Hayvanlar arasında, insana en yakın, en sıcak duran
hayvan kedi olmalı. Bu yakınlık, biraz da karşılıklı. Kedi, insana yakın
durduğu kadar, insanoğlu da kendini ona yakın hissetmiş. Bu yakınlığın en net
yansıması konuşmalarımıza yansıyan kedili deyimler, kedili atasözleri ve kedili
cümleler. Öyle ki, hayatta hiç kedi beslememiş, bir kediyi sıvazlamamış, bir kedi
tarafından tırmalanmamış insanlar bile, günlük konuşmalarında, “kedi gibi…” diyerek başlayan çok sayıda
benzetme kalıbını kullanmaktadırlar. “Kedi şiiri” yazan şairlerimizin sayısı
hiç de az değil. Kedi şiiri yazmasa bile, şiirlerinde “kedi”yi kullanmayan şair de yok gibi. Kedili benzetmeler, sokak
konuşmalarından, en edebi metinlere, akademik çalışmalardan, argo konuşmalara
kadar kendine yer bulmakta.
Dikkat edin, hepimiz, bir olayı daha iyi anlatmak, bir
kişinin davranışını daha iyi betimlemek, bazen sevgimizi bazen kızgınlığımızı,
bazen de nefretimizi anlatmak için, olayı, davranışı, özneyi kediye
benzettiğimiz çok olur. Kedi severler, kedilerin nankörlüğünü kabul etmeseler
de, dilimizde en çok yer edinmiş kedili deyim, “nankör kedi”dir. Şarkılara da girmiş bu deyim, nerede bir
vefasızlık olsa, durumu en iyi anlatan deyim olarak kullanılmaktadır. Çok
sızlanan birine hemen “kedi gibi mızıklama”
deriz. Suçundan dolayı bir kenarda sessizce oturanın durumunu ise “süt dökmüş kedi gibi” deyimi anlatır.
Şımaran, bize yakın durmaya çalışan insanları da kedi tavırlarıyla açıklarız: “kedi gibi şımarmak”, “kedi gibi sırnaşmak”.
İnsan suçlu olduğunda da kedi gibidir, masum olduğunda da. Çünkü o bazen “kedi gibi suçlu” başı eğik, bazen “kedi gibi masum” ve utangaçtır. Uykudan
kalkmış keyifle gerinen biri de aslında “kedi
gibi geriniyor”dur, elbette uyumanın da kedi gibi olanı var. Mesela Can Yücel
“Murakabe” şiirinde “kedi gibi uyumak”tan bahseder.
“Gebe bir kedi gibi
Uyukluyorum güneşte
Neyi nasıl nerde doğuracağımı
Düşünerek değil sade
Lohusa yatağımı kafamda kurarak…
Düşün düşün düşün”
İşi hep rast gelen, her sıkıntıdan kurtulan ve her
olaydan karlı çıkan da “dört ayağı
üzerine düşen kedi gibi”dir. Her beladan kurtulan, her ölümden sıyrılan da “kedi gibi dokuz canlı”dır. Bazı
insanlar hareketlidir, yerinde duramazlar, o zaman “kedi gibi tırmanmak”, “kedi
gibi sıçramak”, “kedi gibi oynamak” zamanıdır. Tabii insan her zaman dört
ayağı üzerine düşmez, her zaman hareketli olamaz. O zaman da “kedi gibi korkak”, “kedi gibi ürkek”, “kedi
gibi uyuşuk” olursunuz. Ama bir insanın çok fazla üzerine giderseniz,
karşınızdaki “kedi gibi köşeye
sıkıştırılmış” olur, bu da onu savunmaya zorlar ve “köşeye sıkışmış kedi gibi” üzerinize saldırabilir.
Başarı kedicedir, ama başarısızlık da. Onun için kırk
yılda bir defa, tuttuğu işi koparana ya da şanssız birisi iyi bir fırsat
yakaladığı zaman, hemen “kedi olalı bir
fare yakaladın” deriz.
Bakmanın da kedice olanı vardır. “Kedinin ete baktığı gibi” bakarsanız, aç olduğunuz ya da ihtiraslı
olduğunuz anlaşılır. Ve eğer çok güzel bir haber alırsanız “gözleriniz kedi gibi parlar”. Geceleri yolarda size rehberlik
eden, yol sınırlarınız çizen beyaz ve kırmızı parlak uyarıcıların adı da “kedigözü”dür.
Hafif tombul dostumuza “ciğerci kedisi gibi” semiz deriz. Çok gezenin, her tarafa girip
çıkanın adı da “sokak kedisi”dir. Ama
en kötüsü “kara kedi” olmaktır.
İnsanoğlu, sevgisini, aşkını anlatmak için kediden yardım istediği gibi, arayı
bozan, ikilik sokan birini tarif ederken de ondan medet diler. Çok iyi dost
olan iki kişinin bozuşmuş olduğunu gördüğümüz zaman, aralarına “kara kedi girmiş” diye düşünürüz. Bazıları
da “kara kedi” görmek uğursuzluk
getirir demişlerdir.
