Bağırıp çağırmayı, stres yapmayı, kaba
davranmayı, önyargılı olmayı, hüzünlenmeyi eleştirmeyi, hep kötü şeyler
beklemeyi alışkanlık haline getirmişiz, iyimserlikleri raflara dolaplara
saklamışız.
Asık suratla yaşamayı tercih ediyoruz,
basit bir gülümsemeyi kendimize ve çevremizdekilere çok görüyoruz.
Geçmişle ilgili aklımıza hep yaşanan
köyü şeyleri getiriyoruz. Yaşanan güzellikler nedense aklımıza getirmiyoruz.
Olumsuzluk üretilen meclisleri terk edip
kalmak yerine orada oturup onları dinlemeyi tercih ediyoruz.
Hep oturuyoruz. Hep daracık evlere ve
ofislere sıkışmış kalmışız. Aklımıza doğaya çıkmak, bir akşam yürüyüşü yapmak
nedense gelmiyor.
Birilerinin evine gittiğimizde kendi
evimizle onun evini karşılaştırıyoruz. Ya ne güzel bak gezmeye gelmişsin
stresini atsana. Hayır. Kendi evimizdeki eksiklikler kafamıza takılıyor.
Evimizdeki fazlalıkları nedense kafaya takmıyoruz.
Kendimizi çoğu zaman salıveriyoruz
kendimize bakmıyoruz. Daha sonra aynanın karşısına geçip ne kadar çirkin
birisiyim diyoruz.
Birkaç kişi bir araya geldiğimizde her
şeyin çok güzel olduğunu söyleyen birine rastlamıyoruz. Herkes hayat denizinde
nasıl boğulduğunu anlatıyor. Ruhları dindiren bir konuşma yapmıyoruz.
Paramız yok, geçimimizi zor sağlıyoruz,
hepimiz hastayız, kayınvalidem bana neler çektiriyor, ülke satılıyor, hayat
beni bu aralar boğuyor, eşimle sürekli kavga halindeyiz. vs.
Ev sahibi değilken hep evimiz yok diye
sızlanıyorduk. Başımızı sokabileceğimiz bir ev aldık. Daha güzel bir ev alsak
ne olurdu diyoruz. Allah onu da nasip ediyor bize, Şimdide keşke birde
yazlığımız olsa diyoruz.
İkinci bir el arabamız olsun ayağımızı
yerden kessin yeter diyoruz. Çok şükür dileğimiz yerine geldi, ama rahat
durmuyoruz bir de sıfır araba alabilsek diye yakınıyoruz.
Karşınızda bir hata yapan var ise onu
affetmek yerine cezalandırmayı tercih ediyoruz.
Komşumuza rahatlayalım diye gezmeye
gidiyoruz. Yeni aldıkları plazma televizyonu görünce birden huzurumuz kaçıyor.
Gezme boyunca onu kafaya takıyoruz bizim ki niye yok diye. Rahatlayalım diye
gittiğimiz gezmeden iyice rahatsız olup evimize dönüyoruz.
Apartmanın kapısından girerken alt
komşunun kapısı açık ne oluyor diye soruyoruz. Oda pencerelerini PVC
yaptırıyoruz, bir de balkona katlanabilir cam taktırıyoruz diyor, moralimiz
iyice bozuluyor. Akşam bizimkisi gelsin bunları bir bir anlatacağım biz neden
yaptırmıyoruz?
Basit bir hastalığa yakalanıyoruz hayata lanet okuyoruz, başkaları niye hastalanmıyor diye sızlanıyoruz. Bizlerden daha kötü iyileşme umudu olmayan hasta ve hastalıklar var onları düşünüp nedense halimize şükretmiyoruz. hastanelerin onkoloji bölümünde yatan sürekli kemoterapi ve radyoterapi gören kanser hastalarını düşünmüyoruz.
Basit bir hastalığa yakalanıyoruz hayata lanet okuyoruz, başkaları niye hastalanmıyor diye sızlanıyoruz. Bizlerden daha kötü iyileşme umudu olmayan hasta ve hastalıklar var onları düşünüp nedense halimize şükretmiyoruz. hastanelerin onkoloji bölümünde yatan sürekli kemoterapi ve radyoterapi gören kanser hastalarını düşünmüyoruz.
Birisinin bir hareketini hemen üstümüze
almaya hazırız, onunla kavga etmeye ona küsmeye onu kırmaya programlamışız beynimizi.
En ufak bir tartışmaları kafaya takıyoruz ve günlerce onu düşünüyoruz. Olaylardan
çabuk kurtulmayı beceremiyoruz veya becermek istemiyoruz.
Çarşıda bir giysi almaya çıkıyoruz ilk
önce şehrin tüm mağazalarını dolaşıyoruz maalesef beğenemiyoruz. İkinci kez
tekrar çıkıyoruz. Maalesef tekrar hangisini alacağımıza karara veremiyoruz ve
her gün çıkıyoruz. Hayatımız hep kararsızlıklarla geçiyor.
Hayatı hatasız yaşamak istiyoruz. Hayatı
hep sağlıklı geçirilecek bir olgu olarak düşünüyoruz. Mükemmeliyetçi olarak
yaşamanın daha iyi olduğunu zannediyoruz. Yine bu adam pijamasını kaldırmamış,
yine çoraplar ortada, bu perdenin ucu niye eğri duruyor, bir hafta sonra günüm
var şimdiden temizliğe başlayayım, baharda yaklaşıyor en az on gün evi
temizlemem lazım, sehpanın örtüsü azıcık kıvrılmış onu düzeltmem lazım, ya
mutfakta iki kirli bardak kalmış kalkıp onları yıkayayım, yarın ne yemek yapa
cam, diş macununun kapağını kim kapatmıyor, kâğıt havlu böyle mi koparılır ve
kafaya taktığımız daha nice şeyler.
Komşularımızla birlikte bir araya
geldiğimizde hep ağlatan programlar seyredip, batsın bu dünyayla başlayan
şarkılar dinliyoruz, daha neşeli, insanı motive eden, eğlendiren, güldüren
programları seyretmiyoruz. Nedense hüzünden melankoliden hoşlanıyoruz.
Çocuklarımıza iyi bir eğitim
veremediğimizi onlarla yeterince ilgilenmediğimizi, onlara her istediğini
almadığımızı düşünüp hayıflanıyoruz. Çocuk yuvalarında annesiz ve babasız,
bakıcıların elinde büyüyen bebek ve çocukların hallerini düşünmüyoruz.
Aslında mutlu olmamız için o kadar çok
şey var ki, yeter ki beynimizi lüzumsuz kaygı ve streslerden uzak tutalım ve
bizde var olan güzellikleri görebilelim.