14 Aralık 2020 Pazartesi

Beceriksiz, Hain Paşalar ve Selanik’in Kaybı.

 

"Tarihin ne garip cilvesidir ki, hürriyetin beşiği olmayı paylaşamayan Selanik ile Manastır, düşmana teslim olma konusunda yarışıyorlardı".(1)

 Niye...

Savaşın Öncesi:

Savaş rüzgarları üniversite öğrencilere kadar yayılmış her gün birbiri ardına gösteriler İstanbul'da görülür olmuştu. Mali dar boğaz, sorunlar, modernize edilemeyen ordu, isyanlar devleti zor durumda olduğunun en büyük kanıtıydı.

Osmanlı ordusunu yakından tanıyan Alman Generali Goltz Paşa, 1909 yılında “Osmanlı ordusunda disiplinin çok bozuk olduğunu, Osmanlı ordusunu faal bir savaş gücü haline getirmek için gereken disiplin, sevk ve idarenin ancak 3-4 yılda kurulabileceğini” Babıali’ye rapor etmişti. Ahmet İzzet Paşa gibi aklı başında bazı Osmanlı generalleri de bu görüşteydi.

Fakat hem Meşrutiyet’in siyasi çalkantıları, hem “şanlı ordu” hamasetiyle üzerinde durulmadı. Hatta Balkan Harbi çıktığında, Başkumandan Nâzım Paşa ordumuzun bir haftada Sofya’ya gireceğine inanıyordu.(2) Kendisinin esas gayesi “Sofya Fatihi” olmaktır. Ve orduyu bu yüzden ateşe atmakta bir an bile tereddüt etmedi.

Donanmamız Yunan Donanmasını yenebilecek güçte değildi, bakımsızlık ve yıllar gemilerimizi mahvetmişti. Son şansımız olan Averof'u Ege'deki en büyük düşmanımıza kaptırmıştık. Ülkede iç karışıklık vardı. Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa 33 taburla ordunun başında Yemen'e savaşa gitmişti. Ülkenin her yeri yanıyordu. Balkanlarda Karadağlılar sınır tacizlerine başlamış, Sırbistan kalelere taarruz etmekte ve güneyde Yunan askerleri çeteci kılığına girerek Türk köylerini yakmaktaydı. Kısacası balkanlar barut fıçısıydı. Tek yapılması gereken ateşin yakılmasıydı. Genelkurmay ateşin birisi tarafından yakılacağını biliyordu ve olası savaşa hazırlık olarak planlar yapıldı. Batı Ordusu ve Genelkurmay Projeler üstünde çalıştı. Mareşal Fevzi Çakmak savaş başladığında planların karıştığı bazılarının ortadan kaybolduğu ve planların uygulamadığını teferruatı ile anlatmıştır.(3)

Trablusgarp Savaşı devam ederken, barut Balkanlarda patladı. Karadağ ve Sırp askerleri sınırı geçti. Bir süre sonra Osmanlı Bulgaristan'a savaş ilan etti ve taarruza kalktı. Bunun 2 nedeni vardır;

1. Zaten beklenen savaşı ilk başlatıp cephedeki askere moral vermek.

2. Dünyaya karşı bu ilanla birlikte gövde gösterisi yapmak.

 

Başlangıç:

Seferberlik planları işlemiyordu. Her yerde karışıklık hakimdi. Doğu Ordusu ve Batı Ordusu isyan etmişti adeta bu karışıklığa. Askerlerin toplanması için zaman gerekliydi, fakat zaman yoktu. Zaman geçtikçe de toplanması gereken asker mevcuduna ulaşılamıyordu. Kriz yönetimi çok başarısızdı. Bu ortamda art arda yenilgiler baş gösterdi. Ordu iaşe, mevcudiyet ve silah sıkıntısının yanında cahillikle uğraşıyordu. Düşman projektörlerinden korkan askerlerimiz cepheden kaçıyordu.(4) Birçok yerde redif askerler neredeyse hiç varlık göstermiyordu.

Birbiri ardına yenilgiler geldi.

