Şöyle ki; lakerda
kelimesi İspanyolcadaki "La
kerrida" (istenince olan şey)
kelimesinden gelmektedir. Hal böyle olunca bunun bir Grek ismi olduğu savı
mesnedini kaybetmiş olur. İspanyol Musevilerinden balıkçı Behmuaras'ın
Toledo şehri balık halinin duvarında bugün bile asılı duran hikâyesi oldukça
inceliklidir.
Behmuaras, İspanya'nın
Malaga kentinde yaşayan fakir bir balıkçıdır. Ailesini geçindirmek için
yapabileceği başka bir iş yoktur. 1326 yılında, Musevilerce kutsal atfedildiği
için çalışmanın yasak olduğu bir Şubat ayı ve cumartesi günü balığa çıkar.
Küçük oğlu için onun çok sevdiği ton balıklarından avlamak istemektedir.
Karısının itirazlarını bir türlü dinlemez. Bu olaydan sonra aylarca balık için
açıldığı denizden eli boş dönünce bu kutsal atfettikleri günlere
hürmetsizliğini hatırlar. Af diler, yeniden ağlarının balıkla dolması için dua
eder. Duası kabul olunan Behmuaras sonraki aylarda ağlarına takılan ve oğlunun
çok sevdiği ton balıkları ile döner. Kutsal saydığı aylarda ava çıkamayacağı
için, tuttuğu balıkları tuza yatırıp uzun süre dayanacak şekilde salamura yapma
yolunu geliştirir. "La kerrida"
kelimesi balıkçının duasının kabulünü anlatır.
Balıkçılığı iyi bilen
İspanyol Musevilerin bir kısmı, 2. Beyazıt döneminde Osmanlı' ya sığınır.
Bunların önemli bir kısmı Selanik'e yerleştirilir. Lakerda'yı Selanikli Rum ve
Türk balıkçılara öğretirler. Yaygın olarak Rum balıkçılarca yapılan lakerda,
oradan İstanbul'a taşınır. Cumhuriyet dönemine kadar Rum nüfusun bir hayli fazla
olduğu Trakya ve İstanbul'da, bu meze yörede Türklerce de bilinen, yapımı yaygınlaşan
bir meze olmaya başlar. Lakerda yapımında olduğu gibi balığın tuzlu
salamura ile saklanma yöntemi sınıra yakın oluşları sebebiyle karşılıklı
etkileşimin güçlü olduğu, iki halkın uzun yıllar bir arada
yaşadığı Marmara kıyıları, Saroz körfezi civarı ile Çanakkale, Balıkesir,
İzmir gibi kentlerde de yaygındır.
Örneğin Avşa adası
gibi Marmara'nın ortasındaki küçük adalarda bile tuzlu salamura balıklar hazırlayan
genellikle Musevilerin ve Rumların elinde yürüyen işletmeler 19 yy. da bile
vardır. Şarköy, Hoşköy (Hora),
Mürefte, Gaziköy, Mürefte gibi mübadele dönemine kadar Rumların yoğun
yerleştiği Marmara kıyılarındaki yerleşimlerde de yapımı yaygındı.
Hatta onlardan boşalan evlere yerleştirilen Türk mübadillerin, toprak
çömleklerde zeytinyağına yatırılmış lakerdalar buldukları, belki Rumlarca
zehir katılmış olabileceğini düşünüp evlerden attıklarına
dair hatıralar yaşlılarca anlatılırdı.
Lakerda için tercih
edilen balık toriktir. Palamut balığının 55-65 cm’ye değin ulaşanları torik
olarak adlandırılmaktadır. Palamut, dolayısıyla torik bir göç balığıdır. Bahar
aylarıyla Karadeniz' e geçen palamutlar Istrancalar'dan kopup gelen besin
taşıyan akarsuların beslediği ağızlara yakın sularda görülür. Kıyıköy ve
İğneada, her av mevsiminin açılışında Trakya kıyılarında palamutlarıyla öne
çıkan ve İstanbullu balıkçıların rağbet ettiği balıkçı beldeleridir.
