3 Eylül 2015 Perşembe

Kararlarımız.

Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış olan kralın yanına gider ve krala ”Efendim, söyleyin bana yaşamda özgürlük var mıdır?” diye sorar. Kral “Elbette” der, “Kaç bacağın var senin?” Adam soruya şaşırarak “İki” der. Kral “Pekâlâ, tek bacağının üstünde durabilir misin?”, “Elbette” diye yanıt verir adam. Kral “O halde hangi bacağın üzerinde duracağına karar ver.” der. Adam biraz düşünür ve sol bacağının üzerinde durmaya karar verir. “Tamam” der Kral, “Şimdi de öteki bacağını kaldır.” Adam şaşırarak, “Bu olanaksız Kralım.” der. “Gördün mü?” diye sorar Kral, “Özgürlük budur. Yalnızca ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil.”
Tiziano Terzani’nin “Atlıkarıncada Bir Tur Daha” adlı kitabında okuduğum bu küçük öykü yıllardır tartışılan özgürlük kavramı üzerinde bir kez daha düşünmeme yol açtı.
Yaşam gerçekten böyleydi. İlk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu. Yaşam hata kabul etmiyordu. İlk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu, ama eğer yanlış bir karar aldıysan, her şey zincirleme yanlış gidiyordu. Örneğin, mesleğini seçerken. İyi düşünmeden, yeteneklerinin ayırdında olmaksızın bir meslek seçtiğinde, ömür boyu işini zorla yapmaya tutsak oluyordun. İşinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyordun. Ama biliyordun ki, özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermiştin ve yeniden başlama cesaretin yoktu. Kimi insanlar vardı yaşamda. Onlarsa her şeyi arkalarında bırakıp yeniden başlayacak denli cesurlardı, ama sen onlardan biri olamıyordun. Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun.
Oysa göz ardı ettiğin bir şey vardı. Yaşam çok kısaydı ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlıydı.
Evlilik konusunda da iyi karar vermek gerekiyordu. Yanlış bir karar aynı evde yaşayan iki düşman yaratabilirdi. Aşk, zorunluluğa dönüşebilir ve yaşamını cehenneme çevirebilirdi.
Yaşam kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti. Doğru yerde ateşlendiğinde seni ısıtacak ateş, yanlış yerde ateşlediğin zamansa içinde bulunduğun evle birlikte seni de yakıyordu. Yaşam öyle basite alınacak bir oyun değildi. Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu. Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu. Çok daha önemli olan başka bir şey daha vardı. Kendini bilmek. Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundaydın. Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir yaşama sahip oluyordun.
Ve kararlar birer kibritti, ya yaşamını yakıyordun ya da aydınlatıyordun.