Bu ortamda Hasan Tahsin Paşa, Mürettep 8. Kolordu Komutanlığına atanmıştı. 25 Ekim 1912'de emrine yeni birlikler verilmişti. Hasan Tahsin Paşa'da Kastanya'dan aynı gün verdiği cevapta ''...Firarların sonucunda orduda bir isyanın çıkmasından korkulmaktadır.'' diyor ve ''Sonuç itibariyle bu kolorduyu yönetmekten aciz kalmışken ikinci bir kolordunun emir komutasını kesinlikle kabul edemeyeceğini'' bildiriyordu.(5) Batı Ordusu Komutanı Ali Rıza Paşa Selanik'in kaderini tahmin edebiliyordu. Bu durumda kolordu komutanlığı adına radikal kararlar alınabilirdi.

 

Yenice Muharebesi:  

Selanik'te yaşanacak olan savaşın habercisi olan Yenice Muharebeleri kaybedilmişti. Yenice Muharebesinin de kaybedilmesine sebep Mürettep 8'inci Kolordunun yönetilememesidir.(6) 

Bu eleştirinin ana sebebi şudur; savaşta 20.000 asker ve 10 bataryanın kullanılması mümkündü. Buna karşın Yunanlılar 2 kat üstündü. Fakat savunma savaşlarında birliklerin iyi kullanımı başarı umudunu arttırır, ordunun yenilmesi durumunda ise en azından düşman yıpratılmış olurdu.

Muharebe sırasında haberleşme sırasında alayların hareket saatlerinde de karışıklıklar yaşanmıştı. Örneğin gece saat 02:00’da harekete geçmesi gereken bir alaya gönderilen emre yanlışlıkla 14:00 yazılmıştı. Bu sebeple bazı birlikler savaşa bile yetişemedi. Bunun cezasını Türk Ordusu ağır ödemiştir. Ayrıca Hasan Tahsin Paşa bu savaşta taarruz emri vermiş ve kötü yönetimini ortaya sermişti. Mareşal kitabında ''Mürettep 8'inci Kolordunun 1 Kasım'da her iki yönden taarruz için verdiği emir tam anlamıyla mantıksızlıktır.''(7) demektedir.

19 Ekim 1912 günü Yunan ordusu saldırıya geçti, asıl büyük saldırıları ise 20 Ekim’de gerçekleşti. Yunanların 60-70 bin asker ve 110 toptan oluşan kuvvetine karşı Osmanlı kuvvetleri sadece 25 bin asker ve 24-30 toptan oluşuyordu.

Osmanlı ordusu ancak 2 gün direnebildi, arkadan sarılma tehlikesi oluşunca Hasan Tahsin Paşa yine geri çekilme emri verdi. Yunan tarafında sadece 188 ölü ve 785 yaralı vardı, Osmanlı tarafında ise 250’nin üstünde şehit, 1.000’in üstünde yaralı ve 200 de esir.

Geri çekilme ise tam bir bozgun havasındaydı. Vardar Nehri üzerinde bulunan demiryolu köprüsünün havaya uçurulmasında geç kalındı. Yunan birlikleri aynı gün köprüden geçmeye başladı hatta köprüyü geçen Yunan birlikleri geri çekilen Türk askerleri sanıldığından ateş dahi açılmadı.

Yunanların saldırıya geçmesinden itibaren süren geri çekilme artık tamamen kontrolden çıkmış bir faciaya dönüşmüştü. Talimsiz redif birlikleri korkuya tamamen yenilmişti, onların korkaklığı ve disiplinsizliği deneyimli erleri de etkiliyordu. Askerlerin bir kısmı korkudan bir kısmı ise Rumeli'de yaşayan ailelerini bulabilmek, koruyabilmek için firar ediyordu. Hasan Tahsin Paşa’nın 40 bin askerden oluşan gücü Selanik'e çekilene kadar 26 bine düşmüştü. Yenice Muharebesi kaybedilmişti artık Yunan ordusu Selanik önlerindeydi.

