Astroloji, MS 2. yy’da filozof Kladuos
Batlamyus tarafından geliştirilmiş. Bir inanç sistemidir. Aslında Batlamyus
Sumer medeniyetinin yaptığı gökbilimi araştırmalarının bulduğu verilerle, gök
cisimlerinin hareketlerini incelemiş ve gökcisimlerinin hareketlerini
sistematize etmeye çalışmış bir bilgin ve bilim adamıdır. Astronomi biliminin
temellerine dayanan, fakat yanlış bilgileri kullanarak, gökcisimlerinin, insan
hayatının aşk ve kariyer gibi fenomenlerini etkileyebileceğine hatta bazı
günlerin ve haftaların bu takvim uyarınca uğursuz sayılabileceğini söylediği
bir eser vermiştir. Tetrabiblos adını verdiği bu eserde hazırladığı yıldız
takvimi, evrenin merkezine insanı koyar ve insanın anne karnından çıkıp da
dünyada aldığı ilk nefes esnasında gökyüzünün durumuna göre, o insana bir
karakter atfeder. İşin ilginç kısmı şudur; Batlamyus bu haritayı hazırladıktan
sonra Astroloji bir gıdım bile ilerlememiştir. Öyle ki; dünyanın yörünge
açısının Batlamyus’un varsaydığından 23 derece daha aşağıda olduğu, dünyanın yuvarlak
olduğu gibi astronomi ve coğrafya gibi bilim dallarının çok ciddi anlamda
ilerlemesine yardımcı olan yeni bilgilere rağmen, Astroloji bugün bile aynı
yıldız takvimini kullanır. Bütün bu gelişmelerin üzerine bir de 20. yy’da
yapılan keşiflerle gökyüzünün 12 takım yıldızı bir yana, trilyonlarca
galaksiden ve trilyonlarca takım yıldızlarından oluştuğunu düşünecek olursak
astrolojinin ne olup ne olmadığını anlayabiliriz.
İngiltere’de yapılan bir deney:
Rastgele seçilen 20 insana, o haftanın "Oğlak Burcu" yorumu kendi burç
yorumlarıymış gibi okutuluyor ve insanlara bu yorumlarda yazılanların
kendileriyle gerçekten uyuşup uyuşmadığı sorulduğunda evet ve hayır cevapları
eşit çıkmıştır. İşin ilginci, deney yapılan insanların içlerinde Oğlak Burcu
olan tek kişinin de ‘hayır, bu yazılanlar benimle uyumlu değildir’ demesi
olmuştur. Ardından bu deney dünyanın farklı yerlerinde de denenmiş ve sonuçlar
%93 aynı olmuştur.
Akla gelen ilk soruysa şu; “ben burç özelliklerini okuduğumda, bu
özelliklerin kendimde olduğunu görüyorum, bilim bunu da açıklayabilir mi?”
Evet açıklayabilir. Psikoloji bilimiyle.
Konuyla ilgili bir alıntı;
“Diğer
insanların sizden hoşlanması ve hayranlık duyması sizin için önemli olsa da
kendinizi değerlendirmekte temel kriter kendinizsiniz. Bazı karakter
zayıflıklarınız var, fakat bunları artı yönlerinizle kapatabiliyorsunuz. Henüz
yeterince değerlendirmediğiniz, kullanılmamış bir kapasiteniz var. Dışarıdan gözüken disiplinli ve kontrollü insanın aksine, içinizde, hassas ve güvenlik
ihtiyacı hisseden bir birey var. Zaman zaman doğru olanı yapıp yapmadığınız ya
da doğru kararı verip vermediğinizle ilgili şüpheye düşüp, sıkıntılar, iç
hesaplaşmalar yaşıyorsunuz. Hayatınızda belirli bir miktarda değişim olması
gerekli. Sınırların ve yasakların varlığından rahatsız oluyorsunuz. Kendi
düşüncelerinize değer veriyor, başka insanların düşüncelerinin doğruluğunu
olduğu gibi kabullenmiyorsunuz; İnanabilmek için size tatmin edici delil
gerekli. Aynı zamanda diğer insanlara karşı çok açık sözlü olmanın da pek yerinde
bir davranış olmadığını düşünüyorsunuz. Zaman zaman içten, cana yakın ve
sokulgan olabilirken zaman zaman da içe dönük ve sıkılgan olabiliyorsunuz. İstek
ve tutkularınızın bazıları kısmen gerçekdışı.”
Bu metin, sizi ne kadar iyi anlatıyor?
psikolog Bill Forer, bir karakter testi düzenlediği öğrencilerine sorulara
verdikleri cevaplara hiç bakmadan bu metni vermiş ve bu soruyu sorarak metnin
yakınlığına göre 0 ile 5 arasında bir puan vermelerini istemiş. Puan ortalaması
4.26 çıkmış. aynı şey 1948 yılından beri defalarca denenmiş psikoloji
öğrencileri üzerinde ve ortalama 4.2.
İnsanlar, doğaları gereği bazı
yargıları kendileriyle örtüştürme konusunda eğilimlidirler. Hele bir de bu
özellikler toplum tarafından özellikle beğenilen ya da eleştirilen özellikler
olabiliyorsa.
Peki, astrolojinin ne zararı olabilir? Astroloji,
az önce de belirttiğim gibi, toplumda özellikle beğenilen ya da eleştirilen
özellikleri insanların doğum tarihlerine göre sınıflandırıyor. Ardından gazete,
dergi ve televizyonlarda topluma pazarlanıyor ve insanlar farkında olmadan
ayrıcalık yaratıp çeşitli sosyal gruplara bölünüyorlar ve sosyal ilişkilerini
hiçbir nesnel geçerliliği olmayan, ilkel bir fenomene bağlıyorlar, hem de
farkında olmadan.