Platon, “Devlet” adlı ünlü yapıtında, çömlekçi zengin olmamalı diyor,
çömlekçi zengin olursa çömlekçiliği bırakır, çömleksiz ne yaparız sonra?
Düşünce zincirinde ilk toplumcu (sosyalist) sayılan Platon’un devleti
böylesine bir temele oturmaktadır. Amaç, çömlekçiye çömlek yaptırarak, hem
çömlekçinin, hem de toplumun mutluluğunu sağlamaktır.
Platon’un örnek devleti üç
sınıftan kurulmuştur. Yargıçlar, askerler, çömlekçiler (çiftçilerle, zanaatkârlar)… Yargıçlar devleti yönetip, adaleti
gerçekleştireceklerdir. Askerler, devleti koruyacaklardır. Çömlekçiler de
devleti besleyeceklerdir. Mülkiyet, gereği gibi çömlek yapabilsinler diye,
sadece çömlekçilere tanınmıştır. Yargıçlarla, askerlerin mülkiyet hakları
yoktur. Malı olan kişinin aklı malında olur, ne yargıçlık edebilir, ne de
askerlik. Bu yüzdendir ki yargıçlarla, askerler mal kaygısından
kurtarılmışlardır. Çömlekçilerinse akıllarının mallarında olmaları gerekir,
çünkü böylelikle daha iyi çömlek yaparlar. Yargıçlarla askerler, kışlalarda
olduğu gibi, ortak sofralara oturup çömlekçilerin ürünlerini yiyeceklerdir.
Toplum böylesine bir işbölümü içindedir. Yargıçlarla askerler, gereği gibi
yönetip, savaşabilsinler diye, müzik ve jimnastikle eğitilirler. Yargıçlarla,
askerlere evlenip çoluğa çocuğa karışmak, başka bir deyişle aile kurmak da
yasaklanmıştır. Ailesi olan kişinin aklı ailesinde olur, ne yargıçlık edebilir
ne de askerlik. Çömlekçilerse aile kurmalıdırlar, böylelikle çoluk çocuk
elbirliğiyle daha iyi çömlek yaparlar. Aşkı devlet düzenleyecektir. İlk iki
sınıfta isteyenin, istediğiyle sevişmesi yasaklanmıştır. Devlet, kuşakların
sağlığı bakımından ölçüp biçerek, sevişmelerine izin verirse
sevişebileceklerdir. Sevişmek, ancak böylesine koşullarda serbesttir. Çocuklar
da, ilk iki sınıfta, devletindir. Devlet, çocukları alıp büyütecek, eğitecek,
öğretecektir. İlk iki sınıf çömlekçilerin işine, çömlekçiler de ilk iki sınıfın
işine asla karışmayacaklardır. He sınıf kendi işiyle uğraşıp, toplumunu mutlu
kılacaktır.
Görüldüğü gibi, Palaton’un örnek
devletinde toplumculuk sadece yargıçlarla askerler için gerçekleştirilmiştir.
Büyük yükü çeken üretici sınıf eski düzende sürüp gitmektedir. İlk iki sınıfta
toplumculuğu gerçekleştirmek için de sadece iki gelenekle savaşılmaktadır.
Mülkiyet ve Aile.
Çocukların ana babalarıyla
bağları kesinlikle koparılmıştır. Ne çocuk anasını, ne baba oğlunu
tanımayacaktır. Çocuklar toplumun çocuklarıdır. Böylece, hısımlık denilen bağ
da ortadan kalkmış olacağından, herkes birbirine kardeş (eski deyişle birader ya da hemşire) diyecektir. Bu sonuçla kutsal
kardeşlik de sağlanmış olacaktır. İlk iki sınıfın kadınlarıyla erkekleri
birbirine eşittir. Yargıç kadınlar, asker kadınlar vardır. Platon, erkeklerin
gördüğü her işi kadınların da görebileceğini savunarak ilk toplumcu adına, ilk
kadıncılığı (feminizm) da
katmaktadır.
Bu örnek devletin gerçekleştiği
yurt (cité, kent), on iki bölgeye
ayrılacaktır. Her bölgeye, eşit topraklı, üçüncü sınıftan 5.040 aile
yerleştirilecektir. Niçin? Diye soracaksınız. Pythagoras’tan kalma sayı
mistikliğini hatırlamalısınız. 1x2x3x4x5x6x7=5.040 kutsal bir sayıdır. Bu
ailelere dağıtılan toprakların gerçek mülkiyeti devletindir, onlara geçici
mülkiyeti (hukuk deyimiyle zilyetliği)
verilmektedir. Çömlekçiler, eşitliğin bozulmaması için, topraklarını
satamazlar. Peki, gün geçtikçe bu ailelerin sayısı artarsa ne olacak? Yargıçlar
bu artışı önlemekle görevlidirler. 5.040 sayısı bozulmamalıdır. Yargıçlar
gereğinden çok çocuk doğumunu önleyemezlerse, kutsal sayıyı bozacak olan kuru
kalabalık sömürgelere sürülmelidir. Böylece sömürgeciliği de ileri sürmekle,
toplumun yararına başka toplumların ezilmesini yeğliyor Platon.
Çömlekçilerin toplumculuğunda,
geçici de olsa mülkiyet bulunduğu gibi, miras kurumu da vardır. Platon’a göre
5.040 küçük birliğin bozulmaması için miras en büyük oğula kalmaktadır. Öteki
çocukların baba yurdunda hiç bir hakları yoktur. Bu 5.040 aile bir arada yemek
yiyip, bir arada oturmak zorundadır. Herkes birbirini gözetlemekle görevlidir.
