliyeşil Ailesi oldu. Devlet Planlama’da çalışan Turgut-Korkut Özal kardeşler Tarsus’a giderek ekimi yerinde gördüler.)
Türkiye tarım ülkesiydi ama henüz “modern teknolojilerle” pek tanışmamıştı;  mekanizasyon, kimyasal gübreler, hibrit tohumlar vs. bilinmiyordu.
Kâğıt üzerinde her şey iyi gözüküyordu; ABD, “Yeşil Devrim” projesi ile çeşitli hastalıklara karşı direnç kazandırılan dayanıklı tohumları gübreler ve ilaçlarla birlikte gelişmekte olan ülkelerin buğday ihtiyacını giderecekti! Buğday çeşitleri Pitic 62, Penjamo 62, Sonora 64, Lerma-rojo 64, Siete Cerros, Super X dünyaya dağıtıldı.
Osman Nuri Koçtürk, bunun büyük bir yalan olduğunu; bu buğdayların toprak ve insan sağlığını tehlikeye soktuğunu söyledi. Türkiye’nin bu tür maceralara girmesiyle tarımının yok edileceğini yazdı.
Üniversitelerde sürdürdüğü faaliyetleriyle de yetinmeyerek başta TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) ve DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları) kanalıyla geniş kitlelere ulaşabilmeyi başardı. Bugün anlaşılıyor ki, Koçtürk’ün çalışmaları ile bu felaket projesi engellendi.

PROFESÖR YAPILMADI
Osman Nuri Koçtürk’ün kimi kavramlara itirazı vardı.
Örneğin “açlık” sözlüklerde “yiyecek bulamayan bir insanın midesinin boş olması dolayısıyla duyduğu ezgi” diye ifade ediliyordu.
Koçtürk ise açlığı, insanın yiyecek bulmakta önemli güçlüklerle karşı karşıya kalması ve bu durumun uzun sürmesi halinde ölüme kadar varabilen olayların ortaya çıkması olarak tanımladı.
Türkiye’nin beslenme sorunlarını ilk ele alan Koçtürk elbette sadece Türkiye değil, dünya gıda tarihinde de araştırmalar yaptı.
Koçtürk, yaşamı boyunca; işçi sağlığı açısından yanlış ve eksik beslenmenin sonuçlarını inceleyip, koruyucu hekimliğin önemini anlattı.
SSK’nın ilaç fabrikası kurmasını, asgari ücretin belirlenmesinde işçi ailelerinin beslenme ihtiyaçlarını karşılayabileceği kadar olması gerektiğini savundu.
Ülkemizde bilinçsiz antibiyotik kullanımından, deterjanların çevre kirliliğine yol açmasına kadar pek çok konuda mücadele verdi.
Buna karşılık kendi ülkesinde dışlandı, aç bırakılmaya çalışıldı ve tıp fakültesinde profesörlüğü engellendi.

Peki…
Kimdi Osman Nuri Koçtürk?..
Ta­rih: 25 Ha­zi­ran 1918…
Os­man Nu­ri Koç­türk, İz­mir’in Kar­şı­ya­ka ilçesinde Nai­me Ha­nım ve Sa­di Be­y’­in çocu­ğu olarak dün­ya­ya gel­di. Sa­di Bey çift­çiy­di, Kar­şı­ya­ka­’da bos­tan ve zeytinlikleri var­dı. Üretim koşullarına göre dalgalanan orta halli bir aile idiler.
Osman Nuri Koçtürk, Kar­şı­ya­ka İl­ko­ku­lu­’n­da (1933) ve İz­mir Er­kek Li­se­si­’n­de (1937) oku­du. An­ka­ra Üniver­si­te­si Ve­te­ri­ner He­kim­li­ği Fa­kül­te­si­’n­den askeri veteriner olarak (1943) okul bi­rin­ci­li­ği de­re­ce­si ile me­zun ol­du.
Aynı yıl İzmir’den nişanlı olduğu Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu mezunu, Ev İdaresi ve Yemek Öğretmeni Sabriye Yaylalı ile evlendi. Bu evliliğinden Tahire (1945) ve Cafer (1954) doğdu. İkinci evliliğini yaptığı Nüket Akça’dan Ata (1959) dünyaya geldi.
