İnsanların gittikçe zekâ ve hafıza becerilerinin
zayıfladığını kolay yoldan görmek için günün hemen her saatinde zombi gibi TV
karşısında, elde cep telefonu aynı web sayfalarını defalarca “kontrol” eden kitleler olduğunu tespit
etmek yetmemiş herhalde bazı bilim adamlarına, bazı çalışmalar yapmışlar.
Sonuçta, insan zekâsının yediklerimiz ve içtiklerimizden
dolayı gittikçe azaldığını saptamışlar.
Örneğin Stanford üniversitesinden Dr. Gerald
Crabtree, M.Ö 1.000 yıllarında yaşayan insanların “kognitif, yani düşünme kapasitesi” ile ilgili yeteneklerinin ve
duygusal istikrar becerilerinin günümüz insanından daha sağlam olduğunu, zira
bizim genetik havuzumuzun gittikçe bozulduğunu söylüyor. Crabtree’ye göre bu
tarz beyinsel ve nörolojik beceriler, binlerce gen ile ilgili, bu genler
yüzyıllar geçtikçe ters orantılı bir biçimde mutasyona uğruyor.
Önemli bir iddia, zira 20. yy insanının “eski insanlara göre”, daha modern ve
gelişmiş olduğuna inanan “beyinsizlere”
verilmiş güzel bir cevap.
Harvard üniversitesinin yayınladığı bir
araştırmaya göre içme sularımızın içinde bulunan “fluoride” maddesi insan zekâsını olumsuz etkiyor, beynin çalışma
kapasitesi için tehlike arz ediyor.
ABD’nin “National
Institute of Environmental Health Sciences” kurumu aynı fluoride için,
çocukların “nörolojik gelişmesine olumsuz
etki ediyor” demiş.
Yine ABD’nin National Academy of Sciences
kurumunun bir raporuna göre, yiyeceklerimizde bolcana mevcut olan “tarım ilacı kalıntıları”, beyin
hücrelerinde kalıcı değişikler yapıyor, bu değişiklikler beynin “kognitif” bölgelerinde oluyor, yani
muhakeme ve düşünme ile ilgili olan yerler. Özellikle “chlorpyrifos” isimli madde çok zararlı imiş. Mailman School of
Public Health’den Prof. Virginia Rauh, bu maddelerin sadece beynin düşünme
fonksiyonlarına değil aynı zamanda kişinin davranış bozukluklarına etki
ettiğini söylemiş.
Guardian gazetesinin bir haberine göre İngiliz
araştırmacılar 14.000 çocuk üzerinde bir çalışma gerçekleştirmiş. Mısır
şurubundan elde edilmiş şeker ve “processed
food” yani işlenmiş gıdalar yiyen çocuklarda, 5 yıl içerisinde ciddi beyin
fonksiyon kayıpları gerçekleştiğini görmüşler, doğal sebze ve meyveler ile
beslenen çocukların aksine.
Şimdi burada “processed
food” tabiri önemli. Türkçesi işlenmiş gıdalar demek, elbette hiç bir firma
etiketinde bunu yazmayacaktır. Ama biraz düşünen insan içinde katkı maddesi
olan her gıdanın aslında “işlenmiş”
yani kimyasal bir süreçten geçtiğini bilir. Yani zaten marketlerde satılan
hemen hemen her şey “işlenmiş gıdadır”.
İşlenmiş gıda olduğuna şüphe götürmeyen “maddeler” fast-food markaların bütün
ürünleri, gazlı-sodalı içecekler, kısacası çocuklara zorla “sevdirilen” her türlü abur-caburların hepsi “processed food” tabiri kapsamındadır.
İşte bu gıdalar insanların beyinsizleştiriyor,
bu kadar basit.
Aklıselim her insanın basit bir şekilde
yapabileceği gözlemi, bilim adamları “yediklerimiz
ve içtiklerimiz” ile bağlantılı olarak sunuyorlar.
Kendini gelişmiş, modern ve ilerici zanneden
insanlara duyurulur.
19. yüzyılda bir çift akşamları, doğal ısınma
yolu ile odun yakarak mesela, ateşin başında oturup doğal yollardan kendilerine
elbise üretirlerdi ve kitap okurlardı.
Şimdi akşamları, erkek kendi facebook’unda
boğuluyor, farkında değil, kadın bir sürü ipe sapa gelmez soytarıyı yetenek adı
altında zorla seyrediyor.
Bence o kadar Standfordların, Harvardların
araştırmalarına gerek yoktu bile belki, görünen köy kılavuz istemez ki.
İnsanlık sadece beyinsizleşmiyor, aynı zamanda
hüsranda.
