26 Nisan 2016 Salı

Bir Ülke Dükkân Gibi Yönetilebilir mi?

İngiltere’nin ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher, başkanı olduğu Muhafazakâr Parti’yi üst sınıfların temsilcisi olarak göstermeye çalışanlara kendisinin bir dükkâncı kızı olduğunu hatırlatırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da sık sık “tezgâhtan yetişmiş olma” nın önemini vurgular, siyasi rakiplerini “iş bilmemek” le suçluyor.

Dükkân sahipliği ya da tezgâhtarlık küçümsenecek işler değil, ama dükkân işleten ya da tezgâhtarlık yapan birinin ufkuyla ülkeyi ya da ekonomiyi yönetmeye kalkarsanız sonuç pek parlak olmayabilir.

1.       Ülkeyi ve ekonomiyi yönetecek ufka sahip değilseniz, küresel krizleri göremezsiniz. Sonuçta kriz ekonominizi can evinden vurur.

2.      Yarattığınız güvensizlik ekonomiyi küçültürken binlerce işyeri kapanır, yüz binlerce kişi işini, aşını kaybeder.

3.      Yabancıların hâkim olduğu borsada kendi yarattığınız gerilim nedeniyle düşüş yaşanınca da paniğe kapılıp suçlu köşe yazarı arasınız.

4.      IMF ile aklınız sıra koyun pazarlığı yapıp, borcumuz bitti dersiniz, ama öte yandan IMF yetkilileri sizi yalanlarlar.

5.      Cari açık Cumhuriyet tarihinde görülmemiş seviyelere çıkar.

6.      Ülkenin GMH (Gayri Milli Hâsıla) ‘sı 10.000 Doları geçti dersiniz, ancak bu durum kâğıt üzerinde kalır.

Dünya düzeni ve küresel ekonomi büyük bir çalkantının içinden geçerken, Türkiye'nin bu anlayışla yönetilmesi insana hiç umut vermiyor.

Daha da umut kırıcı olan ise, Türkiye’yi dükkân gibi yönetenler ile kışla gibi yönetmek isteyenlerin dışında elle tutulur bir seçeneğin ufukta görünmemesi.

Bu ortamda ister istemez şu soruyu sorma noktasına geliyorsunuz. Seçeneksizlik ortamında yazı yazmaya devam etmenin, onu bunu eleştirmenin bir anlamı var mı?

Cumhurbaşkanı haklı galiba, bu “dükkân” da bize yer yok. Cumhurbaşkanı’nın “sivil” ve “demokratik” hışmına uğramadan bu durumu eleştirmek gittikçe zorlaşıyor.