Kafka’dan Milena’ya
"Benim için
dünya binlerce “belki” ile dolu... Dürüst bir insanım Milena. Esaretin izin
verdiği kadar dürüst. Bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende.
Huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana. Herşeyi savaşarak kazanmak
mecburiyetindeyim. Sadece geleceğimi değil geçmişimi de kendim yaratmak
zorundayım. Dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem
gerekiyor. Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben?"
"İçinde
bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın. Ben bile anlayamıyorum
ki, başkalarına nasıl anlatırım! "
Arthur Rimbaud-Paul Verlaine
Londra, Cuma öğleden
sonra, 4 Temmuz 1873
Dön, dön artık,
biricik dost, dön. Artık iyi ve kibar olacağıma söz veriyorum. Sana karşı soğuk
davranmam inatla sürdürdüğüm bir şakaydı; bin pişmanım şimdi buna. Geri
dönersen unutulup gider. Bu şakaya inanmış olman ne acı! İki gündür durmadan
ağlıyorum. Geri dön. Biraz yüreklilik göster, sevgili dostum. Henüz hiçbir şey
yitirilmiş değil; yapacağın şey yalnızca bir dönüş yolculuğu. Burada yine
yüreklilikle, sabırla yaşarız. Yalvarıyorum sana. Hem daha çok senin iyiliğine
olacak bu. Geri dön, bütün eşyanı yerli yerinde bulacaksın. Umarım ki
tartışmamızda ciddi bir neden olmadığını sen de anlamışsındır şimdi artık. Ne
korkunç andı o! Peki ama gemiyi terk etmeni işaret ettiğimde sen niye gelmedin?
Bu noktaya varmak için mi iki yıl birlikte yaşadık? Ne yapacaksın şimdi? Buraya
gelmek istemiyorsan, senin bulunduğun yere geleyim mi?
Evet, haksız olan
benim.
Beni unutmayacaksın,
değil mi?
Hayır, unutamazsın
sen beni.
Ben seni hep
yüreğimde taşıyorum.
Dostunu yanıtsız
bırakma: birlikte yaşayamayacak mıyız artık?
Biraz yürekli ol.
Hemen yaz bana.
Daha uzun süre
kalamayacağım burada.
Yüreğinin sesinden
başka şey dinleme.
Yanına geleyim mi?
Hemen bildir bana.
Tüm yaşam boyu sana
bağlı kalacağım.
Hemen yanıtla beni.
Burada en çok pazartesi akşamına dek kalacağım. Üzerimde henüz bir peni bile
yok; elimdeki tüm parayı postaya veremem. Kitaplarını ve müsveddelerini
Vermersch’e bıraktım.
Seni bir daha
göremezsem, ya denizci olacağım ya asker.
Arthur Rimbaud
Napoléon Bonaparte'tan
Joséphine'e
Seninle dopdolu
olarak uyanıyorum. Yüzün ve dün akşamın o insanı sarhoş eden anısı duyularımı
bir an bile rahat bırakmadı. Tatlı ve eşsiz Josephine, kalbimde ne garip etki
yaratıyorsunuz siz! Kızıyor musunuz? Üzgün müsünüz? Kaygılı mısınız? Ruhum
üzüntüden yorgun düştü ve dostunuz için artık huzur diye bir şey yok... Ama
bana egemen olan o derin duyguya kendimi teslim ederek dudaklarınızdan,
kalbinizden beni kavuran bir alevi çekip aldığımda benim için daha da fazlası
söz konusu demek ki. Ah!. Yüzünüzün siz olmadığını asıl bu gece iyice fark
ettim. Öğlende gidiyorsun, üç saat sonra göreceğim seni. Beklerken, mio dolce
amor (benim tatlı sevgilim), bir
milyon öpücüğü kabul et; ama sen bana öpücük verme sakın, çünkü kanımı
kavuruyor öpücüklerin.
NB
Cemal Süreya'dan eşi Zuhal'e
12 Temmuz 1972
Zuhal'im,
hayat!
Hayatımsın. Bunu
bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden
yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben.
Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim
senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N'olur,
akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu
satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk
günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum. Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı
yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kol da
alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu
böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul
mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. "Üçüz, gözüz biz.
" Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir iki ayda seni, benden
biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o
sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman
zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde. Bunu böyle
yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni. Tek dalımsın. Memo'yla birlikte, ama
ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu.
Kahvenin önünden
otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum.
Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşcül
şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin
ıhlamuru. Gece yatakta Memo'yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk.
Uyuyunca seni uyuduk.
Akşamları eve
döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin...
