İzmir’in, eskilerde kalmış gizemlerinin ardında, bu yazıyla yine eskilerden günümüze gelme bir semte, Darağacı'na gideceğiz.
Darağacı, eski İzmir’den günümüze ulaşan ve
İzmir’i İzmir yapan semtlerden biridir. Her ne kadar günümüzde İzmir nüfusunun
büyük çoğunluğu bu semtten haberdar değil ve adını belki de hiç duymamışsa da;
Darağacı bölgesi bize şehrin tarihinden günümüze ulaşan bir soluktur.
Öncelikle Darağacı adını taşıyan bölgenin
nerede olduğunun anlaşılır biçimde tarifini yapmaya kalkarsak özetle “Alsancak Garı ile Şaraphane arasında kalan
bölge ve semtin adı” açıklamasını kullanabiliriz.
Darağacı bölgesi, genellikle “şehir efsanesi” haline dönüşmüş yanlış
bilgilerin de İzmirliler tarafından bolca kullanıldığı bir yerdir. Bu
yanlışların başında semtin adıyla ilgili olarak yaygın olarak kullanılan bilgi
gelir. “Darağacı” sözcüğünün anlamı açıktır. Türk Dil Kurumu’nun
sözlüğüne göre dilimize Farsça’dan geçmiş olan bu sözcük “Asılarak ölüm cezasına çarptırılmış olan kişilerin asılarak idam
edildikleri genelde üçayaklı sehpa” için kullanılmaktadır. İşte, yaygın
olan şehir efsanesi; bu adın “20. Yüzyıl
başlarında ya da Cumhuriyet’in ilk yıllarında idama mahkûm edilmiş kişilerin
cezalarını çekmek için kurulan darağaçlarından aldığını” savunmaktadır.
Doğrudur, ortada bu adın verilmesine neden olan darağaçları vardır ve o bölgede
kurulmuştur. Ancak, oluşumundan bu yana çeşitli sanayi kuruluşları ve
depolarla, bu iş yerlerinde çalışan işçilerin oturdukları konutlardan oluşmuş
bir bölge olan semtin bu adı alması çok daha eski tarihlere, Katipoğlu Mehmet
Bey dönemine gider.
Bir zaman İzmir şehrinin yönetimini elinde
bulunduran Kâtipzade ailesinin en güçlü olduğu dönem 18. Yüzyıl ortaları ile
19. Yüzyıl ilk çeyreği arasındadır. Ailenin ilk güçlü adamı Ahmed Reşid Efendi
ve Osman Bey’den sonra 1803 yılında şehrin yönetimini eline alan Kâtipzade Hacı
Mehmet Bey'in, hem Levantenlerle yoğun ilişkisi hem de yaşadığı ihtişamlı
hayat, dönemin padişahı Sultan II. Mahmud’un çevresindekilerin dikkatini çeker
ve sarayda hoşnutsuzluğa neden olur. Şehir ve çevreyi, başına buyruk ve
dikkatsiz yöneten Mehmet Bey, karşısına herhangi bir nedenle çıkarılmış çoğu
kişiyi detaylı sorgulamadan “idama”
mahkûm etmekte ve bu idamları da top atışları ile şehre duyurmaktadır.
İşte bu idamların genelde yapıldığı bölge
günümüzün Darağacı’dır ve bu ad o dönemlerden bu yana, yaklaşık iki yüz yıldır
o semtte yaşamaktadır. 1816 yılında bir bahane ile İstanbul’a götürülmek için
yola çıkarılan Kâtipzade Mehmet Efendi, gemi Midilli açıklarına vardığında
boğularak öldürülür. Bir söylenceye göre, kendisine gönderilen Kâtipzade’nin
başına bakan Sultan II. Mahmud, gördüğü yüzün güzelliğinden etkilenir ve
çevresindekilere “Bunu nasıl yaptınız?”
diyerek üzüntüsünü belli eder.
Kâtipoğlu Mehmet Bey'in ölümü nedeniyle
İzmir’de yaşayan azınlıklar ve özellikle Rumlar büyük üzüntüye kapılırlar. Kısa
bir zaman sonra da bir türkü ağızdan ağza yayılır. Türkünün giriş bölümü
şöyledir:
Ben Kâtipoğlu’yum, yoktur
menendim,
Taktılar boynuma yağlı kemendim
Yazık değil mi Paşa efendim?
