Yazar: Orhan Bursalı, 20
Aralık Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet.
Bu saptamayı yapan Edgar Morin’i
okurken, içimden yükselen ses şu oldu: “Biz de biz de!”
Dünyanın yaşadığı
çok yönlü derin kriz ile bizim krizimiz aynı mı? Aralarında şüphesiz
benzerlikler- ayrılıklar vardır. Ama iddiam odur ki, bizim krizimiz ile küresel
kriz, birbirinden oldukça farklı. Bunu sonra yazacağım... Şimdi Morin’e
birlikte kulak verelim.
“Gezegenimiz uzlaşmaz parçalanma ve
bütünleşme süreçlerine maruz kalıyor. Gerçekten de tüm insan türü bir “kader
ortaklığı”nda birleşiyor, çünkü aynı ekolojik ya da ekonomik tehlikeleri, dinî
fanatizmin ya da nükleer silahların yol açtığı aynı tehlikeleri paylaşıyor. Bu
gerçeklik ortak bir bilince varılmasına yol açmalı, dolayısıyla da
kaynaştırmalı, dayanışma yaratmalı ve melezleştirmeli. Oysa tam tersi hüküm
sürüyor: Büzüşülüyor, ayrışılıyor, bölmelere ayrılıp parçalanılıyor, özgül
–ulusal ve/veya dinî– bir kimliğin ardına sığınılıyor.”
İki Barbarlık
Tipi.
Günümüzle ilgili
iki barbarlık tipinin altını çiziyor. Şimdi IŞİD görülen, ama geçmişte,
Nazizm’de, Stalinizm’de, Çin’de Kültür devrimi sırasında vb. ortaya çıkan kitle
barbarlığı… “Barbar alçaklık ne 21. Yüzyıla ne de İslam’a özgü… IŞİD’i tarihte diğer barbarlıklardan
ayıran şey, sadece dinî fanatizm kökü..”
Morin, dini
fanatizmin de geçmişine giderek, vicdanını konuşturuyor
“Hıristiyan Batı… İslamcılar tarafından
işlenen katliamlardan meşru olarak tiksinmektedir; fakat Hıristiyanların
yüzyıllar boyunca Paganlar’ı nasıl katletmiş, onların sanatsal tasvirlerini
nasıl yakmış, kanlı Haçlı seferlerini nasıl yürütmüş ve Müslüman topraklarını
nasıl Hıristiyanlaştırmış olduklarını unuttuk mu? Engizisyon bir insanlık
modeli olmuş mudur?”
Biri bundan
kurtulmuş devrimlerle... İkincisi ise, bu devrimlerini yapamadığı için,
barbarlığın çeşitli kademelerinde boğuluyor.
Hesap Ve Rakam
Barbarlığı.
Morin’in işaret
ettiği ikinci bir barbarlık tipi ise o kadar yaygın ve tüm dünyanın iliklerine
o kadar derinlemesine nüfuz etmiş ki, günümüzün ana dertlerine, dini barbarlık dâhil,
kaynaklık ediyor diyebilirim:
“Çağdaş uygarlığımızda git gide daha çok
hegemonyasını yerleştiren ikinci barbarlık tipi, hesap ve rakam barbarlığıdır. Her şey hesap ve rakam (kâr, yarar, GSYİH, büyüme, işsizlik, yoklamalar…) olduğu gibi; toplumun insanî kanatları
bile hesap ve rakam olduğu gibi; ekonomiyle ilgili her şey de artık hesap ve
rakam sınırlarına alınmıştır...”
“Bu tek taraflı ve indirgeyici anlayış, kârın, uluslararası spekülasyonun, vahşi rekabetin zorbalığını
pekiştirmekte.
Rekabet edebilirlik namına tüm bel-altı vuruşlar mubahtır… İnsanı insanlıktan
çıkaran çalışma düzenlemelerinin getirilmesine varıncaya kadar, teşvik veya
talep bile edilir. İnsanı insanlıktan çıkarırlar...”
Çıkış Yolu: Hümanizm!
“Barbarlık eğiliminin tek hakiki
panzehirinin adı, bireysel de olsa kolektif de olsa, hümanizmdir. Bu temel ilke
içimizde kök salmış olmalıdır…’her insanda bir vatandaşını görmek’ diyerek
Montaigne’in ne güzel ifade ettiği, ötekinin o anlamı olmaksızın; hepimiz
potansiyel barbarlarız.”
Morin, sosyalist
ve komünist partilerin adeta tükendiğini belirterek, gelecek için yeni bir
umudun ışığının hızla yakılması gereğinden söz diyor. Katılıyorum, eskiyi
diriltmeniz mümkün değil. Kadim Ortodoks tutum asla çıkış değil.
Fakat bu çıkışın
sol enternasyonalist bir karakter içereceği de kesin. “Sol nedir?”e yanıt veriyor:
“Soldan olmak, aynı zamanda, bireyin
serpilip gelişmesine de uğraşmak ve insanlık adı verilen devasa bir
sürekliliğin son derece ufak bir parçası olduğumuzun bilincine varmaktır.
İnsanlık bir serüvendir ve “soldan olmak”, alçakgönüllülük, dikkat, temiz
yüreklilik, talepkârlık, yaratıcılık, diğerkâmlık ve adaletle bu olağanüstü
serüvene katılmaktır. Soldan olmak, zulmün dehşetini kendine karşı hakaret
olarak hissedebilmektir; bu sayede toplumsal ve ahlâki biçimleri de dâhil olmak
üzere tüm sefalet biçimlerinin anlaşılması mümkün olur. Soldan olmak, her
aşağılamayı bir dehşet gibi hissedebilme kapasitesini içerir daima...”
(MedyaScope,
Engar Morin, Uygarlık değiştirmenin zamanı geldi.)
Her şeyi yeniden düşünmek
zorundayız...