Cephane sandıklarını, askeri eşya ve teçhizatı yollarda bırakan, subaylarının eşyasını yağma eden mekkareciler, araba sürücüleri, toplarını geride bırakan top arabacıları, koşum kesmek suretiyle atlarına binerek kaçmışlardı. Bunlar arasında, Mürettep 8. Kolordu karargâhı da bulunuyordu. Kolordu komutanı, bu korkunç çözülüşü önlemek için bir birlik komutanını görevlendirdi ve görevli komutan, çözülmeyi önlemek için askerleri durdurmaya gayret gösterdiyse de çabaları sonuç vermedi. Dur emrini dinlemeyen askerler geri çekilmeye aynı hızla devam etti. Bunun üzerine görevli komutanın emriyle havaya ateş açılması yeni bir facianın doğmasına neden oldu. Bozguncu erler silah seslerini duyduktan sonra subay ve erleri hedef alarak ateşe başladılar.

Bir anda muharebe hâline dönüşen karşılıklı ateşler, karışıklığı daha da arttırdı.(8 )

Yalnız şehirde önemli bir kişi vardı; devrik padişah II. Abdülhamit. 1909’da devrilen padişah Selanik’e sürülmüştü ve hâlâ şehirdeydi. Şehrin kaybedilmesi durumunda eski bir padişah düşman kuvvetlerine esir düşecekti. Abdülhamit şehirden çıkarılmalıydı ancak bu kara yolu ile mümkün değildi arada Bulgar ordusu vardı. Deniz yolu da mümkün değildi çünkü Yunan donanması Ege’ye hakimdi.


Sultan Hamid'in Selanikte kaldığı Alatini Villası.

II.Abdülhamit’in şehirden çıkarılması gerekiyordu ama nasıl? Tarafsız bir ülkenin gemisiyle naklinde karar kılındı ve Almanlardan yardım istendi, cevap olumluydu. Alman Elçiliği, S.M.S Loreley isimli savaş gemisini Abdülhamit’i Selanik’ten kaçırmakla görevlendirdi. Abdülhamit’in savaşın durumundan pek haberi yoktu. Zaten savaş başlayalı sadece birkaç hafta olmuştu, Yunanların bu kadar kısa sürede Selanik’e dayanacaklarına kimse ihtimal vermiyordu. Bu sebeple nakil kararı Abdülhamit’in kendisi ve çevresinde şüphe ile karşılandı. Abdülhamit’e durum anlatıldığında yine de ilk başta şehirden ayrılmak istemedi nitekim ikna edildi. Oğlu Abid Efendi ve 12 karısıyla birlikte SMS Loreley’e yerleşti. SMS Loreley gizli yolcusu ile yol boyunca Yunan savaş gemileri arasından geçerek İstanbul’a varmayı başardı.


SMS Loreley.

 

Selanik'e Çekildikten Sonra...

5 Kasım 1912'de Selanik Valisi ve on yedi soytarı arkadaşı İdare Meclisi'nin mührü olan tutanağı Hasan Tahsin Paşa'ya verdi. Yüz karamız olan bu tutanakta;

''Şehrin yakınında savunma hattı oluşturulması buranın tahribine halkın felakete sürüklenmesine sebep olacağından, başka bir noktada savunma yapılması, Belediye Meclisi ve Yönetim Kurulları tarafından alınan kararla rica edilmesi... Bir haftadan beri Manastır Telgraf hatları kesik olduğundan Batı Ordusu'yla ve İstanbul'la muharebeye imkân olmadığından telgraf hatlarının açılmasını beklemeye zaman da kalmamıştır. Allah korusun ordu, Vardar Mevkii’nden geri çekilir ve düşmanın şehre yaklaşması gerçekleşirse, konsolosların davet edilerek aracılıklarının istenmesi ve bazı şartlarla teslime onay verilmesi bu kez de kararlaştırılmıştır.''(9)

Kirli tezgâh yine sahnede. Gördüğümüz gibi Yunan yancıları ve istihbaratı sıkı çalışmakta. Fakat Allah'ın adaleti ne büyüktür ki bu tezgâhı yapanlar perişan ve sersefil oldu sonraki yıllarda.

5 Kasım 1912 gecesi Selanik limanına giren bir Yunan torpidosu Feth-i Bülend zırhlısını batırdı. Averof da denizden bombalamaya başladı. Ardından Yunanlılar 7 Kasım'da cepheden ilerlemeye başladı. Sırp ordusundan iki alay da destek veriyordu.

