27 Aralık 2013 Cuma

Astroloji.

Astroloji, MS 2. yy’da filozof Kladuos Batlamyus tarafından geliştirilmiş. Bir inanç sistemidir. Aslında Batlamyus Sumer medeniyetinin yaptığı gökbilimi araştırmalarının bulduğu verilerle, gök cisimlerinin hareketlerini incelemiş ve gökcisimlerinin hareketlerini sistematize etmeye çalışmış bir bilgin ve bilim adamıdır. Astronomi biliminin temellerine dayanan, fakat yanlış bilgileri kullanarak, gökcisimlerinin, insan hayatının aşk ve kariyer gibi fenomenlerini etkileyebileceğine hatta bazı günlerin ve haftaların bu takvim uyarınca uğursuz sayılabileceğini söylediği bir eser vermiştir. Tetrabiblos adını verdiği bu eserde hazırladığı yıldız takvimi, evrenin merkezine insanı koyar ve insanın anne karnından çıkıp da dünyada aldığı ilk nefes esnasında gökyüzünün durumuna göre, o insana bir karakter atfeder. İşin ilginç kısmı şudur; Batlamyus bu haritayı hazırladıktan sonra Astroloji bir gıdım bile ilerlememiştir. Öyle ki; dünyanın yörünge açısının Batlamyus’un varsaydığından 23 derece daha aşağıda olduğu, dünyanın yuvarlak olduğu gibi astronomi ve coğrafya gibi bilim dallarının çok ciddi anlamda ilerlemesine yardımcı olan yeni bilgilere rağmen, Astroloji bugün bile aynı yıldız takvimini kullanır. Bütün bu gelişmelerin üzerine bir de 20. yy’da yapılan keşiflerle gökyüzünün 12 takım yıldızı bir yana, trilyonlarca galaksiden ve trilyonlarca takım yıldızlarından oluştuğunu düşünecek olursak astrolojinin ne olup ne olmadığını anlayabiliriz.
İngiltere’de yapılan bir deney: Rastgele seçilen 20 insana, o haftanın "Oğlak Burcu" yorumu kendi burç yorumlarıymış gibi okutuluyor ve insanlara bu yorumlarda yazılanların kendileriyle gerçekten uyuşup uyuşmadığı sorulduğunda evet ve hayır cevapları eşit çıkmıştır. İşin ilginci, deney yapılan insanların içlerinde Oğlak Burcu olan tek kişinin de ‘hayır, bu yazılanlar benimle uyumlu değildir’ demesi olmuştur. Ardından bu deney dünyanın farklı yerlerinde de denenmiş ve sonuçlar %93 aynı olmuştur.
Akla gelen ilk soruysa şu; “ben burç özelliklerini okuduğumda, bu özelliklerin kendimde olduğunu görüyorum, bilim bunu da açıklayabilir mi?” Evet açıklayabilir. Psikoloji bilimiyle.
Konuyla ilgili bir alıntı;
“Diğer insanların sizden hoşlanması ve hayranlık duyması sizin için önemli olsa da kendinizi değerlendirmekte temel kriter kendinizsiniz. Bazı karakter zayıflıklarınız var, fakat bunları artı yönlerinizle kapatabiliyorsunuz. Henüz yeterince değerlendirmediğiniz, kullanılmamış bir kapasiteniz var. Dışarıdan gözüken disiplinli ve kontrollü insanın aksine, içinizde, hassas ve güvenlik ihtiyacı hisseden bir birey var. Zaman zaman doğru olanı yapıp yapmadığınız ya da doğru kararı verip vermediğinizle ilgili şüpheye düşüp, sıkıntılar, iç hesaplaşmalar yaşıyorsunuz. Hayatınızda belirli bir miktarda değişim olması gerekli. Sınırların ve yasakların varlığından rahatsız oluyorsunuz. Kendi düşüncelerinize değer veriyor, başka insanların düşüncelerinin doğruluğunu olduğu gibi kabullenmiyorsunuz; İnanabilmek için size tatmin edici delil gerekli. Aynı zamanda diğer insanlara karşı çok açık sözlü olmanın da pek yerinde bir davranış olmadığını düşünüyorsunuz. Zaman zaman içten, cana yakın ve sokulgan olabilirken zaman zaman da içe dönük ve sıkılgan olabiliyorsunuz. İstek ve tutkularınızın bazıları kısmen gerçekdışı.” 
Bu metin, sizi ne kadar iyi anlatıyor? psikolog Bill Forer, bir karakter testi düzenlediği öğrencilerine sorulara verdikleri cevaplara hiç bakmadan bu metni vermiş ve bu soruyu sorarak metnin yakınlığına göre 0 ile 5 arasında bir puan vermelerini istemiş. Puan ortalaması 4.26 çıkmış. aynı şey 1948 yılından beri defalarca denenmiş psikoloji öğrencileri üzerinde ve ortalama 4.2.
İnsanlar, doğaları gereği bazı yargıları kendileriyle örtüştürme konusunda eğilimlidirler. Hele bir de bu özellikler toplum tarafından özellikle beğenilen ya da eleştirilen özellikler olabiliyorsa.
Peki, astrolojinin ne zararı olabilir? Astroloji, az önce de belirttiğim gibi, toplumda özellikle beğenilen ya da eleştirilen özellikleri insanların doğum tarihlerine göre sınıflandırıyor. Ardından gazete, dergi ve televizyonlarda topluma pazarlanıyor ve insanlar farkında olmadan ayrıcalık yaratıp çeşitli sosyal gruplara bölünüyorlar ve sosyal ilişkilerini hiçbir nesnel geçerliliği olmayan, ilkel bir fenomene bağlıyorlar, hem de farkında olmadan.