26 Temmuz 2015 Pazar

Atatürk’ün Tarihe Yön Veren ve Türk Ulus’una Ufuklar Açan Konuşmaları.

Bence; bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi, mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığa sahip, çağdaş olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran, Türk Ulusu’nun çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması için devrimler yapan ve dolayısıyla ufuklar açan büyük devrimci önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk Ulusu ve dünyanın birçok ezilmiş ve sömürülmüş mazlum ulusları için büyük ve önemli işler başardığı tarihin tespitidir. Dünyanın, çağının lideri olarak tartışmasız kabul ettiği Atatürk’ü tanımak, bilmek ve onun ifade ettiklerini öğrenmek oldukça önemlidir. Büyük Önder’in de adeta altını kalın çizgilerle çizerek belirtip tarihe kaydettiği, “Beni görmek demek behemehâl yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.” şeklindeki sözleri konunun önemini bir kez daha vurgulamaktadır.
Mustafa Kemal’i anlamak, tanımak, bilmek ve fikirleri ile yapmak istediklerini öğrenmek için elbette birçok kaynaktan yararlanmak mümkündür. Ancak öyle bir kaynak var ki, orada Atatürk hakkında yazılanlar ve anlatılmak istenilenler, başkaca hiçbir açıklama ve ayrıntıya gerek kalmaksızın, tek başına sanki her şeyi bize vermektedir. Elbette Sabiha Gökçen’den bahsediyorum. Manevi kızı Sabiha Gökçen, “Atatürk’ün izinde Bir Ömür Böyle Geçti” adlı anılarının sunu kısmında şöyle söylüyor:
“Gün ışıdı ışıyacak. Ankara’da sabah oluyor handiyse. Bu ışınlar ilk kez Anıtkabir’e vuruyor. Oradan yansıyıp yayılıyor dalga dalga görkemli şehrin üstüne. Moru sarıya, sarıyı beyaz sarıya götüren bu hayat veren ışıkların ilk düştüğü yerde, bir başka hayat veren yaşıyor. Tutsak, ezilmiş, sömürülmüş, insanlıktan uzak yaşama terk edilmiş bir ulusu silkeleyen, şerefli mazisine yakışır bir yaşam ortamına çeken, ona bağımsızlığın tadını tattıran, özgürlüğün kutsallığını öğreten, insan olmanın en yüce onurunu veren bir başka hayat veren yaşıyor.”
Bu ikincisinin anlamı en az birincisi kadar önemli bizim için. Güneş dediniz mi; ilikleriniz ısınır, ağaçlara su yürür, dallar baharlaşır, cansızlar canlanır. Anıtkabir’de yatanın adını andınız mı da öyle olur işte… Atatürk dediniz mi; silkinirsiniz, uyanırsınız, uygarlığa doğru, kardeşliğe doğru, barışa sevgiye doğru, insanı insan eden ilkelere doğru, aydınlık yarınlara doğru koşarak canlanırsınız. İkisi de can verendir. İkisi de hayat verendir. Biri doğada, diğeri düşünde, sosyal yaşamda, ulus bilincinde, yurt sevgisinde…
Ne zaman güneşten yoksun kalsanız önce ürperir, sonra üşür, daha sonra sararıp solarsınız. Çarpıtır sizi güneşsiz olmak. Hasta olursunuz. Benliğinizin usul usul yok olduğunu, kemirildiğini, iskeletinizin çöktüğünü hissedersiniz. Atar damar atmaz, işleyen yürek çarpmaz, gören gözler görmez olur. Yaşayamazsınız güneşsiz bir dünyada. Bu öteki için de böyledir. Atatürk için de…
Onun ilkelerinden uzaklaştıkça aynı toprakta yaşayan, aynı bayrağın kutsal sevincini taşıyanlar, bu binlerce, on binlerce, yüz binlerce şehit kanıyla sulanmış olan bu toprakların gerçek değerini bilmez olurlar. Ay yıldızlı al-beyaz bayrağın kutsallığındaki lezzete varamaz, düşman kesilirler. Durur damarlarındaki asil kan, akmaz olur. Muhtaç olduğu kudret, onu bu ihanetinden dolayı terk eder gider. Soluk alıp verişinde özgürlüğü değil, sömürülmeye yönelişi, tutsaklığın zincirlenişini yaşar. Gören gözlerinde alabildiğine uzanan kendi yurt toprakları değil, ona göz dikmiş olanların içeridekilerle işbirliği yaparak yangın yerine çevirdikleri, işgal altında bir harabedir. İçmek için uzandığı tertemiz suda gördüğü; kirli, alçak bir düşman çizmesinin aksidir. Atatürk ilkelerinden uzaklaştıkça, bu gaflet ve dalalete düştükçe, görebileceğiniz manzaralar, duyabileceğiniz şeyler bunlardır işte. Karınız, bacınız, ananız ve sevdiceğiniz size ait değildir artık. Evim diyeceğiniz eviniz, malım diyeceğiniz malınız, yurdum diyeceğiniz toprağınız, denizim diyeceğiniz deniziniz, özgürlüğüm diyeceğiniz özgürlüğünüz, tarihim diyeceğiniz tarihiniz, dinim diyeceğiniz dininiz, Tanrım diyeceğiniz Tanrınız ve bayrağım diyeceğiniz bayrağınız yoktur artık. Bu nedenledir ki, nasıl güneşsiz bir dünyada yaşayamazsanız, Türk Ulusu olarak, Atatürk ilkelerinden yoksun bir dünyada da yaşayamazsınız.
