5 Eylül 2014 Cuma

Tarihte Hayvan Hakları.

Geçmişte, hayvanlara millet olarak ve ziyadesi ile düşkündük. Yüksek binaların duvarlarına “kuşevleri” inşa eder, hayvanlar için vakıflar bile kurar, hatta bambaşka maksatlarla kurulmuş olan vakfiyelere de özel maddeler ilâve ederdik.
Meselâ, Mimar Sinan, Kayseri’deki vakfiyesinde “Ağırnas köyünde yaptırdığım çeşme ile etrafındaki geniş arazi hayvanların su içmesi ve dinlenmeleri içindir” demiş. Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan “Fakirlere her gün iki defa birer tas buğday çorbasıyla ekmek dağıtılacak ve at başına yem sadakası verilecektir” kaydını düşmüş. Mürselli Hacı İbrahim de Ödemiş’teki vakfiyesine “Yeni Cami’de kalan leyleklerin yiyecekleri için her sene yüz kuruş verilecektir” maddesini koymuştu.
Sonra “batılılaşmaya” başladık ve ilk hayvan katliamının emrini 19. asrın ilk çeyreğinde bizzat zamanın hükümdarı İkinci Mahmud verdi. İstanbul’daki bütün köpeklerin Hayırsızada’ya gönderilmesini buyurdu! Birkaç gün sonra şehirde neredeyse tek bir hayvan bile kalmadı, ama halktan tepkiler yükselip de “Hayvanlara eziyet uğursuzluk getirir, başımıza iş açılacak” diye homurdanmalar başlayınca sağ kalan köpekler geri getirilip yeniden İstanbul sokaklarına salındı.
Ama beklenen uğursuzluk gecikmedi: Yunanistan isyan etti, Avrupa donanması Türk donanmasını Navarin’de ateşe verdi ve Türkiye'nin elinde tek bir savaş gemisi bile kalmadı!
Aradan seneler geçti, 1910’a gelindi ve bu defa da İstanbul “Şehremini”, yani belediye başkanı “köpek meselesini” çözmeye kalkıştı; Haziran başında İstanbul'daki bütün sokak köpekleri yeniden Hayırsızada’ya yollandı. Birkaç gün içinde 80 bin civarında köpek çatanalara yüklenip ölüm yolculuğuna çıkartıldı, adada hepsi açlıktan birbirini yedi ve hemen ardından da Balkan ve dünya savaşları patladı.
Acaba Hangisi Hayvan?
Son senelerde ise daha da bir tuhaflaştık.
Kedileri ve köpekleri fırınlara atıp yaktık, bazı belediyeler üç kuruş uğruna hayvanları ölümüne dövüştürür oldu, beceriksiz kasaplar kurban bayramlarında boğaların bacaklarını kestikten sonra bıçağı hayvanın şahdamarına saplayıvermeye başladılar.
Hayvan” dendiğinde, bir kesim her nedense sadece nefret duyar hâle geldi.
Peki, İslam hayvanlar konusunda neler diyor?
“Ya Resul Allah, hayvanlarda da bizim için sevap var mıdır?” dediler.
Her canlıda bizim için sevap vardır.” buyurdu.  
(Buhari, Edeb, 27 / Müslim, Selam, 153)
Dinimiz sadece insanların değil, hayvanların hakkına da riayet edilmesini, onlara şefkat ve merhamet gösterilmesini emreder. Hayvanlar, insanların faydalanması için yaratılmıştır. Her hayvandan yaratılışının gayesine uygun olarak yararlanmalı, onları bunun dışındaki işlerde kullanmamalıdır. Ehil hayvanların vaktinde yedirilip içirilmesine dikkat etmeli, onları aç, susuz bırakmamalıdır.
Hayvanları güçleri yetmeyen işlere koşarak yormak, dövmek, yüzlerine vurmak, işkence etmek ve aç, susuz bırakmak merhamet ölçüleri ile bağdaşmaz. Böyle bir davranış, derdini anlatamayan canlılara zulümdür. Allah’tan başka koruyucusu olmayan bu canlılara karşı merhametsiz ve acımasız davranmanın ise cezası çok ağırdır.
Peygamberimizin (sav) yolunu takip eden atalarımız hayvanların hukukunu öyle gözetmişlerdir ki, onların yiyip içmeleri, barınmaları hatta istirahat etmeleri için de mallarının bir bölümünü vakfetmişlerdir. Bu konuda pek çok örnekten birisi de, yaptığı muhteşem eserlerle tarihimizi altın sayfalarla süsleyen büyük mimar Koca Sinan’ın Kayseri’ye bağlı Ağırnas kasabasında, Allah rızası için inşa edip vakfettiği çeşmenin yakınında, boyu 260, eni 160 arşın genişliğindeki arazisini, çeşmeye su içmek maksadıyla gelen hayvanların dinlenmesi için vakfetmiş olmasıdır.
(Mimarbaşı Koca Sinan Yaşadığı Çağ Ve Eserleri, ed. Sadi Bayram, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Ankara 1988)