Ve­te­ri­ner teğ­men rüt­be­siy­le Mardin-Midyat Hudut Alayı veterineri olarak TSK’­da gö­re­ve baş­la­dı.
Mil­li Sa­vun­ma Ba­kan­lı­ğı ta­ra­fın­dan açı­lan sı­na­vı ka­za­na­rak As­ke­ri Ve­te­ri­ner Akade­mi­si Bi­yo­ana­li­tik Kim­ya Bö­lü­mü asis­tan­lı­ğı­na atan­dı (1945). Aka­de­mik çalışma­la­rı so­nun­da “Si­dik­te Or­ga­nik Kü­kürt Bi­le­şik­le­ri­nin Kim­ya­sal Yön­tem­ler­le Ta­yi­ni­” ko­nu­lu te­ziy­le Kim­ya Uz­ma­nı ol­du (1948) ve bölümde başasistanlık  görevine ta­yin edil­di.
Mar­din-Mid­yat hu­dut ala­yı ve­te­ri­ner­li­ğin­de 3 yıl hiz­met ver­di.
An­ka­ra Üni­ver­si­te­si­’n­de bi­yo­kim­ya da­lın­da dok­tor un­va­nı­nı al­dı.

AB­D’­DE 4 YIL BU­LUN­DU
Mil­li Sa­vun­ma Ba­kan­lı­ğı ta­ra­fın­dan “Or­du bes­len­me­sin­de son ge­liş­me­ler ve ABD Or­du­su’n­da bes­len­me ça­lış­ma­la­rı­” ko­nu­sun­da in­ce­le­me­ler yap­mak üze­re AB­D’­ye gön­de­ril­di ve Mis­so­uri Üni­ver­si­te­si Bes­len­me Kür­sü­sü­’n­de ça­lış­ma­lar­da bu­lun­du.
Mis­so­uri Üni­ver­si­te­si­’n­de altı ay staj yap­tık­tan son­ra zi­ya­ret­çi pro­fe­sör ola­rak görev al­dı. Mı­sır ve so­ya fa­sul­ye­sin­de­ki vi­ta­min­ler, mi­ne­ral­ler ve ami­no­asit­ler üzeri­ne yap­tı­ğı araş­tır­ma­lar üni­ver­si­te­nin Jo­ur­nal of Nut­ri­ti­on gi­bi bi­lim­sel dergiler­de ya­yım­lan­dı. Üni­ver­si­te­de­ki ça­lış­ma­la­rı so­nu­cu “Cer­ti­fi­ca­te of Achievemen­t” ödü­lü­nü al­dı.
Dört yıl son­ra, 1953’te yur­da dö­ne­rek As­ke­ri Bi­yo­lo­ji Ens­ti­tü­sü kim­ya­ger­li­ği­ne atan­dı. Or­du bes­len­me­si hak­kın­da sun­du­ğu tez ile mü­şa­vir ve­te­ri­ner un­va­nı­nı al­dı. As­ke­ri Ve­te­ri­ner Aka­de­mi­si Bi­yo­kim­ya Kür­sü­sü Ba­şa­sis­tan­lı­ğı gö­rev­le­rin­de bulundu.
An­ka­ra Tıp Fa­kül­te­si Bi­yo­kim­ya Kür­sü­sü­’n­de ön­ce uz­man son­ra gı­da kon­tro­lü ve hij­yen do­çen­ti ol­du.
1956’da Et ve Ba­lık Ku­ru­mu em­ri­ne ve­ril­di; 5 yıl Mer­kez Laboratuarları Mü­dü­rü ve Tek­no­lo­ji Mü­dü­rü gö­rev­le­rin­de bu­lun­du.
1957’de Bağ­dat Pak­tı ta­ra­fın­dan dü­zen­le­nen “Rad­yas­yo­nun ta­rım ve bi­yo­lo­ji alanın­da kul­la­nı­mı­” ko­nu­lu 6 haf­ta­lık bir kur­sa ka­tıl­dı ve ba­şa­rıy­la bi­tir­di.
As­ker­lik gö­re­vin­den ay­rıl­dık­tan son­ra 1961’de Mil­li Eği­tim Ba­kan­lı­ğı­’na atandı. UNICEF  ve CA­RE teş­ki­lat­la­rı­nın il­ko­kul­lar­da or­tak­la­şa uy­gu­la­dık­la­rı ilkokul ço­cuk­la­rı­nın bes­len­me­si prog­ra­mın­da tek­nik mü­şa­vir ola­rak görevlendirildi. Ya­pı­lan­la­rı eleş­ti­ren ma­ka­le­ler ya­zın­ca Ta­rım Ba­kan­lı­ğı­’na ta­yin edil­di.
