1 Eylül 2014 Pazartesi

Piyon Olmak ya da Olmamak...

"Geleceği ancak planları olanlar tasarlar. Diğerleri sadece o planda ya piyon ya da seyirci olurlar"
Biz millet olarak kontrol, disiplin ve programlama sevmiyoruz. Genlerimizde yüksek potansiyelli olarak yerleşik bir tembellik var. O bakımdan hayatta karşılaştığımız her fırsatı kaçırmada veya her tehlikeyle karşılaşmada üstün başarı gösteriyoruz. 
Her şeye bir bahane de üretebiliyoruz. Daima suçlayacak biri ve bir şey buluyoruz.
Bütün bunlar kişisel düzlemde nasılsa toplumsal alanda da aynen geçerli. Biz Türkler şuan da bir Amerikan-İsrail misyonunun piyonları konumundayız. Vizyonumuzu elbette biz belirlemiyoruz. Geleceğini planlayamayan insanların misyonu da vizyonu da yoktur. Onlar tarihin acımasız kayıtlarında yok olup giderler. 
Bütün Ortadoğu ve dünyanın yarısı başkalarının misyon ve vizyonunun kurbanı konumunda ve yazık ki bundan kurtulmak için bir bilinçte açığa çıkacakmış gibi görünmüyor. Bunun en önemli nedeni kaderci bir anlayışa sahip olmaktır. Kader denilen bilinmeze teslim olunmuş, hiç tanımadıkları kişilerin elinde oyuncak olmuş gitmekteler.
Sanırım o farkındalığa erişmek için daha büyük bedeller ödenmeye devam edecek gibi görünüyor. Yakın gelecekte meydana gelmesi muhtemel olan buhranlar, trajediler, kumpaslar, peşlerine takılınmış olunan basiretsiz adamların kitleleri götürdüğü karanlıklar nasıl bir aydınlığa (!) dönüşecek bunu kestirmek zor değil
Bugün dünyaya şekil veren Batı medeniyeti aslında çoktan beridir durağanlığa girmiş görünüyor. Artık oralarda büyük düşünürler ve sanatçılar yetişmiyor. Daha çok ekonomik ve stratejik projeler üzerinde fikir yürütüyorlar. Bununda nedeni sahip oldukları sosyo-ekonomik konumu borçlu oldukları sömürü düzeni. Batı uzun zamandır sömürü ile besleniyor, insani erdemlerini yitirmiş güçlünün zayıf olanı yok etmesinin bir sistem olarak kabul edilmişliğinin korkunç gerçekleri bunlar. 
Oysa Doğu, içinde debelenmekte olduğu bataklıktan kurtulmayı amaç edinse dünyanın ihtiyaç duyduğu o yüksek insani değerleri hayata geçirme imkânı bulacak. Şu an tüm dünyada eşitliği, hak ve adaleti, sosyal ve kültürel imkânları zenginleştirmeyi ve yaygınlaştırmayı amaç edinenler Batı'dan çıkmıyor. Yine Doğu halkları arasında yaşayan kitleler bu düzene karşı çıkıyor.
İşin ilginç yanı bu mücadelede ön plana çıkan insanlar Batılı gibi düşünüp, Doğulu gibi yaşıyorlar. Bu insanlar fiziken acı çeken insanlar değiller daha çok başkalarının acılarına ortak oluyorlar. Yaşanan büyük buhranların kararttığı toplumları aydınlatmaya çalışanlar bireysel olarak bakıldığında son derece hümanistler. Bana ne demiyorlar, direniyorlar, kendileri için değil ezilen insanlar için mücadele ediyorlar.
Şimdi buna sosyalistler, komünistler veya Kemalistler denebilir. Bence onlar her şeyden önce insanistler. İnsancıl bir seviye sahip olan her düşünen beyin bu sonuca ulaşacaktır. Tek başına mutluluk olmaz, çevrende insanlar ölürken, hayvanlar işkence görürken, doğa katledilirken bunlara göz yumarak bireysel mutluluk duyamazsın, yaşadığın her şey hazdan ibaret kalır ve haz gelip geçicidir. Sonrası mutlak ve kaçınılmaz bir huzursuzluk ortamı olacaktır. Göz yumduğun her sorun katlanarak büyüyecektir. 
Yani işin özeti, kişisel mutluluğun temeli toplumsal huzurdur. Bunu tesis etmeyi misyon edinecek ve vizyonunu öyle şekillendireceksin. Doğu'nun sahip olduğu insani, kültürel ve düşünsel zenginliği aslında yer altı ve yer üstü zenginliklerinden çok daha fazla. Ancak yaratılan özenti dolu, insanı kompleks sahibi yapan, saçma bunalımlara sokan, kalabalık yalnızlıklar yaşatan, sadece şekilsellikten ve tüketimden ibaret bu sistem çökmeye mahkum, ancak dikkat etmemiz gereken o çökerken altında kalmamaktır.
Kurtarıcımız biziz, kendimizi bu alaca karanlık kuşağından kurtarmak zorundayız. Nasıl mı? Çok basit neden var olduğumuzu hatırlayacak ve geleceği planlayacağız. Seyirci değil oyuncu olacağız. Tüketen değil üreten olacağız. Öldüren değil yaşatan olacağız. Bencil değil paylaşan olacağız. Yani kısaca insanı insan yapan bütün değerleri hatırlayacak ve hayatımıza yeniden insan olarak devam edeceğiz.
Kendi düşünürlerimizi yetiştireceğiz.
Bu karanlık çağı kapatıp, aydınlanma çağını başlatacağız. Geleceğin insanları kaçınılmaz şekilde böyle olacak iyisi mi biz o modayı şimdiden yakalayalım.