15 Ağustos 2015 Cumartesi

Platon’un Örnek Devleti.

Platon, “Devlet” adlı ünlü yapıtında, çömlekçi zengin olmamalı diyor, çömlekçi zengin olursa çömlekçiliği bırakır, çömleksiz ne yaparız sonra?

Düşünce zincirinde ilk toplumcu (sosyalist) sayılan Platon’un devleti böylesine bir temele oturmaktadır. Amaç, çömlekçiye çömlek yaptırarak, hem çömlekçinin, hem de toplumun mutluluğunu sağlamaktır.

Platon’un örnek devleti üç sınıftan kurulmuştur. Yargıçlar, askerler, çömlekçiler (çiftçilerle, zanaatkârlar)… Yargıçlar devleti yönetip, adaleti gerçekleştireceklerdir. Askerler, devleti koruyacaklardır. Çömlekçiler de devleti besleyeceklerdir. Mülkiyet, gereği gibi çömlek yapabilsinler diye, sadece çömlekçilere tanınmıştır. Yargıçlarla, askerlerin mülkiyet hakları yoktur. Malı olan kişinin aklı malında olur, ne yargıçlık edebilir, ne de askerlik. Bu yüzdendir ki yargıçlarla, askerler mal kaygısından kurtarılmışlardır. Çömlekçilerinse akıllarının mallarında olmaları gerekir, çünkü böylelikle daha iyi çömlek yaparlar. Yargıçlarla askerler, kışlalarda olduğu gibi, ortak sofralara oturup çömlekçilerin ürünlerini yiyeceklerdir. Toplum böylesine bir işbölümü içindedir. Yargıçlarla askerler, gereği gibi yönetip, savaşabilsinler diye, müzik ve jimnastikle eğitilirler. Yargıçlarla, askerlere evlenip çoluğa çocuğa karışmak, başka bir deyişle aile kurmak da yasaklanmıştır. Ailesi olan kişinin aklı ailesinde olur, ne yargıçlık edebilir ne de askerlik. Çömlekçilerse aile kurmalıdırlar, böylelikle çoluk çocuk elbirliğiyle daha iyi çömlek yaparlar. Aşkı devlet düzenleyecektir. İlk iki sınıfta isteyenin, istediğiyle sevişmesi yasaklanmıştır. Devlet, kuşakların sağlığı bakımından ölçüp biçerek, sevişmelerine izin verirse sevişebileceklerdir. Sevişmek, ancak böylesine koşullarda serbesttir. Çocuklar da, ilk iki sınıfta, devletindir. Devlet, çocukları alıp büyütecek, eğitecek, öğretecektir. İlk iki sınıf çömlekçilerin işine, çömlekçiler de ilk iki sınıfın işine asla karışmayacaklardır. He sınıf kendi işiyle uğraşıp, toplumunu mutlu kılacaktır.

Görüldüğü gibi, Palaton’un örnek devletinde toplumculuk sadece yargıçlarla askerler için gerçekleştirilmiştir. Büyük yükü çeken üretici sınıf eski düzende sürüp gitmektedir. İlk iki sınıfta toplumculuğu gerçekleştirmek için de sadece iki gelenekle savaşılmaktadır.

Mülkiyet ve Aile.

Çocukların ana babalarıyla bağları kesinlikle koparılmıştır. Ne çocuk anasını, ne baba oğlunu tanımayacaktır. Çocuklar toplumun çocuklarıdır. Böylece, hısımlık denilen bağ da ortadan kalkmış olacağından, herkes birbirine kardeş (eski deyişle birader ya da hemşire) diyecektir. Bu sonuçla kutsal kardeşlik de sağlanmış olacaktır. İlk iki sınıfın kadınlarıyla erkekleri birbirine eşittir. Yargıç kadınlar, asker kadınlar vardır. Platon, erkeklerin gördüğü her işi kadınların da görebileceğini savunarak ilk toplumcu adına, ilk kadıncılığı (feminizm) da katmaktadır.

Bu örnek devletin gerçekleştiği yurt (cité, kent), on iki bölgeye ayrılacaktır. Her bölgeye, eşit topraklı, üçüncü sınıftan 5.040 aile yerleştirilecektir. Niçin? Diye soracaksınız. Pythagoras’tan kalma sayı mistikliğini hatırlamalısınız. 1x2x3x4x5x6x7=5.040 kutsal bir sayıdır. Bu ailelere dağıtılan toprakların gerçek mülkiyeti devletindir, onlara geçici mülkiyeti (hukuk deyimiyle zilyetliği) verilmektedir. Çömlekçiler, eşitliğin bozulmaması için, topraklarını satamazlar. Peki, gün geçtikçe bu ailelerin sayısı artarsa ne olacak? Yargıçlar bu artışı önlemekle görevlidirler. 5.040 sayısı bozulmamalıdır. Yargıçlar gereğinden çok çocuk doğumunu önleyemezlerse, kutsal sayıyı bozacak olan kuru kalabalık sömürgelere sürülmelidir. Böylece sömürgeciliği de ileri sürmekle, toplumun yararına başka toplumların ezilmesini yeğliyor Platon.