An­ka­ra Üni­ver­si­te­si Tıp Fa­kül­te­si Bi­yo­kim­ya Kür­sü­sü­’n­de öğ­re­tim gö­rev­li­si olarak ça­lış­tı.
Bu ara­da sü­rek­li bes­len­me ko­nu­sun­da bi­lim­sel içe­rik­li ya­yın­lar yap­tı ve konferanslar ver­di. Kon­fe­rans­la­rı­nın ama­cı, in­sa­nın bir baş­ka in­san ta­ra­fın­dan sömü­rül­me­si­nin bi­yo­lo­jik yön­le­ri­ni an­lat­mak­tı.
Hay­dar Tunç­ka­nat.
1966’da Ta­bi­i Se­na­tör Hay­dar Tunç­ka­nat ta­ra­fın­dan açık­la­nan ve basında  “Türkiye­’de Nöt­ra­li­ze Lis­te­si­” ola­rak ad­lan­dı­ran CI­A ra­po­run­da, Tür­ki­ye­’de pasifize edil­me­si ge­re­ken isim­ler ara­sın­da gös­te­ril­di ve is­ten­me­yen adam ilan edildi.

12 EYLÜL’DE İŞKENCE GÖRDÜ
Gazete ve dergilerde yayınlanmış makalelerinin yanı sıra 1953-1978 yılları arasında 65 kitabı yayınlandı. “Sessiz Savaş”, “Gıda Emperyalizmi” ve “Açlık Korkusu” en çok tanınan kitapları oldu.
1967-1975 yılları arasında Emek Dergisi’nde 86 yazısı yayınlandı.
Tarım Bakanlığı danışmanlık görevinden politik nedenlerle Adana ili Veterinerlik danışmanlığına tayin edildiğinde görevinden ayrıldı ve tam gün Ankara Tıp Fakültesi’nde çalışmaya başladı. Protein kimyası ve metabolizması konusunda ders kitabı yayınlandı.
Roma, Washington, Viyana ve Paris’teki çeşitli uluslararası kongrelere katıldı. 1972’de kendi isteğiyle Ankara Tıp Fakültesi’ndeki görevinden emekliye ayrıldı. İşçi sendikaları ve kooperatiflerinde teknik danışman olarak görevler aldı. Bülent Ecevit döneminde Ankara Milletvekili adayı oldu; seçilemedi.
12 Eylül darbesinden sonra kötü günler yaşadı. Bir süre gözaltında tutuldu. İşkence gördü. Serbest bırakılmasının ardından içe dönük bir hayat yaşamayı tercih etti.
4 Nisan 1994 tarihinde Ankara, Ar Sokak (günümüzde “İlk hedefiniz Akdeniz’dir ileri) denilen sokak zincirinin ilk’inde vefat etti. Şimdilerde Ankara’nın, Karşıyaka kabristanında ebedi istirahatgâhında dinleniyor.
Osman Nuri Koçtürk…
Ölümünden sonra “Cumhuriyete Kanat Gerenler” arasında anılan, Türkiye’nin beslenme sorunlarını ilk olarak ele alan ve insanın, insan tarafından sömürülmesinin biyolojik yönlerini açıklamaya ve anlatmaya çalışan, memleketimizin yetiştirdiği “ilk” beslenme uzmanıdır.
Klasik müzik dinlemeyi severdi. Akşamları konyak içerken Bizzet’in Rapsodi’sini dinlemekten büyük zevk alırdı.
Maksim Gorki, Dostoyevski, Fakir Baykurt, Nazım Hikmet gibi yazar ve şairlerin kitaplarını hayatının sonuna kadar elinden bırakmadı.
İzmir-Karşıyaka’da 14 Ekim 2016’da, Karşıyaka Belediyesinin, Kent Koop Gıda Marketi bahçesinde düzenlediği bir törenle “Osman Nuri Koçtürk Büstü” açıldı.

Kitapları:
Aşağıdaki yayınlarda Koçtürk, O.N. ilk (ve iki yayın dışında tek) imza’dır.