Yunanlıların Kesendire'ye asker çıkardığı, Mürettep 8'inci Kolordu karargâhı tarafından öğrenilmişti. Hasan Tahsin Paşa bu durum üzerine 8 Kasım'da tümen komutanlarının görüşlerini sordu. Hepsi de açıkça savaşamayacaklarını söylediler. Yalnız 14'üncü Tümen Komutanı Galip Paşa daha 4.000 askerinin bulunduğunu, redifler direndiği takdirde ''düşmanla son derece kahramanca ve namusluca çarpışmaya hazır'' olduğunu söyledi. Aynı gün Yunan Süvarileri Davutlu'dan Balca'ya ilerlediler. Bulgarlar Gözene'ye girdiler ve geceyi burada geçirdiler.(10)

Bu durum karşısında Hasan Tahsin Paşa teslim olma kararı aldı. Ama şartları vardı.

Antlaşma maddeleri yüz kızartıcıdır, üzerinde durmaya gerek yoktur.

Teslim Antlaşması.

10 maddeden oluşan bir protokolle Selanik kayıtsız ve şartsız olarak Yunanlara bırakıldı. 482 yıllık tarih toplam 10 maddeye sığdırılmıştı, koca tarih 10 madde ile son buluyordu.

Düşman 9 Kasım 1912'de şehre girdi. Bunu takiben Yunanlılar antlaşmaya uymadı. Subaylar, birlik komutanları zorla karargâhlarından alındı. Askerler silahlarına el konulup Yunanistan'a taşındı. Sadece Hasan Tahsin Paşa Selanik'te bırakıldı. Halbuki antlaşmada subayların şehrin içinde dahi kılıç taşıyabileceği belirtiliyordu. Türk Kara Kuvvetleri'nin binlerce yıllık tarihinin en karanlık sayfaları yazılıyordu sanki.

Yunanların şehre girmesinden önce şehrin doğusunda savunma yapacak birlikler Bulgarlar ve Sırplar karşısında parça parça dağıldı. 15.000 asker vatan için hiç yarar gösteremeyerek adeta bir hiç oldu. Fevzi Çakmak bu durumu Hasan Tahsin Paşa ve Ali Nadir Paşa'nın mutlak beceriksizlik, acizlik içinde olduğunu söyleyerek açıklar...

 

Selanik'in Savunmasının Olabiliritesi:

Balkan Harbi'ndeki yüz aklarımız olan Yanya, İşkodra ve Edirne savunmaları ile olabilecek bir Selanik savunması arasında farklar vardı. İlk olarak Selanik bu şehirlere nazaran daha büyük bir şehir ve savunulması daha zor. Yanya, İşkodra ve Edirne ise özel tahkim edilmiş şehirlerdi. Selanik ticaretin kalbi olduğundan büyük bir limana sahip ve Osmanlı buranın sahil şeridini korumaktan aciz durumda. Yani Yunan amfibi saldırısına karşı şehri savunmak çok zor fakat imkânsız değil. Ayrıca şehrin için Yunan ve Bulgar istihbaratçılar cirit atacak kadar fazla sayıda. Mutlaka tüm bunları Hasan Tahsin Paşa da düşünmüştür. Mesleği bunu gerektirir. Fakat bir ihtimal daha mevcut. 8. Mürettep Kolordu komutanı olan şahsın düşmana çalışma olasılığı. Korkunç bir ihtimal, gerçeği hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Fakat Hasan Tahsin Paşa'nın Yunan tarihinde çok sevilmesi ve övülmesi düşündürücü bir olaydır. Ayrıca kendisi hayatının geri kalanını refah içinde yaşamıştır.

Akla en uygun olan açıklama şudur; Hasan Tahsin Paşa anlaşmadan önce cephedeki askerlerin başında olan subaylara telgrafla savaşıp savaşamayacaklarını sorduğunda içlerinden sadece bir tanesi Türk onuru ve şerefine yaraşan şekilde gerekli cevabı vermiştir. Bu durum sonucunda iradesiz olan Paşa daha da umutsuzluğa kapıldı ve teslimiyete karar verdi.

Hasan Tahsin Paşa teslim antlaşmasını imzalıyor.

