17 Aralık 2016 Cumartesi

"İnsanları tanımak için tüm gücünüzü verin, ama tüm sevginizi vermeyin, Onları tanımaya başladıkça verdiğiniz sevgiye acıyacaksınız" demiş Mevlana.
Sanırım burada Mevlana, temkinli olmamızı öğütlemiş. Eskiden, bu söz benim için çok fazla şey ifade etmezdi. Nedense insanları tanımak ve onların içlerindeki iyiliği veya karanlık yanları keşfetmek konusunda, çok sorun yaşamadığım için böyleydi. Hep sanırdım ki, herkesin çok derinlerde yansıttıklarının yanı sıra bambaşka ve benzersiz güzellikte bir dünya var.
Açık söylemek gerekirse, gerek sezgilerim gerekse gözlemlerim nedeniyle çok yanılmadığım için arkadaşlarım, dostlarım ve yakınlık kurduğum insanlarla ilgili kanaatim, çok fazla değişmedi. Belki de onları baştan doğru tanımayı başarabildiğim için, gerek onlardan gelen sözleri, gerekse davranış göstergelerini sağlıklı değerlendirebildiğim için onlarla ilişkilerimde gerçekçi olmayan beklentilerim de olmadı.
Ancak ben de yanıldım. Felaketim olacak kadar ciddi bir yanılgıya düştüm... Uzunca bir süre bu yanılgıyı kabul edemedim ve içime de sindiremedim. Gözlerime ve kulaklarıma inanamadım. Hiçbir gerekçem ve hiçbir analizim fayda etmedi. Utandım, sıkıldım, döndüm dolaştım, her yolu denedim. Küfrettim, kendimle kavga ettim. Acısını başkalarından çıkartmaya yeltendim. Gözlerimi kapadım, duyduklarımı başka birinden gelen ses olarak düşündüm. Gittim, geldim, aradım olmadı. Yaşadıklarım bir kâbus gibiydi. Bir insanı tanımak, ona bir şekilde kendini de açmayı gerektirir. Bu da bir çeşit teslim olma, karnını açma halidir. 
Sonraları kabul ettim. Yanılmıştım. Ancak bu kabul etmeme sürecinde yaşanan reddediş, bir süre de olsa, gerçeklik duygusunun yitirilmesi, yabancılaşma ve kızgınlık duygusuyla hala baş edemediğim oluyor, doğrusu... Bir insanın temel kişilik özelliklerinden, ne olursa olsun bu kadar saparak, bambaşka bir insana dönüşmesi, bana onun aslında kimliksiz olduğunu ve kendini ustaca başka biri gibi sunmayı başarabildiği sonucuna varmama neden oldu. Geç de olsa, bu dünyada böyle insanların da olabileceğini ve üstelik benim başıma gelebileceğini öğrenmiş oldum. 
Şimdi artık biliyorum ki, herhangi bir insan hakkında hiçbir zaman tam kanaat oluşturmamak gerekir. Her şey olasılık dâhilindedir. En çocuk haliniz, sadece kendinize saklanmalıdır. Bulanık zihinli insanlardan kaçınmak gerekir. Hiçbir davranış göstergesini yok saymamak ve parantez içlerini didikleyerek, olabildiğince doğru yorum yapmak gerekir. Doğallık, samimiyet, içtenlik bunları en hoyratça bozguna uğratan maskelilerin diline pelesenk olmuş gibi görünüyor artık bana nedense...
Bir insanı tanımak, tanıdığını sanma halinden önce gerçekleşmezse, ciddi düş kırıklıkları yaşanıyor. Bu nedenle, abartılı görünen her şeye karşı, ciddi bir tereddüt geliştirilmesinden yanayım. Çünkü fazladan parlayan her şeyin gerisinde, bilemeyeceğimiz bir donukluk yatıyor olabilir. 
Bir insanı tanımak, önce kendini tanıyabilmiş insanların harcıdır diye düşünmekteyim. 
Sizin insanlarla ilgili yaşadığınız deneyimler neler? Neler yaşadınız? Hiç düş kırıklıklarınız oldu mu?.. 

Yoksa olmadı mı?..