İnsan eşine, sevgilisine, kadınına da, nedense kedigözüyle
bakar. Sevgilisine yakın duran, ona yaklaşan kadın “kedi gibi sokulur” ve “kedi
gibi koynuna girer”. Ama bazen de “kedinin
fare ile oynaması gibi”dir aradaki ilişki. O zaman da bir taraf, “kedi gibi hırçınlaşır”. Ama çoğu zaman “kedi gibi değişken ve kaprisli tavırlar”ı
kadın ortaya koyar. İlişkilerde “kedi
gibi mırlayan” da, “kedi gibi
numaralar” yapan da kadındır. Çünkü o, “kedi
gibi kadın”dır. Ama en çok da sevgililere yakışan birbirlerine “kedi gibi sığınma”larıdır. Afşar
Timuçin, “İstersen Al Götür Beni” başlıklı
şiirinde,
“Ölümsüz gülüşünle başlıyorum
Her güzelliğe her sevince
Bir yağmur ince ince
Sürerken beni başka zamanlara”
Dedikten sonra şu çağrıda bulunur sevgilisine;
“Sıcaklığın beni alıştırıyor
Soğuk ve yağmurlu akşamlara
Üşümüş bir kedi gibi sığınıyorum
Ellerine ayaklarına saçlarına”.
Kadına karşı güç gösterisi de kedi ile yapılır. “Kedinin bacaklarını ayırmak” ilk
gecenin âdetidir.
“Mart Kedisi” ise yaramaz erkeklerin adıdır. İşleri, güçleri
çapkınlık olan erkeklere “yine ortalıkta
‘mart kedisi gibi’ dolaşıyorsun” derler. Mart ve kedi arasındaki ilişki
herkesin zihninde vardır. Mart gelir ve kediler dama çıkar… Orhan Veli,
şiirinde bu ilişkiye dokunur.
“Neden liman deyince
Hatırıma direkler gelir
Ve açık deniz deyince yelken?
Mart deyince kedi,
Hak deyince işçi...”
Kışın şiddetini anlatmak için de yine kedilerden örnek
veririz. Evliya Çelebi’nin Erzurum soğuğunu anlatmak için Seyahatnamesi’nde
anlattığı hikâyenin orijinal metnini de buraya alayım.
“… Hatta bir
kere bir kedi, bir damdan bir dama pertâb iderken (atlarken) muallakda donup
kalır. Sekiz aydan nevrûz-i Harzemşâhî (ilkbahar) geldikte mezkûr kedinin donu
çözülüp ‘mırnav’ deyüp yere düşer…”
Kedi damdan dama atladığına göre aylardan mart olmalı.
Kediye benzetilen en olumuz insan tavrı yalakalıktır.
Bazen birinin size yakınlaşma çabasını “kedi
gibi yalakalık yapmak” gibi algılayabilirsiniz. Kim bilir belki de o size
sadece “kedi gibi sürtünerek” bir
sevgi gösterme çabasındadır.
Çocukların da kedilikleri vardır. Çünkü onlarında
büyükleri gibi “kedi karakteri”
vardır. Ve o zaman “kedi gibi yaramaz” ,
“kedi gibi hırçın”, “kedi gibi atik” olurlar. Mutfakta çok dolaşan, ne
pişiyor diye gözleyen çocuk da olsa, bey de olsa yaptığı iş “mutfak kedisi gibi ayakaltında dolaşmak”tır.
Su içmenin de kedi gibisi olur mu demeyin. Konuşma
özürlü çocuklar için doktorların önerilerinden biri de, özürlü çocuğun, “kedi gibi su içmesi”dir. Küçük bir
tabaktan dil ile “kedi gibi su içme”
egzersizleriyle çocuk konuşma özrünü atabilirmiş.
Kedi kelimesi isim tamlamalarına da girmiştir. Kedigözü
(yol kenarlarındaki uyarıcılar), kedidili
(bisküvi),kedi tırnağı (bitki-çiçek).
Kedili atasözlerin en meşhuru “Kedi uzanamadığı ciğere murdar” dermiş. Daha çok sayıda atasözü
var. Sevdiklerim şunlar: “Kedinin
usluluğu sıçanı görünceye kadardır”, “Kedinin boynuna ciğer asılmaz” ve “Avcı kedi mırlamaz. ”
İnsan hep kedi ile iç içe. Sevgilisini de kediye
benzetmiş, düşmanını da. Çocuğunun davranışları açıklarken de “kedi gibi” diye cümleye başlamış,
kendini tanımlarken de. İnsan kediye yakın bulmuş kendini. Kendini onda bulmuş.
Kendini ona benzetmiş. Hatta kedi zannetmiş. İnsan, ne kadar da kedi.
Aslında kediyi anlatan insan hep kendini anlatmış.