Sonbaharda ise bu balık Marmara denizine geçer ve Çanakkale boğazına kadar
görülür. Hatta Ege'ye kadar çıktıkları tespit edilmiştir. Bu yayılışları
sebebiyle lakerdayı en iyi bu yöredeki balıkçıların yapıyor olması
anlaşılabilir bir durumdur. Asıl tercih edilen torik ise artık Karadeniz'de
dahi çok az avlanabilmektedir. Daha büyüğü olan zindandelen balığı da yine
tercih edilen bir balıktır. Fakat belirttiğimiz gibi sularımızda azalan bu
türler yerine, daha bol avlanan palamut tercih edilmektedir.
Bu bilgilere yer
verdikten sonra İstanbullu ve Sarozlu balıkçılarca kendilerine has püf
noktalarıyla "en iyisini biz
yaparız" dedikleri lakerda tariflerinden bahsedelim.
Lakerda (İstanbul Usulü)
Lakerda için tercih
edilen öncelikli balık toriktir. Fakat artık çok az avlanabildikleri için
palamut balığıyla da lakerda yapılmaktadır. Karadeniz'de avlananları tercih
edilir. Zira poyraz rüzgârlarına açık palamutların etleri sıkı olur. Marmara
denizleri genelde lodosa açık olduğu için, Marmara'da lodosta avlanan
palamutların etleri gevşek olur. Lakerdası da dolayısıyla istenen lezzeti
taşımayabilir.
Tutulan balıkların
sırt dikenleri, alt ve yan yüzgeçleri eti zedelemeden çıkartılır. İç kısımları
dikkatlice çıkartılır. Çıkartılırken, varsa deniz suyu ile sık sık yıkanır ki
balığın iç pisliği etine leke bulaştırmasın.
Tezgâha yan yatırılan
balıkların baş kısmından 1-2 parmak altı ve kuyruk boğumundan 3-4 parmak
üstünden kesilir. Gövde kısmı keskin bir bıçakla etini zedelemeden 3-4 parmak
kalınlığında kesilir. Kesilen parçalar soğuk su dolu (bazıları buzlu suya koymayı tercih eder) kovalara alınır. Burada
kanlarını atmaları için yarım saat gibi bir süre bekletilirler. Ardından kovadaki
su dökülüp yenilenir. Böylece balıkların kanlı sularını atmaları amaçlanır. Bu
işlem 5-6 su değiştirilerek yarım saatte bir tekrarlanır. Ardından balıkların
ortasında yer alan ilik kanalları ince bir tel veya süpürge sapıyla iyice
temizlenir. Bu ilik kanalları kanlı kalırsa lakerdaya da sinerek bakteri
üreteceği için tüm emeklerin boşa gitmesine sebep olabilir. Bazı Rum balıkçılar
balığın kanını atması için bir gün, sirkeli tuzlu suda bekletmeyi tercih
ederler. Temizlenen ilik kanallarını da tuzlu, sirkeli harç ile doldurup, bu
kanalların kurutulmasını sağlarlar.
İyice temizlenip,
süzülen balık parçaları kurulanır. Bir cam kavanoza veya bir salamura
tenekesinin altına iri dişli kaya tuzu yerleştirilir. Balıkların kesilen
yüzeyleri de tuza iyice bulanıp, temizlenen karın kısımları üste gelecek
şekilde dik olarak ve sıkıca tuzun üzerine dizilmeye başlanır. Arzuya göre
aralarına birkaç parça defneyaprağı eklenebilir. Her balık diliminin üzerine
tamamen örtecek gibi kaya tuzu konulup diğer sıra balık dizilir. En üst sıranın
tuzu konulunca üzerine temizce bir bez peçete ve ağırlık yapan temiz
bir kapak konulup, ağzı kapatılır.
İki-üç günde bir
suyunu salan balıkların suları akıtılıp, yeniden aynı işlemlerden geçirilerek
tuzlanır. Her iki-üç günde bir tuzlama yapıldıkça, balıklar daha az kanlı su
salacaktır. Artık suyunu salmayacak hale gelinceye değin, yaklaşık bir ayı
geçkin bir süre sonra lakerdanız hazır hale gelecektir.
Artık su salmayan
lakerdaların üzerlerindeki fazla tuzlar silkelenir ve temiz bir cam kavanoza
alınırlar. Lakerdaya saf zeytinyağı ilave edilip yenecek zaman değin bu şekilde
muhafaza edilir.