Taktılar boynuma yağlı kemendim
Yazık değil mi Paşa efendim?
Yanar bir ateşim, derya
söndürem
Ben bir İzmir için kendim öldürem
Ben bir İzmir için kendim öldürem
Darağacı bölgesi zaman içinde “Kalafat Mevkii” (Carenage) ya da “Takoz Deliği” olarak da anılmıştır. Öte
yandan bir zamanlar sayıları yüzü bulan İzmir’in ünlü yel değirmenlerinin
önemli bir bölümünün de olduğu bir bölgedir. Cumhuriyet dönemi öncesinde
Rumların yoğunlukta olduğu ve Ortodoks Mezarlığı’nın da bulunduğu bu bölgede,
son elli yılda ticari yapılaşmanın yoğunlaştığı görülmektedir.
1925 yılında adı “Şehitler”
olarak değiştirilen Darağacı semtindeki ikinci şehir efsanesi ise bölgenin
önemli yapılarından ve kısa zaman önce “Depreme
dayanıksız” raporu verildiği için faaliyete kapatılan Alsancak Stadyumu ile
ilgilidir. Bu yanlış söylem birçok İzmirlinin ağzında “Alsancak Stadı’nın eski Rum mezarlığı üzerinde kurulu olduğu”
şeklindedir. Oysa durum böyle değildir. Eski Rum mezarlığının bulunduğu alanda
stadyum değil, önceleri Alsancak İlkokulu daha sonra ise Dokuz Eylül
Üniversitesi’ne ait ve 1960 yılında İzmir Sanayi Odası tarafından bağışlanan
2,5 milyon lira ile Tekstil Okulu olarak inşa edilen ve bir dönem de Güzel
Sanatlar Fakültesi olarak kullanılan binalar vardır.
Alsancak Stadyumu, İzmir - Aydın demiryolu
yapımı sırasında bölgede konuşlanan İngiliz kolonisi tarafından eski bir Rum
Ortodoks mezarlığı yanında oluşturulan futbol sahasının genişletilmesiyle
kazanılmış bir spor alanıdır. Genelde şehirdeki Rumlar tarafından kullanılan bu
alan 1900 yılında Apollon ve Pelops futbol kulüpleri ile birlikte kurulan
Panionios Atletizm Kulübü’ne tahsis edilir. Rumlar arasında “Panionik Stadı” olarak anılan stadyumun
hemen yanında bulunan mezarlığın orta bölümünde Ortodoks Michael Archon
mezarlık şapeli de bulunmaktadır. Zaten futbol sahasının yaratıldığı alan daha
önceden mezarlık olsaydı, oradaki papazlar da kendi dinlerinden insanların
gömülü olduğu bir alanda spor yapılmasına herhalde izin vermezlerdi.
Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nın
kurulmasından önce Türk kulüpleri arasında ilk futbol maçı, 1914 yılı
sonbaharında bu statta Karşıyaka, Altay, Midilli ve Trablusgarp takımları
arasında yapılan turnuvada oynanır. Bu turnuva ve ertesi yıl düzenlenen
turnuvanın birinciliğini Altay takımı kazanır. Türk futbolunun birçok ünlü
sporcusunun top koşturduğu stadyumda ilk gece maçı 5 Eylül 1967 tarihinde
Göztepe - Altınordu takımları arasında oynanmış ve Göztepe, Spor Yazarları
Derneği Kupası’nın finali olan maçı 2 - 1 kazanmıştır.
Futbol sahasının zaman içinde genişletilmesi
çalışmalarında önce gar yönündeki kenara betonarme, daha sonra mezarlık
yönündeki kenara da portatif ahşap tribün ilave edilir. Daha sonra gar
yönündeki tribüne beton çatı yapılarak kapalı hale getirilirken, Cumhuriyet
döneminde kaldırılan mezarlık
tarafına yine betonarme açık tribün inşa edilir. 1963-64 döneminde bu tribünün
yerine daha büyük olan günümüzdeki tribün inşa edilir. Bu tribünün hemen
çatısının üzerinden yükselen Alsancak İlkokulu da yıktırılır. Mezarlığın batı
yönüne bakan kenarı, futbol sahanın bir kaç metre ötesinde olduğu için işte bu
yeni tribün ile 1967 yılında yaptırılan ve pilon adıyla anılan ışık kuleleri eski
mezarlık alanının birkaç metre içinde kalmıştır. Nitekim geçen yıllarda
şiddetli rüzgârdan devrilen pilonlardan biri onarılırken, yapılan kazıda eski
mezarlıktan kalan kemiklere de bu nedenle rastlanmıştır.
