19 Ekim 2013 Cumartesi

En İyi Aşk Mektupları.



Kafka’dan Milena’ya
"Benim için dünya binlerce “belki” ile dolu... Dürüst bir insanım Milena. Esaretin izin verdiği kadar dürüst. Bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende. Huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana. Herşeyi savaşarak kazanmak mecburiyetindeyim. Sadece geleceğimi değil geçmişimi de kendim yaratmak zorundayım. Dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem gerekiyor. Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben?"

"İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın. Ben bile anlayamıyorum ki, başkalarına nasıl anlatırım! "

Arthur Rimbaud-Paul Verlaine 
Londra, Cuma öğleden sonra, 4 Temmuz 1873 
Dön, dön artık, biricik dost, dön. Artık iyi ve kibar olacağıma söz veriyorum. Sana karşı soğuk davranmam inatla sürdürdüğüm bir şakaydı; bin pişmanım şimdi buna. Geri dönersen unutulup gider. Bu şakaya inanmış olman ne acı! İki gündür durmadan ağlıyorum. Geri dön. Biraz yüreklilik göster, sevgili dostum. Henüz hiçbir şey yitirilmiş değil; yapacağın şey yalnızca bir dönüş yolculuğu. Burada yine yüreklilikle, sabırla yaşarız. Yalvarıyorum sana. Hem daha çok senin iyiliğine olacak bu. Geri dön, bütün eşyanı yerli yerinde bulacaksın. Umarım ki tartışmamızda ciddi bir neden olmadığını sen de anlamışsındır şimdi artık. Ne korkunç andı o! Peki ama gemiyi terk etmeni işaret ettiğimde sen niye gelmedin? Bu noktaya varmak için mi iki yıl birlikte yaşadık? Ne yapacaksın şimdi? Buraya gelmek istemiyorsan, senin bulunduğun yere geleyim mi? 
Evet, haksız olan benim. 
Beni unutmayacaksın, değil mi? 
Hayır, unutamazsın sen beni. 
Ben seni hep yüreğimde taşıyorum. 
Dostunu yanıtsız bırakma: birlikte yaşayamayacak mıyız artık? 
Biraz yürekli ol. Hemen yaz bana. 
Daha uzun süre kalamayacağım burada. 
Yüreğinin sesinden başka şey dinleme. 
Yanına geleyim mi? Hemen bildir bana. 
Tüm yaşam boyu sana bağlı kalacağım.  
Hemen yanıtla beni. Burada en çok pazartesi akşamına dek kalacağım. Üzerimde henüz bir peni bile yok; elimdeki tüm parayı postaya veremem. Kitaplarını ve müsveddelerini Vermersch’e bıraktım. 
Seni bir daha göremezsem, ya denizci olacağım ya asker. 
Arthur Rimbaud

Napoléon Bonaparte'tan Joséphine'e
Seninle dopdolu olarak uyanıyorum. Yüzün ve dün akşamın o insanı sarhoş eden anısı duyularımı bir an bile rahat bırakmadı. Tatlı ve eşsiz Josephine, kalbimde ne garip etki yaratıyorsunuz siz! Kızıyor musunuz? Üzgün müsünüz? Kaygılı mısınız? Ruhum üzüntüden yorgun düştü ve dostunuz için artık huzur diye bir şey yok... Ama bana egemen olan o derin duyguya kendimi teslim ederek dudaklarınızdan, kalbinizden beni kavuran bir alevi çekip aldığımda benim için daha da fazlası söz konusu demek ki. Ah!. Yüzünüzün siz olmadığını asıl bu gece iyice fark ettim. Öğlende gidiyorsun, üç saat sonra göreceğim seni. Beklerken, mio dolce amor (benim tatlı sevgilim), bir milyon öpücüğü kabul et; ama sen bana öpücük verme sakın, çünkü kanımı kavuruyor öpücüklerin. 
NB

Cemal Süreya'dan eşi Zuhal'e
12 Temmuz 1972
Zuhal'im, hayat! 
Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N'olur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum. Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. "Üçüz, gözüz biz. " Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir iki ayda seni, benden biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde. Bunu böyle yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni. Tek dalımsın. Memo'yla birlikte, ama ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu. 

Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşcül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru. Gece yatakta Memo'yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk. 

Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin...
Memo okuldan dönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun? 
Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: "Je suis un Sentimental. " O filmdeki adam gibi miyim nedir?
Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür. 
Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni. 
Yaşayacağız.
Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.
Aşk büyüdü, aşk!
Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.
Yüzüğünden öperim

Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye 
31 Aralık 1851 
Bu, zulmet ve şiddet dolu günler boyunca harikuladeydiniz, Juliette’im. Sevgi istedim, verdiniz, teşekkürler! Gizlendiğim yerlerde, sürekli tetikte beklemekle geçen gecelerin sonunda, kapımda, parmaklarınızda titreşen anahtarların sesini işittiğimde o kötülükler ve karanlıklar yok oluyordu; içeriye ışık giriyordu. Çatışmanın kesildiği demlerde yanıbaşımda olduğunuz o korkunç ama bir o kadar da tatlı saatleri asla unutamamalıyız. O küçük karanlık odayı, tavandan, duvarlardan sarkan o eski şeyleri, yan yana duran iki koltuğu, masanın bir köşesinde yediğimiz yemeği, getirmiş olduğunuz o soğuk tavuğu ömrümüzce unutmayalım; tatlı sohbetlerimizi, okşamalarınızı, kaygılarınızı, adanmışlığınızı hep anımsayalım. Beni sakin gördüğünüze şaşırmıştınız. Bu dinginlik nereden geliyor biliyor musunuz?
Sizden…

Eren (Ernestine Leibovici) & Bedri Rahmi Eyüboğlu 
Romanyalı ressam Ernestine ile Türk ressam Bedri Rahmi 1930’lu yılların başında Paris’te tanıştı. Onları bir araya getiren şey resme olan tutkularıydı. 
Tutkuları büyük bir aşka dönüştü. 

Aşklarından geriye sandıklar dolusu mektup ve evlerinin duvarlarına sığmayacak kadar çok resim kaldı. Evlenmeden önce bir süre ayrı yaşamak zorunda kaldılar. 
İlk mektup Bedri Rahmi’nin Paris’te bulunan Ernestine’e yazdığı mektup, tarihi 25 Temmuz 1933.  

“Memişcik, 
Senden köprü üzerinde ayrıldıktan sonra olup bitenleri sana anlatmamı ister miydin? Hayır hayır. Bu anıları atlayalım. Bu anılar çok zor anlardı. Sadece boğazıma sıkışan, beni boğan, nefes aldırmayan bir şeyler olduğunu sana söyleyebilirim. Ayaklarımın üzerinde zor durabiliyordum. Valizlerimin üzerine bitap ve yapayalnız otura kaldım. Saatimin 13.05 olduğunu fark ettim. Benim Bucişim 10 dakikadır, yoktu. Her neyse, yolculuk başladı... Beyaz dalgalarla epey oyalandım. İki sene önce, Trabzon’dan ayrılırken seyrettiğim dalgaları hatırladım. Bu sefer bu dalgalar bana, bana fazla bir şey söylemediler.”

Ernestine’in 2 Eylül 1933 tarihli mektubu:
"Concorde” meydanının yanındaki bankoların birinin üzerinde, uzun süre önce bana söylediklerini hatırlıyorum. “Zor günler bizi bekliyor” demiştin. Çok doğruymuş. İşte, sen Türkiye’ye döndün. Ben de Paris’te kalıverdim. Gözlerimden yaşlar fışkırıyor. Ama ne yapayım, onları tutup biriktirmek içimde fırtınalar yaratacak. Sana ne demeliyim? Sana her şeyi söylemek isterdim. Bunları yazınca, boğazım tıkanıyor. Aramızdaki mesafeyi düşünüyorum. Şu hayatın cilvesine nasıl dayanabileceğim bilmiyorum. Hayat, omuzlarıma çok ağır gelmeye başladı. Evet, ümitlerle, cesaret verecek bir sürü de neden var ortalıkta, ama sevdiğim insandan, bu kadar uzak ve çaresiz kalmak da inan bana, hiç kolay değil... Sana yemin ederim ki çok zor. Gözlerimi kapayıp, başımı sallamak ve “Bütün bunların hepsi bir rüyaymış” demek isterdim. Fakat bunu bir türlü yapamıyorum. Çünkü rüyalar çok müphem. Halbuki sen, benim içimde capcanlısın. Seni, ta küçük çocukluğumdan beri hayal etmiştim.