Servise alınacak
lakerdaların dışını örten derisi dikkatlice kesilir. Keskin bir bıçakla
dilimlenen lakerdalar, kırmızı soğan yatağında, beraberinde bakla fava
ile servis edilir. Etine bir parça taze zeytinyağı gezdirilir. Ama sunumda
kesinlikle limon sıkılmaz. Etinin beyaza çalan uçuk pembe olması arzu edilir.
Eski lakerda
ustalarının yaptığı bir başka uygulama ise temizlenen, artık tuza yatırılacak
her bir balığın, dilimlendikten sonra şile bezinden havlu büyüklüğünden
peşkirlere sıkıca sarılmasıdır. Buna göre peşkirlerin üzerine bolca kaya tuzu
serilir. Üzerine kesilen yüzeyleri tuza bulanmış balıklar sıkıca yerleştirilir.
Üzerlerini örtecek kadar tuz eklenip, peşkirler sıkıca rulo şeklinde
sarmalanır. Güneş görmeyen bir kabın içine sıkıca boylu boyunca dizilirler.
Peşkir ıslanmaya ve balık suyuyla kanlanmaya başladıkça, peşkir değiştirilip
tuzlama işlemine devam edilir.
Saroz'da söz konusu
olan lakerda olunca, yörede yapılan tuzlu balıkla karıştırılmaması için tarifte
başka uygulamalar yapılır. Bu sebeple İstanbul' da tuza yatırılarak yapılan
balığa lakerda değil tuzlubalık gözüyle bakarlar.
Balıklar iyice
temizlenir. Soğuk temiz su içinde yarım saatte bir suyu değiştirilerek ilk
yoğun kanları akıtılır. İlik kanallarında yer alan kan, bir tel veya süpürge
sapıyla iyice çıkartılır.
Bu aşamadan sonra
İstanbullu balıkçılardan farklılaştıkları uygulamalar göze çarpar. Sarozlu
balıkçılar, tuz değil salamuralık tuzlu su içinde balığın kanını uzaklaştırma
ve lakerdayı hazırlama yolunu seçerler.
Bunun için 3 güne
yetecek kadar tuzlu salamura su hazırlarlar. Bu yaklaşık 15-20 lt. tatlı suya
ilk aşamada 2 avuç dolusu iri dişli kaya tuzu katılır. Kurulanıp salamura
tenekesine veya kovasına alınan balıklar karın bölgeleri üstte kalacak şekilde
dik olarak sıkıca dizilir. Salamura suyundan 5-6 lt. üzerine ilave edilir. Her
gün balıkların kanlarının geçtiği su akıtılır. Kalan salamura suyundan aynı
miktarda eklenir. Bu işlem aynı salamura suyu ile 3 gün boyunca sürer.
Bu süre sonunda tuz
oranı her defasında artırılarak 3'er gün yetecek salamura su hazırlanır. Yine
aynı şekilde suyu hergün yenilenerek balıkların üzerine bu su eklenir.
Gittikçe balıklar
kanlı su salmaz hale gelirler. Artık lakerdanın olacağına kanaat getirdiğiniz
son 2-3 gün, balıkların üzerini örtecek 5-6 lt. suya, içinde tuz
erimeyecek doyma noktasına gelecek kadar kaya tuzu eklenir. Hazırlanan sert
salamura suyu balıkların üzerine her defasında taze hazırlanıp 2-3 gün
uygulanır.
Bu süre sonunda
lakerdanız hazır hale gelecektir. Aynı şekilde hazırlanan lakerda zeytinyağına
yatırılarak güneş görmeyen serin bir yerde bekletilir.
Servis edilirken,
dilimlenen lakerdalar kısa bir süre (20
dk.) sirkeli suyla muamele edilip, üzerine sızma zeytinyağı gezdirilerek
servis tabağına alınırlar. Bakla fava ve kırmızı soğan bu mezenin en güzel
eşlikçileridir. Meze tabağının daha fazla kalabalıklaştırılması arzu edilmez.
Son aşamada üzerine değirmende tane karabiber çekilmesi de çok yakışan bir
sunumdur. Fakat limon sıkılması tüm bu sunuma limon sıkan bir durum olur.
“Trakya
Gezi Rehberi'ne sonsuz teşekkürlerimle...”
|
|