Çömlekçilerin toplumculuğunda, geçici de olsa mülkiyet bulunduğu gibi, miras kurumu da vardır. Platon’a göre 5.040 küçük birliğin bozulmaması için miras en büyük oğula kalmaktadır. Öteki çocukların baba yurdunda hiç bir hakları yoktur. Bu 5.040 aile bir arada yemek yiyip, bir arada oturmak zorundadır. Herkes birbirini gözetlemekle görevlidir. Toplumun yararına aykırı bir davranış ya da bir söz sezen, hemen yargıçlara bildirecektir. Bu suçlama, en önemli yurttaşlık ödevidir. Yargıçlar müzik dinleyip, askerle jimnastik yaparlarken çömlekçiler de birbirlerini gözetleyeceklerdir. Eğitimsel töre (terbiye ahlakı) alanında, onlara da bu düşmektedir.

İlk toplumcu Platon, sadece belirli sınıflar için mülkiyetle aileyi yıkmaya çalıştığı halde, din kurumunu bütün sınıflar için desteklemektedir. Örnek devlette dinsizlik, ölüm cezasıyla cezalandırılan, en büyük suç sayılmıştır. Tanrılara, cinlere, atalara inanılacaktır. Tüm işlerin Tanrılar, cinler, atalar eliyle düzenlenip yürütüldüğüne inanılacaktır. Kötülüklere göz yummayacaklarına, rüşvet vermek yoluyla kandırılamayacaklarına inanılacaktır.
İlk toplumcu Platon, her türlü yeniliklere de düşmandır. Mısırlıların, bir resmin nasıl çizileceğine kadar, her şeyi kurallaştırmalarını beğenmektedir. Yenilikler, toplumun sağlam düzenini bozarlar. Bu yüzden örnek devletin kapıları her türlü yeniliklere kapalı kalmalıdır. Yenilikler gençlerden türerler. Bu yüzden yaşlılar, gençleri sürekli bir baskı altında tutmalıdırlar. Kötü müzik, kötü şiir yasaktır. Bir müziğin, bir şiirin kötü olup olmadığına yargıçlar karar verir. Onların izni olmadan hiçbir müzik çalınamaz, hiçbir şiir okunamaz.
Platon bu örnek devletini gerçekleştirmek amacıyla, üç kez Syrakuza’ya gitmiş, üçünde de paçasını zor kurtarmıştır. İlk yolculuğunda Syrakuza diktatörü Dionysios’un hışmına uğrayıp köle olarak satılmış, kendisini tanıyan birinin satın almasıyla kurtulabilmiştir. Ünlü Akademi, bu yolculuğun türlü yorgunluklarla biten sonunda, bahçıvan Akademos’un bahçesinde kurulmuştur.

Platon’un önemi, günümüze kadar sürüp gelen birçok düşüncelerin ilk biçimlerini ortaya koymuş olmasındadır. Ünlü öğretmeni Sokrates’le (İÖ. 468-400) aralarındaki düşünce çizgisi kesinlikle ayrılamıyor. Platon, Devlet adlı yapıtında Sokrates’i şöyle konuşturmaktadır: “Bana kalırsa Adeimantos, mutluluk toplum içindir. Biz devletimizi bütün topluma mutluluk sağlasın diye kuruyoruz. Yoksa bir sınıf, ötekilerden daha mutlu olsun diye değil. Çünkü kurduğumuz devlette doğruluğu, kötü yönetilen devletlerdeyse eğriliği bulmaktayız. Yurt baştan, başa mutlu olacak. Bir heykeli boyarken biri çıkar da, vücudun en güzel yerlerine, en güzel renkleri koymadığımızı, örneğin yüzün en yeri olan gözleri niçin erguvana değil de karaya boyamadığımızı sorarsa, ona diyebiliriz ki, ne tuhaf adamsın, sence güzel boyamak için gözü göz olmaktan çıkarmak mı gerek? Sen heykelin bütünüyle güzel olmasına bak, bütünün güzelliği için gözlerin kara olması gerekiyordu. Koruyucular için de, böylece onları koruyucu olmaktan çıkartacak bir mutluluk gerekmez. Çiftçilere de bayramlıklar giydirip, altınlar takıp, toprağı ister işleyin, ister işlemeyin; çömlekçilere de ocak başında yan gelip kadeh tokuşturun, arada bir de tezgâha geçip dilediğiniz kadar çömlek yapın mı diyeceğiz? Bütün yurdun mutlu olabilmesi için koruyucunun koruyuculuğunu, çömlekçinin de çömlekçiliğini gereği gibi yapması gerekir. Biz toplum için gerçek koruyucular, ona hiç kötülük etmeyecek koruyucular istiyoruz. Toplum için koruyucular ararken gözettiğimiz nedir? Bu koruyuculara en büyük mutluluğu sağlamak mı, yoksa bütün yurdu göz önünde tutup herkesin mutluluğunu sağlamak mı? Evet, koruyucularla yardımcıları kurduğumuz düzene bakıyorlar mı, hem kendilerini, hem başkalarını görevlerinde usta olmaya zorluyorlar mı? Böylece de bütün yurt gelişip en iyi yönetime kavuşunca her sınıf, doğanın verdiği mutluluk payını alabiliyor mu? İşte asıl buna bakmalı Adeimantos…”
(Devlet, dördüncü bölüm, 419-421)

Platon’un örnek devletinde, yargıçlarla savaşçıların jimnastikle, müzik mutluluklarına karşı, çömlekçiler de, evrensel mutluluktan, sadece iyi yönetilmek mutluluğundan paylarını almaktadırlar.