İnsan yaşadığı süreyi, iki tarih arasındaki zamana sığdıracak olursa, çok yanlış bir harekette bulunmuş olur. Aslında tarihler önemli değil, aradaki yaşamın size neler verip neler aldığı, dolaysıyla size neler kazandırdığı önemlidir. Hele hele tarihleri tarih, toprakları vatan, bayrakları bayrak ve aşiretleri ulus yapanların yanında ise yazgınız, işte o zaman değer yargılarınız da, zamanın gel-gitleri de çok önem kazanır.
2015 yılı Mustafa Kemal’in doğumunun 134. yılı. Bir asırdan 34 yıl fazla yani. Atatürk doğalı 134 yıl olmuş öyle mi? Ya öleli?
Öleli mi? Atatürk ölür mü hiç! insanı, toprağı, bayrağı, uygarlığı, özgürlüğü, bağımsızlığı ve onuru bir araya getirenler ölür mü? Bunlardan yoksun yaşayanlara taze kan, yürek, bilek kuvveti, akıl ve irade gücü verenler ölür mü? Mustafa Kemaller ölmez! Aksine Atatürk olup ölümsüzleşirler! Türk’ü öldürmeden Atatürk’ü, Atatürk’ü öldürmeden de Türk’ü öldüremez, yok edemezsiniz!
Bu söz manevi ya da mecazi bir anlam taşıyabilir. Ama öyle ya da böyle, gerçeğin ta kendisidir! Bizim içerideki ve dışarıdaki düşmanlarımız ne zaman başkaldıracak olsalar, önce Atatürk’e dil uzatırlar. Onu, küçük düşürmeye, yeryüzünde bir başka benzeri olmayan başarısını ve devrimlerini kötülemeye çalışırlar. Bunda başarıya ulaşsalar; emin olun Türk Ulus’unu da silerler haritadan. Ama böyle davranan dilleri koparacak, böyle düşünen talihsiz kafalara hak ettikleri dersi verecek olan nesiller yetişmiştir çok şükür!
Onun, ebedi istirahatgâhında rahat uyumasını sağlayan, hiç kuşku yok ki, Cumhuriyet’i emanet ettiği gençlerdir. Bu gençler bazen onsekizinde çıkar karşımıza, bazen de altmışında, yetmişinde ve hatta sekseninde, doksanında. Onlar, yaşları ne olursa olsun, yüreklerinde ve kafalarında Atatürk meşalesi yandığı için gençtirler!
İnanıyorum ki, Atatürkçü Düşünceyi benimseyen ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerini yaşam şekli olarak kabul edip, benimseyenlerin sayısı arttıkça; Atatürk’ün ruhu şad oluyor, mekânı ışıklarla doluyor ve bu ortamda ebedi istirahatgâhında uyuyordur. Aslında biliyor musunuz Atatürk uyumaz! Su uyur, düşman uyur, ama Atatürk asla uyumaz!
Nitekim bunu son yıllarda yaşadığımız acı olaylar da göstermiştir ki; gerçekten de Atatürk uyumamaktadır. Türk Ulus’una ve onun vatan bellediği Anadolu topraklarına göz dikmiş, hain emeller peşinde koşan ve çeşitli çirkin oyunlar sergileyen dışarıdaki düşmanlar ile içerdeki düşman ve işbirlikçilere karşı tek başına bir düşünce, ideal ve aynı zamanda bir yaşam felsefesi olarak, Türk Ulus’unu ve Atatürkçülüğü benimsemiş diğer mazlum milletleri kucaklamış, bağrına basmış bir durumda bekliyor.
Güneşten uzaklaşmayınız! Dayanamazsınız ölürsünüz! Atatürkçü Düşünceden, onun ilkeleri ve devrimlerinden uzaklaşmayınız çökersiniz, tutsak olursunuz, benliğinizi yitirirsiniz, adeta susuz, havasız kalır nefes alamaz, boğulursunuz. Atar damarınız atmaz, işleyen yüreğiniz artık çarpmaz olur. Ananız, Bacınız, kardeşiniz, yavuklunuz, toprağınız ve bayrağınız olmaz. Bunların hiç biri kalmaz elinizde. Bırakmazlar size namusunuzu ve inançlarınızı yaşamak için gerek duyduğunuz şeyleri. Hiç birini bırakmazlar! Biliniz ki; Türk’ün en büyük ve tek dostu yine Türk’tür. Türk’ü Atatürk’le ve Atatürk’ü de Türk’le yaşatınız! Bu en büyük görevdir!
Bu anlatımlara söylenebilecek başkaca söz olabilir mi? Böylesine ifadelerle anlatılan dünyada başka lider ya da liderler var mı? İşte bu gerçekler ışığında, çağının tartışmasız lideri, Türk Ulus’unun bağımsızlık önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, bugüne değin yaptıkları ile bundan böyle gelecek kuşakların ufkunu aydınlatacak, ışığı olabilecek uygulamalarının gerektiği şekilde anlaşılabilmesi için farklı tarihlerde ve ülkenin çeşitli yerlerinde yaptığı konuşmalarından bir kısmını sizlere aktarmayı kendime görev edindim.
Konuşmaların tamamı, takdir edilebileceği üzere, elbette buraya sığmayacak kadar çok ve geniş kapsamlıdır. O nedenle bazı konuşmaları buraya almaya çalıştım ve konuşmalarda, sizlerin hoş görüsüne sığınarak, özü etkilemeyecek bir kısım kısaltmalar yaptım. İşte o konuşmaları, tarihsel sırasına uygun olarak, sizlere sunuyorum...

• cengizonal@butundunya.com.tr