Memo okuldan dönmüş
olsun. Kaçıncı sınıfta olsun?
Duygulu bir adamım
ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: "Je suis un
Sentimental. " O filmdeki adam gibi miyim nedir?
Öfkem belli olur,
coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.
Yalnız seninle
güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni.
Yaşayacağız.
Her şeyimi sana
borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun
elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.
Aşk büyüdü, aşk!
Sen hastanedeyken her
gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.
Yüzüğünden öperim
Victor Hugo’dan Juliette
Drouet’ye
31 Aralık 1851
Bu, zulmet ve şiddet
dolu günler boyunca harikuladeydiniz, Juliette’im. Sevgi istedim, verdiniz,
teşekkürler! Gizlendiğim yerlerde, sürekli tetikte beklemekle geçen gecelerin
sonunda, kapımda, parmaklarınızda titreşen anahtarların sesini işittiğimde o
kötülükler ve karanlıklar yok oluyordu; içeriye ışık giriyordu. Çatışmanın
kesildiği demlerde yanıbaşımda olduğunuz o korkunç ama bir o kadar da tatlı
saatleri asla unutamamalıyız. O küçük karanlık odayı, tavandan, duvarlardan
sarkan o eski şeyleri, yan yana duran iki koltuğu, masanın bir köşesinde
yediğimiz yemeği, getirmiş olduğunuz o soğuk tavuğu ömrümüzce unutmayalım;
tatlı sohbetlerimizi, okşamalarınızı, kaygılarınızı, adanmışlığınızı hep
anımsayalım. Beni sakin gördüğünüze şaşırmıştınız. Bu dinginlik nereden geliyor
biliyor musunuz?
Sizden…
Eren (Ernestine Leibovici) &
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Romanyalı ressam
Ernestine ile Türk ressam Bedri Rahmi 1930’lu yılların başında Paris’te
tanıştı. Onları bir araya getiren şey resme olan tutkularıydı.
Tutkuları büyük bir
aşka dönüştü.
Aşklarından geriye
sandıklar dolusu mektup ve evlerinin duvarlarına sığmayacak kadar çok resim
kaldı. Evlenmeden önce bir süre ayrı yaşamak zorunda kaldılar.
İlk mektup Bedri
Rahmi’nin Paris’te bulunan Ernestine’e yazdığı mektup, tarihi 25 Temmuz
1933.
“Memişcik,
Senden köprü üzerinde
ayrıldıktan sonra olup bitenleri sana anlatmamı ister miydin? Hayır hayır. Bu
anıları atlayalım. Bu anılar çok zor anlardı. Sadece boğazıma sıkışan, beni
boğan, nefes aldırmayan bir şeyler olduğunu sana söyleyebilirim. Ayaklarımın
üzerinde zor durabiliyordum. Valizlerimin üzerine bitap ve yapayalnız otura
kaldım. Saatimin 13.05 olduğunu fark ettim. Benim Bucişim 10 dakikadır, yoktu.
Her neyse, yolculuk başladı... Beyaz dalgalarla epey oyalandım. İki sene önce,
Trabzon’dan ayrılırken seyrettiğim dalgaları hatırladım. Bu sefer bu dalgalar
bana, bana fazla bir şey söylemediler.”
Ernestine’in 2 Eylül
1933 tarihli mektubu:
"Concorde”
meydanının yanındaki bankoların birinin üzerinde, uzun süre önce bana
söylediklerini hatırlıyorum. “Zor günler bizi bekliyor” demiştin. Çok
doğruymuş. İşte, sen Türkiye’ye döndün. Ben de Paris’te kalıverdim. Gözlerimden
yaşlar fışkırıyor. Ama ne yapayım, onları tutup biriktirmek içimde fırtınalar
yaratacak. Sana ne demeliyim? Sana her şeyi söylemek isterdim. Bunları yazınca,
boğazım tıkanıyor. Aramızdaki mesafeyi düşünüyorum. Şu hayatın cilvesine nasıl
dayanabileceğim bilmiyorum. Hayat, omuzlarıma çok ağır gelmeye başladı. Evet,
ümitlerle, cesaret verecek bir sürü de neden var ortalıkta, ama sevdiğim
insandan, bu kadar uzak ve çaresiz kalmak da inan bana, hiç kolay değil... Sana
yemin ederim ki çok zor. Gözlerimi kapayıp, başımı sallamak ve “Bütün bunların
hepsi bir rüyaymış” demek isterdim. Fakat bunu bir türlü yapamıyorum. Çünkü
rüyalar çok müphem. Halbuki sen, benim içimde capcanlısın. Seni, ta küçük
çocukluğumdan beri hayal etmiştim.