1. Yeni bir gıda kaynağı: Maya. Güney Matbaacılık ve Gazetecilik TAO. 1953.
2. Yüksek ve alçak proteinli mısır proteinlerinin biyolojik değer mukayesesi. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1955.
3. Hayvan yemi olarak mısır. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1956.
4. Etin dondurulması ve dondurulmuş muhafazası. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1956.
5. Etle ilgili faydalı bilgiler. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1956.
6. Ordu beslenmesinde donmuş et. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1957.
7. Beslenme bilgileri. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1957.
8. Et koyunu yetiştirenler için el kitabı. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1958.
9. Gıda maddelerinin soğuk ve donmuş muhafazası. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1958.
10. Et hayvanı yetiştirmede belli başlı kaideler ve yem formülleri. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1958.
11. Tavuk beslemenin pratik esasları ve vitaminler. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1958.
12. Bazı gıda ve yem maddelerinin kükürtlü amino asitlerinin mikrobiyolojik, kimyasal metodlarla belirtilmesi. Alçak ve yüksek proteinli mısır proteinlerinin bu bakımdan mukayesesi. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1958.
13. Kükürt metabolizması. Türkiye Genel Kimyagerler Kurumu, Ankara. 1959.
14. Okul beslenmesi el kitabı. Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara. 1959.
15. Beslenme esasları üstüne temel bilgiler. Sorular ve cevapları. Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara. 1961.
16. Soğuk ve donmuş muhafaza teknolojisi. Türk Ceteriner Hekimleri Derneği, Ankara. 1961.
17. Kuzuların et için beslenmesi. Et ve Balık Kurumu yayınları, Ankara. 1961.
18. Çocuklar için beslenme bilgisi. Özel yayın. Ankara, 1961.
18.10.2016 Gıda emperyalizmine karşı yılmaz ve yalnız savaşçı ­ Yazdır ­ Gıda Hareketi http://www.gidahareketi.org/NewsPrint.aspx?Id=1287&ModuleName=haberleri 5/6
19. Nüfus artışının beslenme ile ilgisi ve doğum kontrolünde kullanılabilecek tabii ve suni metodlar. Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Ankara. 1961.
20. İlkokullarda beslenme denemeleri. Milli Eğitim Bakanlığı, Ögretmeni İşbaşında Yetiştirme Bürosu. Ankara. 1962.
21. Yiyeceklerimiz. Milli Eğitim Bakanlığı, Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı, Mektupla Öğretim Merkezi. Ankara. 1962.
22. Herkese her gün yüz gram et, dörtyüz gram süt. Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Ankara. 1962.
23. Yiyeceklerimiz ve beslenmemizle ilgili sağlık kuralları. Milli Eğitim Bakanlığı, Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı, Mektupla Öğretim Merkezi. Ankara. 1962.
24. Bazı bölgelerin beslenmesinde önemli bir yeri olan mısır proteininin soya proteini ile lizin ve triptofan bakımından fortifikasyonu. Amerikan Soya Birliği, Türkiye Temsilciliği. 1963.
25. İnsan gücü, savaş gücü ve kaynaklar üzerine bazı düşünceler. Milli Savunma Bakanlığı, AR­GE Başkanlığı. Ankara. 1963.
26. Milli gıda ve beslenme politikası hakkında düşünceler. Tarım Bakanlığı, Türk Milli FAO Komitesi, Ankara. 1963.
27. Tarhana. Ankara Veteriner Hekimler Odası, 1964.
28. Proteinlerin kimyası ve metabolizması (ders kitabı). Ankara Tıp Fakültesi. Ankara. 1964.
29. Beslenmemiz ve diğer meselelerimiz. Tarım Bakanlığı, Türk Milli FAO Komitesi, Ankara. 1964.
30. İnsan gücü kaynağı olarak besin ve beslenme. Ankara Veteriner Hekimleri Odası, 1964.
31. Soya politikamız ve hayvancılığımızın geleceği. Türk Veteriner Hekimler Derneği, Ankara. 1964.
32. Beslenme eğitimi. Sivas Milli Eğitim Müdürlüğü. Sivas. 1964.
33. Beslenme, hayvancılık, savunma gücü ve iktisadi kalkınma arasındaki münasebetler. Türk Veteriner Hekimleri Derneği, 1964.
