"Türkiye'de herşey olursunuz, ama rezil olmazsınız"
Murathan Mungan
Yıl sonlarında adettir, bir önceki yılın önemi olaylarının bir dökümü yapılır ve politikacı "incileri" hatırlanır. Gaf yapmanın masum bir yanı da vardır elbette, ama başkalarını aşağılamaktan sakınmayan iktidar politikacılarının utanmazlığı, bu utanmazlığın nedenleri ve sonuçları hakkında düşünmemizi gerektirecek boyutlarda.
Murathan Mungan
Yıl sonlarında adettir, bir önceki yılın önemi olaylarının bir dökümü yapılır ve politikacı "incileri" hatırlanır. Gaf yapmanın masum bir yanı da vardır elbette, ama başkalarını aşağılamaktan sakınmayan iktidar politikacılarının utanmazlığı, bu utanmazlığın nedenleri ve sonuçları hakkında düşünmemizi gerektirecek boyutlarda.
Utangaçlık, günümüzde genellikle bir zayıflık sayılır. Ama bir düşünün,
kimse utanmasaydı ne olurdu? Yazımın konusu da bu.
Utanmak, çeşitli varyasyonları ve türleri olan insani bir duygu.
Çekingenlik, mahcubiyet, sıkılganlık, ürkeklik, hepsi akraba kavramlar. Aralarında
kategorik farklar olanlar da var elbette. Ben, ayrıntıda boğulmadan, esasen
kamuyu ilgilendiren siyaset alanındaki utanmazlıktan bahsedeceğim.
İçinde yaşadığımız teşhircilik çağında utangaçlık, eskisinden çok daha
önemli. İlginç olan diğer bir konu, çeşitli modern filozofların utangaçlık
konusundaki fikirlerinin, kendi utangaçlıklarını da ele vermesidir. Kutsal
kitaplarda bile bahsedilen utanmazlık ve utanç ile, bir tür sosyal fobi olan çekingenliği
ayrı değerlendirmeye çalışacağım (Schüchternheit/Shyness).
Utanmanın ve utanmazlığın sosyal hayatta, politikada ve devletteki
rolünü anlatan en eski eser, “İlyada”dır.
Çanakkale bölgesindeki Troya savaşlarını anlatan Homeros'un bu muhteşem destanında utanç, “Aidos” kavramıyla ifade edilir. Şair Hesiod için "Utanmak (Aidos), adaletin, erdemin, görgünün
ifadesidir." Destanda döne döne anlatılan “Erdemli insan”, utanma özelliğine sahip olan insandır. Utanmayan
insan adil olmayan, görgüsüz insandır. Orada “Utanmak” şöyle tarif edilir: "Erdemli insanın, çirkin
birşey yapınca yaşadığı/düştüğü durumdur." Demek ki bir insanın
utanabilmesi için önce, erdemli biri olması gerekir. Erdemli olmayan, "çirkin birşey yapınca"
utanmaz.
Platon, “Utanmak” tarifi konusunda bir adım
ileri gider ve "Erdemli davranışın temeli utanmaktır" der.
Utanmak, insanların bir arada yaşayabilmelerini mümkün kılan, toplumsal
kuralların konmasını ve onlara riayet edilmesini sağlayan en önemli duygudur.
Aynı yerde, Zeus ve Protagoras diyaloğunda Tanrı şöyle der: "İnsanlar
utanma duygusuna sahip olmasalardı, devletler de varolmazdı." Çünkü
utanma duygusu olmasaydı, insanların birbirine karşı saygılı olması ve
toplumsal kurallara uymak derdi olmazdı. Ve toplumun olmadığı bir yerde devlet
zaten olmazdı. Tanrı, utanmazlara karşı nefretini ve acımasızlığını da şu sözlerle
ifade ediyor: "Utanmayı bilmeyeni, devletin bedeninde bir urmuş
gibi öldürmeli."
İlyada destanındaki “Aidos”
(Utanmak) kavramı, kendine hakim olmak anlamında kullanılıyor. Biz bunu,
"Eline-diline-beline hakim olmak" sözüyle de karşılayabiliriz.
Aidos'un diğer anlamları; itidalli olmak, ölçülü olmak, dürüstlüktür.
Aristoteles, “Aidos”un (Utanmanın), insanı islah eden
mükemmel bir yanının olduğunu söyler ve insanın ahlaki olgunluğa ulaşmasında
utanmanın merkezi önemde olduğuna dikkat çeker.
Stoacı filozoflar da utancı, "Haklı tekdirden kaçınan ahlaki
çekingenlik" diye tarif ederler. Burada "Tekdir" sözünü özellikle seçtim, çünkü kaderle ilişkili
bir sözcüktür, yani ilahi bir haklılığa sahiptir. Nush'dan (ikazdan) sonra gelir. Utanmaktan kaçınmayanların yönetici
makamlarda bulunması ise, toplumdaki kaos kaynaklarından biridir, çünkü
utanmazlık, adaletin olmadığı (veya
bozulduğu), böylece toplumsal güvensizliğin arttığı, toplumun
parçalanmakta/ufalanmakta olduğu bir zehirli atmosfer yaratır.
