Her ne kadar ismi “Meyhane”de olsa, aslında “İçkili
Lokanta” demek daha doğru kanaatimce.
Avni Alanyalı.
Alıntı: Vedat Milor /
Milliyet
Masamıza gelip hal hatır soran beyin meyhane sahibi olduğunu tahmin
ediyorum. Adı ‘Çınar' ama kendisinin “Acaba eski basketbolcu mu?” diye
düşündüren boyuna bakarsanız, ‘Selvi' adı daha uygun olabilir. Sadece iki metrelik
boyu yüzünden değil. İncelik ve zarafet de söz konusu. Gerçek ve içten gelen
kibarlık bir başka oluyor. Hele belki de müşteriye saygıdan kaynaklanan hafif
utangaçlıkla birleşince, insanın içi ısınıyor. Hiç tanımadığınız birine karşı
sıcak duygular besliyorsunuz anında.
Ortada bir an sessizlik oluyor. Ben bozuyorum: “Sevdik. Mis gibi bir
meyhane burası.” Fazla konuşkan değil ama gözlerinden hisleri okunuyor. Başını
hafifçe öne eğip içtenlikle bizi selamlıyor ve “Afiyet olsun” diyor. Duyguları
diline vurmuyor, sanatına dokunuyor.
Türk sanat müziğinin klasik parçalarını, terbiye edilmiş bir sesle, gayet
güzel icra ediyor. En azından benim kulağıma öyle geliyor. Ağlar gibi çıkıyorum
meyhaneden çünkü kendisi tam şarkı söylemeye, kanun çalmaya başladığı zaman
ayrılıyoruz. Meyhaneye bu kadar erken gelip erken çıkmak ancak enayilerin
yapacağı iş. En civcivli zamanı ve işin en keyifli kısmını kaçırıyoruz.
Meyhanenin ilk görüntüsü de önemli. Ya içiniz ısınıyor ya da nedense tepki
duyuyorsunuz.
‘Çınar', gerçekten otantik bir meyhane. Adını bilmediğim ve ‘Selvi' ismini
yakıştırdığım sahibi gibi, öyle afrası tafrası da yok. Eski Çiçek Pasajı
meyhanelerini anımsatıyor. Sade ama şahsiyetli.
Böyle bir ortamda ve muhitte keyfinizin bozulmaması için, yemeklerin kötü
olmaması yeterli. İşin ilginç tarafı, bayağı lezzetli öğünler de var. Bence
bunların başında iki sıcak geliyor. Biri, süt kuzudan kokoreç, diğeriyse taş
fırında pişen kuzu kelle. Yanağı, beyni, gözüyle gelen nefis kelle... Bunlar
artık pek kolay bulunmayan çok özel lezzetler. Kelleyi ele alalım...
Fransızların milli lezzetlerinden biri, dana kelledir. Fransa'nın ve dünyanın
en önemli lokantalarından Arpege'in sahibi Alain Passard, bana özel siparişle
dört porsiyon sunduğu bu yemeği hazırladığını söylemişti. Sipariş edenler,
genellikle Paris'in büyük zenginleri ve hükümet erbaplarıymış. Acaba İzmir'in
büyük işadamları Eşrefpaşa'daki Çınar Meyhane'ye kuzu kelle yemeye gidiyor
mudur?
Kelle ve kokoreçin zevkini çıkarmak için mezeleri ağır ağır ve azar azar
yemek lazım. Ceviz ve İzmir tulumu getirtin mesela. Rakı için şart. Ayrıca
beyaz peynir yağlı değil burada. İzmir tulumu daha iyi. Benim bugünlerde tercih
ettiğim rakılardan biri, ‘Yeni Rakı Yeni Seri'. Anasonu genelde taze. Yemekle
iyi gidiyor. Şarapla hiç uyuşmayan patlıcanlı yoğurtlu mezeler rakıya
yakışıyor. Üç farklı patlıcanlı meze deniyoruz. Patatesli şakşukayı
beğenmiyorum. Dolapta çok kalmış ve mayışmış. Buna karşılık közde patlıcan ve
yoğurtlu patlıcan daha taze. Közde patlıcan bol sirkeli geliyor. Rakı için iyi
ama şarapla denemeyin. Bu kadar sirke kullanımıyla, gerçek Fransız şampanyası
daha iyi gider.
İzmir'deyken fava yememek olmaz tabii. Ben favayı çok katı sevmiyorum. Bir
de soğan ve dereotunu çok yakıştırıyorum. Aksi takdirde yavan geliyor. Favayı
hem çiğ soğan ve dereotuyla deniyoruz hem de kavrulmuş soğanla. Her ikisi de
başarılı. Rakı olunca acılı ezmeyi unutmuyoruz tabii. Ayrıca Rus salatası ve
piyazı da... Rus salatasını tavsiye etmem. Özen gösterilmemiş ve hazır
mayonezle yapılmış. Piyazı bol sirke ve zeytinyağı ekleyip daha lezzetli hale
getirmek sizin elinizde. Acılı ezmeyse gayet iyi. Tezgahta daha bilumum güzel
gözüken meze duruyor ama kelle ve kokoreçe yer kalması için dikkatli
davranıyoruz. Başta söylediğim gibi, iyi ki de öyle yapmışız.
Lokantayı bulmak kolay değil. Çünkü Eşrefpaşalılar burayı ‘Çınar Meyhane'
olarak değil, "Akif Baba'nın Yeri" olarak tanıyorlar. Bir daha gitmek
kısmet olursa aynı hatayı tekrarlamayıp saat 20.00'den sonra gideceğim. Burası
ve favorim ‘Tulumbalı' gibi iki gerçek meyhane, İzmir'in çekiciliğini
artırıyor.
Adres: 474 Sok. No: 30/A Eşrefpaşa, Konak, İzmir Tel: 0 232 261 91 22
