Uçsuz bucaksız bir çölün gözden uzak bir
yerinde, palmiye ağaçlarının arasında küçücük şirin bir vaha varmış. İhtiyar
Eliahu ailesi ile birlikte bu vahada yaşarmış. Doğudaki kasabanın kumaş tüccarı
Aleksius üç devesi ile birlikte şehre kumaş almaya giderken bir mola vermek
için vahaya uğramış. İhtiyar Eliahu’yu kızgın güneşin altında kan ter içinde
elinde kürekle çalışırken görmüş.
- Nasılsın ihtiyar? Barış
seninle olsun! Diye seslenmiş.
- Seninle de olsun diye
cevaplamış ihtiyar, elindeki işi bırakmadan.
- Bu kızgın güneşin altında
elinde kürekle ne yaparsın?
- Ekiyorum demiş
ihtiyar.
- Ne ekersin ki burada
Eliahu?
- Hurma demiş ihtiyar, etrafındaki
palmiyeleri göstererek.
Saçma bulduğu cevabı birileri ile paylaşır gibi
gözlerini göğe kaldırıp gülümseyerek:
- Hurma mı? Diye
tekrarlamış Aleksius. Sıcak senin beynine vurmuş sevgili dostum. Elindeki
küreği bırak da gel, sana soğuk bir bira ısmarlayayım.
- Hayır. İşimi bitirmem
lazım. İstersen işimi bitirdikten sonra içeriz.
- Söyle bakayım dostum, kaç
yaşındasın sen?
- Bilmem… Altmış, yetmiş,
seksen, bilmiyorum… Unuttum… Ne önemi var ki yaşımın şimdi?
- Bak dostum demiş
Aleksius. Hurma ağaçlarının meyve verecek olgunluğa ulaşmaları elli
yıl sürer. Sen benim dostumsun. Senin kötülüğünü istemem bilirsin. İnşallah
yüzyirmine kadar yaşarsın, ama sen de biliyorsun ki bugün ektiklerinin
meyvelerini yemek sana pek nasip olacak gibi değil. Bırak sen şu umutsuz işini
de benimle gel…
-Bak Aleksius diye cevaplamış ihtiyar. Ben,
benim yediğim hurmaları yemeyi düşleyen bir başkasının ektiği hurmaları
yedim!.. Şimdi ise, yarın başkalarının benim ektiğim hurmaları yiyebilmeleri
için ekiyorum. Bu başkaları tanımadığım insanlar bile olsalar, yalnızca onlara
saygı için bile olsa bu görevimi tamamlamaya değer.
Aleksius aniden durmuş. Birkaç saniye düşünüp
ihtiyara dönmüş.
- Sen ayaküstü bana büyük
bir ders verdin Eliahu. Müsaade et bu dersin bedelini sana bir kese altın ile
ödeyeyim. Bunu söylerken elini heybesine atmış ve bir deri kese
çıkararak ihtiyara uzatmış.
- Verdiğin altınlar için teşekkür ederim
arkadaşım demiş ihtiyar. Gördün mü, bazen böyle gelişir hayat. Sen
ektiğimi biçemeyeceğimi öngörüyordun. Söylediğin tartışma götürmez ve kesin
gibi görünüyordu. Ama bak… Daha ekmeyi bile bitirmeden hem bir kese altın hem
de bir dostumun saygı ve takdirini kazandım.
- Bilgeliğin beni büyülüyor
ihtiyar!.. Bu bana verdiğin ikinci büyük ders. Birincisinden çok daha önemli ve
anlamlı… Müsaade et bunu da bir kese altın ile ödeyeyim sana.
-Gördün mü? Bazen de böyle
gelişir hayat diye devam etmiş ihtiyar her iki elindeki keselere
bakarak. Biçmemek için ekiyordum ve bak… Ekmeyi bitirmeden bir değil, iki
keredir biçiyorum.
Aleksius dayanamayarak:
-Yeter, dur artık, konuşup
durma ihtiyar!.. Bana öğretmeye devam edersen korkarım bütün servetim bile
yetmeyecek.