Utangaçlıktan kategorik farklılıklar gösteren “Çekingenlik”ten de bahsetmem gerek.
Genellikle bir psikolojik bozukluk sayılan sosyal fobi ve çekingenlik, eski kaynaklardaki eski haliyle de negatif bir şey olarak gösterilir. Mesela Stoacılar “Aişine” diye irrasyonel bir utangaçlıktan da bahsederler ve tasvib etmezler. Ama sosyal fobinin, günümüz dünyasında ABD'de halkın yüzde 45'ini, Japonya'da halkın yüzde 57'sini kapsadığı düşünülecek olursak, psikilogların "hastalık" saymasından daha öte bir anlam ifade ettiği anlaşılır.
Genellikle bir psikolojik bozukluk sayılan sosyal fobi ve çekingenlik, eski kaynaklardaki eski haliyle de negatif bir şey olarak gösterilir. Mesela Stoacılar “Aişine” diye irrasyonel bir utangaçlıktan da bahsederler ve tasvib etmezler. Ama sosyal fobinin, günümüz dünyasında ABD'de halkın yüzde 45'ini, Japonya'da halkın yüzde 57'sini kapsadığı düşünülecek olursak, psikilogların "hastalık" saymasından daha öte bir anlam ifade ettiği anlaşılır.
"Çekingenlik" kavramının 18'inci yüzyılda kullanılmaya başlandığını biliyoruz.
20'inci yüzyıl başında sosyolog/filozof Max
Scheler'in deyimiyle, "insan doğasının bir parçası"dır.
Ve en önemlisi de, modernleşme döneminde insanlara hakim olan ve hayatı "Ben" (Ego) etrafında kuran
anlayışın bir ifadesidir. Para ilişkilerinin ortaya çıkıp yaygınlaşması sonucu,
insanların toplumsal bağlardan giderek sıyrıldıklarını ve bu durumun da "Ben" duygusunu
güçlendirdiğini söyleyebilirim (Bu konuda
blogda başka yazılar da bulunuyor). Norbert
Elias, çekingenlik duygusunun, "16'ıncı Yüzyıldan bu yana,
uygarlaşmanın bir parçası" olduğunu söylüyor. Onun anladığı anlamdaki "uygarlık", insanın
bireyleşmesidir elbette. Ama günümüzdeki yaygın çakingenliği nasıl
açıklayacağız?
Bir "Teşhir Çağı"nda
yaşıyoruz. İlgi çekmek, "herşey"
haline geldi. "Para"nın
yerini "İlgi borsası"nın (yani "kaç kere tıklandın?",
"kaç takipçin var? gibi "değerler"in) alabileceğinin
konuşulduğu günümüzde, insanların kendilerini teşhire mecbur hissetmelerine
karşı en insani tepki çekingenliktir.
"Çekingenlik de çekingen
olduğundan" (deyim Florian Werner'e
ait), girişkenliğin arkasına gizlenebilir. Yani şak şak gülen, çenesi düşük
ve utanmaz televizyon moderatörlerinin ardında birer çekingenin saklanması çok
doğaldır. Çünkü günümüzün popülariteye ve paraya odaklı toplumu normal değil.
İnsanlara doğal mahremiyet ortamı sunmuyor. Norbert Bolz'un deyimiyle "İnternet Kültür Devrimi",
mahremiyeti gittikçe daraltıyor. Ve bu duruma en doğal tepki de çakingenlik oluyor.
Utangaç olmayan, çekingenlik de bilmeyenlere Rowland S. Miller, kafadan "Antisosyal psikopatlar"
diyor ve utanmazlığın, nasıl toplumsal kaos ürettiğini anlatıyor. W. Ray Crozier, toplum için çok tehlikeli utanmaz tutumları, "Duyarsız, merhametsiz, gaddar,
saygısız ve kaba" buluyor.
Günümüz dünyasında
utangaç biri olmak en başta, "normal
varlık" sayılan postmodern Homo oeconomicus'a verilen en insani yaygın
tepkidir.Kaynaklar:
Florian Werner, "Schüchtern" 2012
Homeros, "İlyada"
Max Scheler, "Über Scham und Schamgefühl" 1957
Norbert Elias, "Über den Prozeß der Zivilisation" 1997
Norbert Bolz, "Wettkampf der Feuerwerker" 2010
Rowland S. Miller, "Shyness and Embarrassment Compared" 2001
W. Ray Crozier, "The Social Nature of Social Anxiety" (Makale) 2001
