İnsanlık, bazen silahı bırakmaktır.
Bazen affetmektir.
Bazen konuşmamaktır.
İnsanlığımız ölmediği müddetçe "yaşamak"
denen o coşkulu süreçten tat alabiliriz.
Aşağıda okuyacağınız öykünün sebep olduğu fotoğrafı ilk gördüğümde aylarca
aklımdan çıkmadı. Bazen insanlığımdan utandım.
Bazen yediğim yemek boğazımda düğümlendi. Lütfen bu öyküyü okuyun ve
düşünün. Sonra o anlamlı fotoğrafa bakın. Ve kendi çocuklarınıza.
Gördükleriniz, hissettiklerinizle yarışıyorsa yaşıyorsunuz demektir.
İşte size o öykümüz: 1993 yılının Mart ayıdır. Güney Afrikalı bir foto
muhabiri açlık ve iç savaşı görüntülemek için Sudan' a gelir. Amacı en güzel
resmi çekip, ödül üstüne ödül almaktır.
Sudan'a geldiğinde hayalinin üzerinde kötü manzaralarla karşılaşır. Tam
bir sefalet, tam bir yokluk. Manzara gerçekten dehşet vericidir; saatte
ortalama yirmi insan açlıktan ölmektedir. Buna hangi yürek dayanabilir? Ama en
güzel resmi çekmesi gerektiğini hiç unutmaz foto muhabirimiz. Gördüğü her
manzarayı fotoğraf makinesinin kareleri içine alır. Günlerce, haftalarca dolaşır. Ama aradığı pozu bir türlü bulamaz. Artık ümidini iyice kestiği bir
anda... Evet tam o esnada... O da ne? Bir çalılığın dibinde yerde yatan küçük
bir kız çocuğu... Karnı açlıktan dışarı fırlamış ve ölümün kendisine geleceği
zamanı bekliyor. Bu manzara foto muhabiri için bulunmaz bir fırsattır. Hemen
kendisine uygun bir yer bularak fotoğraf makinesini ayarlar. Tam çekeceği
sırada daha ilginç bir misafirin geldiğini görür: Bir akbaba... O da gelip
çocuğun beş altı metre ötesine konar. Muhabirin sevinçten adeta dili tutulur. "Bu müthiş bir olay olacak!"
diye sevinir.
Muhabir yarım saat akbabanın kanatlarını açmasını bekler. Ama bir türlü
akbaba kanatlarını açmaz. Muhabir biraz daha bekledikten sonra akbaba ile küçük
kız çocuğunu aynı karede görüntülemeyi başarır (!)
Foto muhabiri, resmini çektikten sonra akbabayı kovalar. Bir ağacın
altına geçerek hüngür hüngür ağlamaya başlar. Çünkü aklına aynı yaşlardaki kızı
gelmiştir.
Foto muhabiri ülkesine döner. Çektiği resim New York Times gazetesinde
yayımlanır. Müthiş bir etki yapar. Sadece Amerika' da değil, dünyanın pek çok
ülkesinde bu fotoğraf arka arkaya yayımlanır. Aylarca gündemden düşmez. Foto
muhabirimizin ise keyfine diyecek yoktur. Şimdilik tabi. Sonra garip bir şey
olur. Gazeteye binlerce telefon gelir. Okuyucular akbabanın yanındaki o küçük
kıza ne olduğunu sormaktadırlar. Bu gelişmeler yaşanırken foto muhabiri
muhteşem bir ödül alır. Kahramanımız görünürde amacına ulaşmıştır. Ama henüz
film sona ermemiştir.
Huzursuz günler başlamaktadır. Çünkü foto muhabiri, o kız çocuğunu orada
öylece bıraktığı için vicdan azabı çekmektedir. Yemeden içmeden kesilir önce.
Bir süre yalnız yaşar. Ardından gelen huzursuzluk.
Ve sonuç...
Yüreği bu acıya dayanamaz intihar eder.
İntihardan önce foto muhabiri bir arkadaşına, çocuğu kucağına alıp
beslenme merkezine götürmediği için çok üzüldüğünü ifade etmiştir.
MERAKLISINA NOT:
Foto muhabirinin adı Kevin Carter.
Çektiği resim 26 Aralık1993' te New York Times gazetesinde yayımlanmıştır.