Toplumun yararına aykırı bir davranış ya da bir söz sezen, hemen yargıçlara
bildirecektir. Bu suçlama, en önemli yurttaşlık ödevidir. Yargıçlar müzik
dinleyip, askerle jimnastik yaparlarken çömlekçiler de birbirlerini
gözetleyeceklerdir. Eğitimsel töre (terbiye
ahlakı) alanında, onlara da bu düşmektedir.
İlk toplumcu Platon, sadece
belirli sınıflar için mülkiyetle aileyi yıkmaya çalıştığı halde, din kurumunu
bütün sınıflar için desteklemektedir. Örnek devlette dinsizlik, ölüm cezasıyla
cezalandırılan, en büyük suç sayılmıştır. Tanrılara, cinlere, atalara
inanılacaktır. Tüm işlerin Tanrılar, cinler, atalar eliyle düzenlenip
yürütüldüğüne inanılacaktır. Kötülüklere göz yummayacaklarına, rüşvet vermek
yoluyla kandırılamayacaklarına inanılacaktır.
İlk toplumcu Platon, her türlü
yeniliklere de düşmandır. Mısırlıların, bir resmin nasıl çizileceğine kadar,
her şeyi kurallaştırmalarını beğenmektedir. Yenilikler, toplumun sağlam
düzenini bozarlar. Bu yüzden örnek devletin kapıları her türlü yeniliklere
kapalı kalmalıdır. Yenilikler gençlerden türerler. Bu yüzden yaşlılar, gençleri
sürekli bir baskı altında tutmalıdırlar. Kötü müzik, kötü şiir yasaktır. Bir
müziğin, bir şiirin kötü olup olmadığına yargıçlar karar verir. Onların izni
olmadan hiçbir müzik çalınamaz, hiçbir şiir okunamaz.
Platon bu örnek devletini
gerçekleştirmek amacıyla, üç kez Syrakuza’ya gitmiş, üçünde de paçasını zor
kurtarmıştır. İlk yolculuğunda Syrakuza diktatörü Dionysios’un hışmına uğrayıp
köle olarak satılmış, kendisini tanıyan birinin satın almasıyla
kurtulabilmiştir. Ünlü Akademi, bu yolculuğun türlü yorgunluklarla biten
sonunda, bahçıvan Akademos’un bahçesinde kurulmuştur.
Platon’un önemi, günümüze kadar
sürüp gelen birçok düşüncelerin ilk biçimlerini ortaya koymuş olmasındadır.
Ünlü öğretmeni Sokrates’le (İÖ. 468-400)
aralarındaki düşünce çizgisi kesinlikle ayrılamıyor. Platon, Devlet adlı yapıtında Sokrates’i şöyle
konuşturmaktadır: “Bana kalırsa
Adeimantos, mutluluk toplum içindir. Biz devletimizi bütün topluma mutluluk
sağlasın diye kuruyoruz. Yoksa bir sınıf, ötekilerden daha mutlu olsun diye
değil. Çünkü kurduğumuz devlette doğruluğu, kötü yönetilen devletlerdeyse
eğriliği bulmaktayız. Yurt baştan, başa mutlu olacak. Bir heykeli boyarken biri
çıkar da, vücudun en güzel yerlerine, en güzel renkleri koymadığımızı, örneğin
yüzün en yeri olan gözleri niçin erguvana değil de karaya boyamadığımızı
sorarsa, ona diyebiliriz ki, ne tuhaf adamsın, sence güzel boyamak için gözü
göz olmaktan çıkarmak mı gerek? Sen heykelin bütünüyle güzel olmasına bak,
bütünün güzelliği için gözlerin kara olması gerekiyordu. Koruyucular için de,
böylece onları koruyucu olmaktan çıkartacak bir mutluluk gerekmez. Çiftçilere
de bayramlıklar giydirip, altınlar takıp, toprağı ister işleyin, ister
işlemeyin; çömlekçilere de ocak başında yan gelip kadeh tokuşturun, arada bir
de tezgâha geçip dilediğiniz kadar çömlek yapın mı diyeceğiz? Bütün yurdun
mutlu olabilmesi için koruyucunun koruyuculuğunu, çömlekçinin de çömlekçiliğini
gereği gibi yapması gerekir. Biz toplum için gerçek koruyucular, ona hiç
kötülük etmeyecek koruyucular istiyoruz. Toplum için koruyucular ararken
gözettiğimiz nedir? Bu koruyuculara en büyük mutluluğu sağlamak mı, yoksa bütün
yurdu göz önünde tutup herkesin mutluluğunu sağlamak mı? Evet, koruyucularla
yardımcıları kurduğumuz düzene bakıyorlar mı, hem kendilerini, hem başkalarını
görevlerinde usta olmaya zorluyorlar mı? Böylece de bütün yurt gelişip en iyi
yönetime kavuşunca her sınıf, doğanın verdiği mutluluk payını alabiliyor mu?
İşte asıl buna bakmalı Adeimantos…”
(Devlet, dördüncü bölüm, 419-421)
Platon’un örnek devletinde,
yargıçlarla savaşçıların jimnastikle, müzik mutluluklarına karşı, çömlekçiler
de, evrensel mutluluktan, sadece iyi yönetilmek mutluluğundan paylarını
almaktadırlar.