Bir diğer nokta ise Hasan Tahsin Paşa üzerine çok yoğun baskı oldu. Bilhassa Yahudi tüccarlar tarafından, çünkü Selanik'te ticareti Yahudiler kontrol ediyordu ve gerçekten tüccar kesimi de böyle bir çatışma olmasından ve ticaretin darbe görmesinden çok korkuyorlardı.(11)

Bu duruma bakıldığında şehri savunmak neredeyse imkânsız hal alıyor değil mi?

Belki de hiç umut yok.

Hayır var!

Bir Alman gazetesinin tespiti şöyledir: “Türk ordusu şehrin sokakları önünde düşmanı bekliyor.''(12)

Oysa ki ellerini kollarını sallayarak girdiler...

Yapılabilecek bir şeyler her zaman vardır. İlk olarak Hasan Tahsin Paşa mutlaka kendi iradesini ortaya koymalıydı. Yenice Muharebesi kaybedilmemesi gereken bir muharebeyken kaybedilmişti. Fakat bu hatasını telafi etme şansı varken iyice umutsuzluğa kapılmış ve basiretsizliğine devam etmiştir.

Asker ve subaylar üstünde otorite sağlandıktan sonra askeri durum ele alınırdı. Doğu'da Bulgarları tepelemek çok zor bir durumdu. Düşmanın ayrı ayrı tepelenmesi riskli bir hamleydi. Bunun yerine birliklerin geriye çekilip şehre alınması daha mantıklı olur. Bu süre zarfında Yenice'den gelen birlikler Yunanlılara karşı şehrin dış mahallerinde savunma hazırlıklarını tamamlayabilirdi. Avcı hatları şeklinde öncü savunma bölümleri oluşturmakta imkân ve kabiliyet dahilindeydi. Buna zaman vardı çünkü arazi balçığa dönmüştü, Yunanlılar ağır hareket etmek durumundaydı. Diğer yandan bu fırsattan yararlanılarak Yunanlılara yıpratma harekâtı uygulanabilirdi. Bu küçük birliklerle vur-kaç şeklinde yapılabilir. Nitekim Balkan Harbi'nde bunu ustaca yapmış bir orduyuz. Tabi iradeli komutanlar komutasında! Bu vur-kaç saldırıları düşmanın daha şehrin kapısına gelmeden morallerinin bozulmasına sebep olurdu. Grebeneli Bekir ve adamları buna en iyi örnektir.(13)

İkinci önemli faktör ise Bulgarlar ile Yunanlılar arasındaki sürtüşme. Bu olay Selanik'te patlayabilirdi. Sıcak çatışmaya dönme olasılığı bile vardı. Burada kıvrak zekâmıza güvenerek onları birbirine düşürebilirdik. Zor değil şehrin 3 gün dayanması bu sürtüşmenin yüzeye çıkmasına yeterdi.

Ardından şehir kademeli olarak savunulabilirdi. Eldeki asker sayısı buna elverişli. Düşman ilk olarak saldıracağı noktayı kazandıktan sonra daha güçlü bir tahkimatla, ondan sonra daha güçlü bir tahkimatla, daha güçlü daha güçlü. Karşılaştıkları güç karşısında Yanya'da şaşırdılar, perişan oldular. Niye Selanik'te olmasın?

Selanik'te düşmanı şehrin içine kabul etmek zorundaydık, çünkü o büyüklükte bir alanı düz hat olarak savunmak bitik bir orduyla çok zor. Bu yüzden düşmanı üstün olacağımız şehir savaşına mahkûm etmek en uygun harekettir.

Yani, birlikler bir elde toplanarak şehir kademeli olarak savunulabilirdi. Bu sırada sahil şeridi Yunanlılar tarafından taciz edilir, hatta asker dahi çıkarılabilirdi. Fakat buna karşın şehrin içinde asker tüm direnciyle karşı koyardı.

