24 Ocak 2014 Cuma

Kirlenmiş Ruhlar.

"Neden savaştığımızı sormak, bir yaprağa neden düştüğünü sormak gibidir. Bu bizim doğamızda var..."
(Bir Video Oyunu Trailerından...)

Neden savaşırız? Neden doğru olmadığını bildiğimiz şeyleri doğru olmadığı halde yaparız? Erdemli bulmasak da kötü şeylerden alıkoyamayız kendimizi? Kıskanırız, aldatırız, ihanet ederiz, terk ederiz, öldürürüz, nefret duyarız, kin besleriz. Çünkü bunların hepsi doğamızda var. Çünkü insanı var eden şeylerin bütünü bu. İsyan, itaatsizlik, beğenisizlik, hazımsızlık, yetinmemek. Çünkü yasak olduğunu ve yememesi gerektiğini bildiği halde yasak olan bir elmayı yiyip sonsuz nimet ve güzellikler diyarı cennetten kovulan bir atanın soyundan geliyoruz. Hata yapmak bizi insan yapıyor. Arzularımız, ihtiraslarımız, hırslarımızı dizginleyememek, daha fazlasını istemek, kötü şeyler yapmak bizi insan yapıyor. İnsan budur. Ne kadar kabullenmek istemesek de her zaman içimizden azınlık bir grup iyi geri kalan tüm hepimiz kötü olarak yaşamımızı sürüyoruz. İçimizden milyonda bir iyi bir kaç insan çıkıyor. Ya üstün özelliklerle donatılmış bir peygamber ya da üstün zekâ ile yaratılmış aydınlar ya da üstün nefsiyle doğrunun elçiliğini yapan dervişler. Her zaman kötü ve kirlenmiş suretimiz doğanın üstünde sonsuz ve acımasız işgalciliğini sürdürüyor. Kavimler olup, medeniyetler kuruyoruz. Haddimizi aşıyoruz. Yaratıcıyı bile kızdırıp helak ettiriyoruz kendimizi. O kadar kirleniyor ki ruhumuz hepimizi topyekûn yok etmek istiyor bazen bizi var eden İlah. Bir tufan yaratıyor tüm dünya üzerinde yaşayan herşeyi yok etmek istiyor, sanki bizi yaratmış olmasına pişman olmuş gibi. Bir peygamberinin peşinde bir gemiyle iyi olan çok azımıza yaşama sansı tanıyor. Nuh Tufanı bitip yeni ve düzgün insan medeniyeti kurun diyerek ilahi bir ültimatom veriyor adeta. Birkaç yüzyıl sonra yine ineklere, böceklere tapıyor insani vahşetimizi ve kirliliğimizi yine yeryüzünün her köşesine salgın virüs gibi yayıyoruz.

Acaba Allah bizi seviyor mu?

Ne kadar fazla kötü, ne kadar fazla kirliyiz. Her zaman kurduğumuz dünyalarda kötülük, sefalet, adaletsizlik, horgörü, şer, zulüm, yozlaşma hâkim. Bin yıllar geçiyor ama biz değişmiyoruz. Doğayı işgal ettiğimiz yetmiyor, doğayı kirlettiğimiz yetmiyor birbirimizi yok ediyoruz. İçimizden çıkan iyileri yok ediyoruz. İçimizden çıkan iyileri takip eden iyileri hor görüyoruz, yok etmeye çalışıyoruz. Ve kendimizi avuttuğumuz tek doğru ve masum duygu da bunca pislik ve sefaletimize rağmen Tanrı'nın bizi bağışlayacak kadar büyük merhamet sahibi olduğu inancına sıkıca tutunmak. Defalarca kavimleri helak etmiş, birkaç kez tüm yeryüzünü yok edip yeniden medeniyet inşa ettirmiş bir Rab için beslediğimiz umut bile insanın ruhu gibi kalitesiz ve kifayetsiz.

Allah'ın yarattığı en sefil ve aciz varlık biz insanlarız belki de. O'nu hayal kırıklığına uğratıyoruz. Bize hayat veren bir varlığa yapabildiğimiz tüm kötülükleri yapıyoruz, O'nun rızasını kazanmak yerine...

Yatacak yerimiz yok...

Şeytan'ın bu varlığa secde etmemesini düşünün. Belki de haksız değil.

Bize bu fırsat verilse bırakın secde etmeyi karşımızdakini yok etmeye çalışırdık...

Şeytan'dan bile daha kötüyüz.

Kirlenmiş Ruhlarımız...