4 Eylül 2015 Cuma

Sudan’lı Çocuk.

İnsanlık, bazen silahı bırakmaktır.
Bazen affetmektir.
Bazen konuşmamaktır.
İnsanlığımız ölmediği müddetçe "yaşamak" denen o coşkulu süreçten tat alabiliriz.
Aşağıda okuyacağınız öykünün sebep olduğu fotoğrafı ilk gördüğümde aylarca aklımdan çıkmadı. Bazen insanlığımdan utandım.
Bazen yediğim yemek boğazımda düğümlendi. Lütfen bu öyküyü okuyun ve düşünün. Sonra o anlamlı fotoğrafa bakın. Ve kendi çocuklarınıza. Gördükleriniz, hissettiklerinizle yarışıyorsa yaşıyorsunuz demektir.
İşte size o öykümüz: 1993 yılının Mart ayıdır. Güney Afrikalı bir foto muhabiri açlık ve iç savaşı görüntülemek için Sudan' a gelir. Amacı en güzel resmi çekip, ödül üstüne ödül almaktır.
Sudan'a geldiğinde hayalinin üzerinde kötü manzaralarla karşılaşır. Tam bir sefalet, tam bir yokluk. Manzara gerçekten dehşet vericidir; saatte ortalama yirmi insan açlıktan ölmektedir. Buna hangi yürek dayanabilir? Ama en güzel resmi çekmesi gerektiğini hiç unutmaz foto muhabirimiz. Gördüğü her manzarayı fotoğraf makinesinin kareleri içine alır. Günlerce, haftalarca dolaşır. Ama aradığı pozu bir türlü bulamaz. Artık ümidini iyice kestiği bir anda... Evet tam o esnada... O da ne? Bir çalılığın dibinde yerde yatan küçük bir kız çocuğu... Karnı açlıktan dışarı fırlamış ve ölümün kendisine geleceği zamanı bekliyor. Bu manzara foto muhabiri için bulunmaz bir fırsattır. Hemen kendisine uygun bir yer bularak fotoğraf  makinesini ayarlar. Tam çekeceği sırada daha ilginç bir misafirin geldiğini görür: Bir akbaba... O da gelip çocuğun beş altı metre ötesine konar. Muhabirin sevinçten adeta dili tutulur. "Bu müthiş bir olay olacak!" diye sevinir.
Muhabir yarım saat akbabanın kanatlarını açmasını bekler. Ama bir türlü akbaba kanatlarını açmaz. Muhabir biraz daha bekledikten sonra akbaba ile küçük kız çocuğunu aynı karede görüntülemeyi başarır (!)
Foto muhabiri, resmini çektikten sonra akbabayı kovalar. Bir ağacın altına geçerek hüngür hüngür ağlamaya başlar. Çünkü aklına aynı yaşlardaki kızı gelmiştir.
Foto muhabiri ülkesine döner. Çektiği resim New York Times gazetesinde yayımlanır. Müthiş bir etki yapar. Sadece Amerika' da değil, dünyanın pek çok ülkesinde bu fotoğraf arka arkaya yayımlanır. Aylarca gündemden düşmez. Foto muhabirimizin ise keyfine diyecek yoktur. Şimdilik tabi. Sonra garip bir şey olur. Gazeteye binlerce telefon gelir. Okuyucular akbabanın yanındaki o küçük kıza ne olduğunu sormaktadırlar. Bu gelişmeler yaşanırken foto muhabiri muhteşem bir ödül alır. Kahramanımız görünürde amacına ulaşmıştır. Ama henüz film sona ermemiştir.
Huzursuz günler başlamaktadır. Çünkü foto muhabiri, o kız çocuğunu orada öylece bıraktığı için vicdan azabı çekmektedir. Yemeden içmeden kesilir önce. Bir süre yalnız yaşar. Ardından gelen huzursuzluk.
Ve sonuç...
Yüreği bu acıya dayanamaz intihar eder.
İntihardan önce foto muhabiri bir arkadaşına, çocuğu kucağına alıp beslenme merkezine götürmediği için çok üzüldüğünü ifade etmiştir.
MERAKLISINA NOT:
Foto muhabirinin adı Kevin Carter. Çektiği resim 26 Aralık1993' te New York Times gazetesinde yayımlanmıştır.