Darağacı bölgesi, eski İzmir’de Mortakya
diye bilinen ve pek de iyi anılmayan bir mahallin de komşusudur. Yine bir başka
şehir efsanesi de, anlamını “Ölüler
bölgesi” olarak söyleyebileceğimiz Mortakya’nın bu adı yukarıda sözünü
ettiğimiz Ortodoks mezarlığından aldığını varsayar. Oysa bu da yanlış bir
bilgidir. Mortakya adı bu mezarlıktan değil, İzmir’in ilk karantina bölgesinden
gelir. Konu ile ilgili birçok yayında İzmir’de ilk karantina binasının 19.
Yüzyıl başlarında, günümüzde aynı adla anılan semtte kurulduğunu ve daha sonra
Urla’daki yine aynı adla anılan adaya gittiği belirtilmiştir.
Oysa Karantina semtindeki oluşumdan daha
önceki karantina bölgesi, işte sözünü ettiğimiz Mortakya’dadır. Günümüzdeki Ege
Mahallesi’ne hemen bitişik bir bölgede var olan bu karantina merkezinde dönemin
yaygın sorunu olan kolera, veba, tifüs vb. gibi bulaşıcı hastalıklardan
hayatlarını yitirenler, karantina bölgesindeki mezarlara defnedildiklerinden,
bölgede hoş çağrışım yapmayan bu adla anılır olmuştur. Mortakya adı, daha geniş
bir alanla birlikte 1925 yılında Kahramanlar adını almıştır. Halk arasında “Yeni Kilise” olarak adlandırılan ve Ege
Mahallesi’ne yakın bir bölümde yer alan bölgeye ise aynı yıl Altınay adı
verilmiştir.
Yeri gelmişken, geçen yüzyıllardaki
Darağacı bölgesinin önemli bölümünün Bornova Körfezi kıyısında sahile sahip
olduğunu da eklemek gerekir. Her ne kadar günümüzde “Bornova Körfezi” adı anlamsız geliyorsa da, Cumhuriyet döneminde
dolduruluncaya kadar eski adı Punta olan Alsancak burnu ile Salhane kıyısı
arasında kalan, körfezin dip bölümüne bu adla anılmıştır. Bu dip körfezin hemen
tamamı bataklık olan kıyılarının Darağacı kısmına sonraları İzmir Limanı,
Salhane ile Bayraklı arasına da Altınyol yapılarak doldurulmuştur. Bölge
günümüzde, eski adı Darağacı Caddesi olan yola verilen ad olan “Şehitler” adıyla da anılmaktadır.
Cumhuriyet dönemi öncesinde bölgede var
olan sokak adlarından bazıları Aya Markela, Bakırcı, Vlahos ve Yatonas
sokaklarıdır. Ayrıca Ortodoks Mezarlığı içinde bulunan küçük şapelin yanı sıra
bölgede bir de kilise bulunmaktadır. Ahşap bir yapıya sahip olan ve 1914
yılında inşa edilen Aya Markella adında Ortodoks Rum kilisesi, günümüze
ulaşmamıştır. İzmir’de sokakların numaralandırılmasından önce bölgede
kullanılan dilimizdeki sokak adları ise şunlardır:
Selamet, Bakkal, Yazlık, Ferah, Baladur (Balladour) ya da Baladuroğlu, İleri,
Demir Mehmetçik, Makara, Şark, Şimal, Kenare, Mızraklı, Makara, Küçük Sepetçi,
Türkoğlu, Sepetçi, Köprücü, Cesaret, Savlet, Toprak, Taş İskele, Papağan, Avcı,
Altın, İğdeli, Şişe Fabrikası ya da Şişe, Havai, Yalı, Hücum.
Darağacı, var oluşundan bu yana taşıdığı
gizemini günümüzde de sürdürmekte ve kentimizin bakımlı bölgelerinden biri
olmayı hak etmektedir.
Sayın Yaşar Ürük'ten alınmıştır.
Sayın Yaşar Ürük'ten alınmıştır.


