Bir insanın hayatı Osmanlının
çöküşü ve Cumhuriyet'in kuruluşuyla ancak bu kadar özdeşleşebilir. Sen soylu
Şakir Paşa ailesine Girit'te doğ, sonra Atina'nın en elit kesimi içinde
çocukluğunu geçir, Büyükada'da ilk okula git, 1907'de Robert Kolej'den mezun
ol, İkdam'da ilk çeviri yazını yayımla, sonra git babanı vur.
Ama öncesi var.
Cevat Şakir orta öğrenimi bittikten
sonra, o zamanlar modern Osmanlı aristokrasisinde moda, ille de yurt dışına
gidecek. Nereye? Babası ille de Oxford'da tarih okumasından yana, ama o
denizcilik öğrenmek istiyor. Tabii pederşahi Osmanlı adabı modern kişi
özgürlüğüne üstün geliyor ve Cevat Şakir paşa paşa tarihçi oluyor, ama sanatçı
ruhlu bir insanı, klasik normların içine sokup, yaratıcılığa yabancı aptallığa,
monotonluğa zorlayamazsınız. Bütün kardeşleri sanatçı olan birinden, kuru bir
bilim adamı çıkaramazsınız. Tabi o kişi ruhunu satmaya razı olmazsa (satmak çok zordur ve ölümden beterdir).
Cevat Şakir'de ilk çatlak da bir İtalyan kızına aşık olmasıyla ortaya çıkıyor.
1913'de onunla evlenip İtalya'ya gidiyor ve orada ressamlık öğreniyor, (tarihçilikle alakası yok). Ve
İstanbul'a dönüyor ki, Birinci Dünya Savaşı eşiği, babası iflas etmiş,
Afyon'daki Kabaağaç çiftliğine yerleşmiş. İşte orada o günlerin karanlık
ikliminde babası her ne söylediyse, Cevat Şakir babasını vuruyor ve yargılanıp
kürek cezasına çarptırılıyor. Osmanlı'nın ölmekte olduğu yıllar.
Cezasının yedi yılını çeken Cevat
Şakir, verem diye salınıveriyor ve o da 1925 yılına kadar yazılar yazıyor,
karikatürler çiziyor, dergi kapakları yapıyor ve o yıl, Kurtuluş Savaşı
kazanılmış, Cumhuriyet kurulmuş, ortalık durulmamış, asker kaçakları ortalıkta
dolaşıyor, asılan asker kaçaklarına üzülen bir yazı yazıyor ve kendini bir anda
İstiklal Mahkemesi'nin iki Ali'sinin önünde buluyor. Ali Çetinkaya onu asmaya
kalkıyor, Kılıç Ali "sürelim"
diyor ve bilmeden Türkiye'ye ve tabii Bodrum'a büyük bir iyilik ediyor. Bodrum
o zaman, eski bir Haçlı Kalesi'nin etrafında birkaç evden oluşan köy irisi bir
yer.
Cevat Şakir'in, eski adı “Halikarnasos” olan bu yeri nasıl
benimseyip nasıl sevdiğini, bir yazarın hiç yoktan bir şehre nasıl ruh
verebileceğini, ondan sonra görüyorsunuz ki, yazarlığı küçümseyen tüm betonarme
dallamalara kapak olacak düzeyde çok ayan beyandır.
Cevat Şakir, burada oturup,
mesela benim ilk gördüğümde yabancı bir kitap sandığım "Aganta Burina Burinata"yı yazmıştır. Bu kitabı üniversite
talebesiyken Beyoğlu'nda, bir Fitaş öncesi galiba Taksim'deki kitap
sergilerinde keşfetmiştim. Bilgi yayınlarının ince uzun küçük kitaplarından
biriydi, ama kitabın kapağını unutmaya imkan yoktur. İri dalgalara konmuş gibi
duran bir eski Yunan yelkenlisi.
Aslında bir akım başlatacak yeni
bir anlayışı da, bu kadar kısa net sembolik bir şekilde anlatmak, bu kitabın
kapağına nasip olmuştur. Kendine "Halikarnas
Balıkçısı" diye bir ad takan Cevat Şakir, Bodrum'da balıkçılık başta
olmak üzere her işi yapıp, Cumhuriyet tarihinin ilk Mavi Yolculuğuna da
çıkmıştır. Bugün, Ege'nin bakir kalmış çok çok nadir köşelerinden bir kısmını
görmek için yapılmaya devam edilen Mavi Yolculuğun o cennet doğasına beton
kondurmaya kalkanlara karşı mücadele edenlerin de adını büyük saygıyla
andıkları Cevat Şakir, Bodrum'da doğanın en güzel yerine, göz zevkine
sövercesine, keçilerin çıkamayacağı yerlere, Lego tipi "villa" dikmiş olanları bilmem, ama bu evlere "Plastik Lego evleri" adını
takan yabancı arkadaşım bile, Cevat Şakir'in kim olduğunu öğrenip ona hayran
kaldı.
Türkiye'de "Yazarlıkla para kazanılmaz" lafının ağızlarda sakız
olduğu dönemlerin daha başlangıcında, turizm rehberliği ve yazarlık yaparak
yaşamış Cevat Şakir.
Sonradan Mavi Yolculuk diye
adlandırılan yolculuklara çıkarken, yanlarına sadece karık ve peksimet
alırlarmış ve tabii bir de rakı. Medeniyetten tamamen sıyrılıp, ruh detoksu
yapılan radyolu yıllar. O koylar hala akvaryum gibi, ama daha nereye kadar?
Bodrum'a gelen ilk
entelektüeller, Halikarnas Balıkçısı'nın arkadaşları. Sadece peksimet ve
katıkla denize açılıp denizi yaşayanların yazdığı kitaplar da deniz kültürüyle,
balıkçılarla ilgilidir elbette. Daha sonra Yaşar Kemal'in dilinden düşmeyen
Homeros'a uyanan sevgi, entelektüellerin denizin ruhunu keşfetmeleri, gene Halikarnas
Balıkçısı sayesindedir.
Bodrum'da onun resimlerini, sözlerini içeren plakatları her yerde
görürsünüz, adına yapılmış bir müze var. Bodrum Belediye Başkanı Mehmet
Kocadon'un ondan nasıl saygıyla söz ettiğini duymalısınız. Halikarnas Balıkçısı
Cevat Şakir, Bodrum'un ruhudur. Bodrum'un şimdi dünyadaki İstanbul'dan sonra,
tek marka şehir olmasını bir yana bırakalım, özgün bir yaşam tarzı ve kültürünü
tüm betonlaşmaya rağmen koruyabilmesinde bile, bu neşeli yazarın payı vardır.
Bodrum'dan ayrılırken yol kenarında güleç bir resmi, yanında da şöyle bir sözü
vardı: "Bodrum'dan, geldiğin gibi
ayrılamayacaksın." Kendi adıma söyleyeyim, kesinlikle doğru!