34. Türkiye’nin ve dünya’nın beslenme ile ilgili meseleleri. Altın kitaplar, İstanbul. 1964.
35. İşçinin beslenmesi ve milli prodüktivite. Türk İş Yayınları, Ankara. 1965.
36. Türkiye’nin kalkınması, çalışanların beslenmesi, tarımsal ve hayvansal prodüktivite arasındaki ilişkiler. Milli Prodüktivite Merkezi, Ankara. 1966.
37. Türk halkının beslenmesinde ekmeğin yeri. Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği. Ankara. 1966.
38. Yol işçilerinin beslenme durumunu tespit araştırması. Yol İş Federasyonu. Ankara, 1966.
39. Gıda emperyalizmi. Toplum Yayınevi, Ankara. 1966.
40. Türkiye’nin kalkınmasında tarım ve sanayi (AGRINDUS). Kitapçılık Ticaret Limited Şirketi, İstanbul. 1967.
42. Zeytinyağı skandalı! Ges­ İş Yayınları, Ankara. 1967.
43. İşçiler, sendikacılar ve beslenme sorunu. Genel­ İş, Ges ­İş yayınları, Ankara. 1967.
44. Şişmanlıktan kurtulma yolları. Memleket yayınları, Ankara. 1967.
45. Yüksek öğrenim gençliğinin beslenme sorunları. İTUTOB, İstanbul. 1967.
46. Çağımızın beslenme sorunları. Oturum Yayınları, İstanbul. 1967.
47. Tarım işçisinin ve Türk tarımının bazı temel meseleleri. Türk­ İş yayınları, Ankara. 1967.
48. Besin ve beslenme. Varlık Yayınları, İstanbul. 1967.
49. İşçi üniversitesine doğru. Yol­ İş Federasyonu, Ankara. 1967.
50. Spor yapanlar için pratik beslenme kuralları. Futbol Antrenörleri, Menajerleri ve Monitörleri Cemiyeti yayınları, Ankara. 1968.
51. Öğrencilerin temel ihtiyaçları. TÖS. Birinci Devrimci Eğitim Şurasına rapor. 1968.
52. İşçi ve eğitim. Ges­iş yayınları, Ankara. 1968.
53. Sporcular için beslenme el kitabı. Futbol Antrenörleri, Menajerleri ve Monitörleri Cemiyeti yayınları, Ankara. 1969.
54. Türk halkının beslenme sorunu. TÖS yayınları. 1969.
55. Sessiz savaş. Ararat Yayınevi, İstanbul. 1968.
56. Barış ve emperyalizm. Ararat yayınevi, İstanbul. 1968.
57. Açlık korkusu. Ata Yayınevi, Ankara. 1970.
58. Koçtürk, Osman Nuri ve Pınarbaşı I. Gençlik, yaşlılık ve arı sütü. Doğuş Ticaret Ltd. Şirketi, Ankara. 1971.
59. Makrobiotik, yaşlanma ve beslenme. Ankara Veteriner Hekimleri Odası. 1972.
60. İşverenlerin ücret araştırması üzerine. TIŞ yayınları, Ankara. 1976.
61. Fasulye raporu. Köy­Koop yayını, Ankara. 1977. 18.10.2016 Gıda emperyalizmine karşı yılmaz ve yalnız savaşçı ­ Yazdır ­ Gıda Hareket http://www.gdahareket.org/NewsPrnt.aspx?Id=1287&ModuleName=haberler 6/6
62. Türkiye’nin sanayileşme sureci içinde hayvancılığın geleceği. VI. Hayvancılık Kongresi yayını, Ankara. 1978.
63. Demokratik halk kooperatifleri, köy­kent yerleşim düzeni ve hayvancılık endüstrisi. V. Hayvancılık Kongresi yayını, Ankara. 1978.
64. Toplumda kent ve kırsal yörelerde kapitalist üretimin ortaya çıkardığı dengesizlik ve bunalımlar üzerine bir deneme. Türk Veteriner Hekimleri Derneği yayınları, Ankara. 1978. 65. Tarım ilaçları ve kırsal yörede çevre kirlenmesi. Köy­Koop yayınları, Ankara. 1978.

Kaynaklar:
Soner Yalçın Oda TV,
Hakan Kenan Taşoluk,
Ahmet Aydın