İşin bir de gerçekleşen bir boyutu var. Fakat ne yazık ki burada da Hasan Tahsin Paşa'nın bir emeği yok. Yunan Ordusu, Mareşal Fevzi Çakmak'a göre Balkan Harbi'nde en sıkı savaşan ordudur. Buna rağmen Yanya'da Esat Paşa'ya boyun eğdiler. Prens Konstantin'in Yanya'ya bu kadar yüklenmesi anlamsızdı. Oradaki birliklerin büyük bölümünün Selanik'e aktarılması mantıklıydı. Sadece bir kısmı Selanik'e aktarıldı. Buna rağmen Esad Paşa Yanya'daki muharebelerde Yunanlıları bozguna uğrattı, hatta öyle ki Yunanlıların dermanı kalmamıştı. Askerleri hastaydı, bitkin düşmüşlerdi. Yunan ekonomisi zaten sallantılı bir haldeydi, savaş masrafları ne kadar ağırlaşırsa onlar için o kadar kötüydü. Yanya'nın Kasım 1912'deki halini düşünürsek gerçekten her şey yolunda idi. Düşmana geçit verilmiyordu. İşte bu anda Selanik'te 25.000 askerle yapılacak olan direniş her şeyi değiştirecek güçteydi.

Yunanistan'ın ekonomik durumu çıkmaza girer, askeri kayıpları ve bunla orantılı şekilde harcamaları da artardı. Diğer yandan Selanik'i Bulgarlara kaptırmamak iç güdüsü Yunanistan'ın zor olan durumunu çıkmaz sokağa sokardı.

Prens Konstantin'in Yanya'ya bu kadar yüklenmesi hatalıdır. Fakat bu hata Hasan Tahsin Paşa tarafından fırsata çevrilememiştir...


SONUÇ: 

Yahudilerin en büyük ticaret limanlarından biri olan, çok fazla nüfusa sahip olan, ajanların cirit attığı bir şehri savunmak tabi ki zordu. Bunu yapmak için tüm gemileri yakmamız, gözümüzü karartmamız gerekti. Fakat buna değerdi. Çünkü Selanik bugün bile hala bizim acımız. Bizden sonra Selanik daha çok acı çekti. Yahudiler katliama ve asimilasyona tabi tutuldu, diğer etnik kökenli insanlar acı çekti.

Osmanlı'nın o terazisinden eser yoktu şimdi Selanik'te.

Askerin savaşmamasından dert yanıp şehri savunmanın imkânsız olduğunu söyleyenlere ve Hasan Tahsin Paşa'nın en uygun olanı yaptığını söyleyenlere Çanakkale'de 57. Alay komutanı Hüseyin Avni Bey gerekli cevabı vermektedir.

Bu teslimiyet Türk Askeri Tarihi'ne bir kara leke olarak geçti. Tüm subaylar bu lekeyi 1. Cihan Harbi'nde silmek için canlarını ortaya koydu. Balkan Harbi'nde 25.000 askeri savaşmadan silah bırakan bu ordu Çanakkale'de, Doğu Cephesi'nde, Filistin'de, Galiçya'da, Irak'ta ve nice yerde düşmana kök söktürdü, onuruyla savaştı. Bu bitik ordu ardından yeni bir ülke kurdu.


Hasan Tahsin Paşa'nın daha sonra Yunan vatandaşı olan oğlu Kenan Mesare.

Bu kara lekeye sebep olan başta Hasan Tahsin Paşa'dır. Savunma imkânı varken, düşmana karşı koymayarak Türk askeri onur ve şerefine yaraşmayacak şekilde teslim olması ve hayatının geri kalanını refah içinde geçirmesi...

 

Kaynakça:

1-Batı Rumeli'yi Nasıl Kaybettik? s.353
2-Ordu Yıpranmasın!  11.08.2010, Taha Akyol
3-Batı Rumeli'yi Nasıl Kaybettik s.37-74
4-Rumeli'ye Elveda: 100. Yılında Balkan Bozgunu - Belgesel
5-Batı Rumeli'yi Nasıl Kaybettik ? s.345
6-Batı Rumeli'yi Nasıl Kaybettik ? s.350
7-Batı Rumeli'yi Nasıl Kaybettik ? s.351
8-Birinci Balkan Harbi ve Selanik’in Kaybı - Doç. Dr. Nuri Yavuz
9-Batı Rumeli'yi Nasıl Kaybettik ? s.353
10-Batı Rumeli'yi Nasıl Kaybettik ? s.354
11-Rumeli'ye Elveda 100. Yılında Balkan Bozgunu s.70
12-Balkan Savaşı-Aram Andonyan
13-Grebeneli Bekir


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder