Bir Paradoks mu, Yoksa Toplumun Aynası mı?
"Bir erkeği annesi büyütüyor, ilk sevgiyi bir
kadından görüyor; öyleyse neden bazı erkekler kadın düşmanı oluyor?"
Bu soru, ilk bakışta mantıksal bir çelişki gibi
görünür. Ancak insan davranışını inceleyen psikoloji ve sosyoloji, bu durumun
sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.
Bir insanın karakteri yalnızca ailesi tarafından
şekillendirilmez. Çocukluk yıllarında atılan temeller, okul, arkadaş çevresi,
medya, kültür, ekonomik koşullar ve yaşam deneyimleriyle sürekli yeniden
biçimlenir.
Dolayısıyla kadın düşmanlığını yalnızca "onu
yetiştiren kadına" bağlamak bilimsel açıdan yeterli bir açıklama
değildir.
İnsan Karakterini Kim
Şekillendirir?
Psikolog Albert Bandura'nın Sosyal Öğrenme Kuramı,
insanların yalnızca ailelerinden değil, çevrelerinde gözlemledikleri
davranışlardan da öğrendiklerini ortaya koymaktadır.
Bir erkek çocuk;
- Ailesinden,
- Öğretmenlerinden,
- Arkadaşlarından,
- Televizyondan,
- Sosyal medyadan,
- İçinde yaşadığı kültürden
sürekli mesaj alır.
Eğer bu mesajların önemli bir bölümü kadınları
küçümseyen veya ikinci plana iten düşünceler içeriyorsa, bunların kişilik
gelişimi üzerinde etkili olması şaşırtıcı değildir.
Kadınlar da Toplumsal Kalıpları
Aktarabilir mi?
Bu soru çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Kadınların çocuk yetiştirmede önemli rol üstlenmesi,
onların aktardığı bütün değerlerin yalnızca kendi bireysel düşüncelerinden
kaynaklandığı anlamına gelmez.
Bir anne;
"Erkek ağlamaz."
"Evin reisi erkektir."
"Kadının yeri şudur."
gibi kalıplaşmış düşünceleri benimsiyorsa, çoğu zaman
kendi yaşamı boyunca öğrendiği kültürel değerleri aktarmaktadır.
Yani burada aktarılan şey "kadınlık"
değil, toplumsal kültürdür.
Erkeklerden Beklenen Roller.
Toplum birçok erkeğe küçük yaşlardan itibaren şu
mesajları verir:
- Güçlü ol.
- Yenilme.
- Ağlama.
- Her zaman başarılı ol.
- Kontrolü kaybetme.
Bu beklentiler bazı bireylerde ciddi psikolojik
baskılar oluşturabilir.
Araştırmalar, duygularını ifade etmekte zorlanan
kişilerin öfke ve hayal kırıklığını dışa vurma biçimlerinin daha sorunlu
olabileceğini göstermektedir.
Bu durum kadın düşmanlığını açıklayan tek faktör
değildir; ancak bazı vakalarda etkili mekanizmalardan biri olabilir.
Toplumsal Değişim Neden Bazı
İnsanları Rahatsız Ediyor?
Son yarım yüzyılda kadınların eğitim düzeyi, iş gücüne
katılımı ve kamusal hayattaki görünürlüğü önemli ölçüde arttı.
Bu gelişmeler birçok kişi tarafından olumlu
görülürken, bazı bireyler tarafından geleneksel rollerin değişmesi şeklinde
algılanabiliyor.
Sosyal psikolojide buna "algılanan statü
tehdidi" adı verilir.
Burada önemli olan nokta şudur: Kadınların hak
kazanması, erkeklerin hak kaybettiği anlamına gelmez. Ancak insanlar bazen
toplumsal değişimleri kişisel bir tehdit olarak yorumlayabilir.
Sosyal Medya Önyargıları
Güçlendirebilir mi?
Bugünün dünyasında sosyal medya, kişisel görüşlerin
şekillenmesinde büyük rol oynuyor.
Algoritmalar, ilgimizi çeken içeriklere benzer
içerikleri sürekli karşımıza çıkarıyor.
Bunun sonucu olarak kişi;
- Yalnızca kendi düşüncelerini destekleyen
içerikleri görebiliyor,
- Farklı görüşlerle daha az karşılaşıyor,
- Zamanla kendi düşüncelerini tek doğru olarak
kabul etmeye başlayabiliyor.
Bu durum yalnızca kadın düşmanlığı için değil, siyasi
kutuplaşma, yabancı düşmanlığı ve komplo teorileri için de geçerlidir.
Bilim Ne Söylüyor?
Psikoloji, sosyoloji ve nörobilim alanındaki
araştırmaların ortak sonucu oldukça açıktır: Kadın düşmanlığı doğuştan gelen
kaçınılmaz bir özellik değildir.
Kadınlara yönelik tutumlar;
- Aile,
- Eğitim,
- Kültür,
- Ekonomik koşullar,
- Medya,
- Arkadaş çevresi,
- Bireysel yaşam deneyimleri
gibi çok sayıda etkenin birlikte etkisiyle
oluşmaktadır.
Bu nedenle aynı ailede büyüyen iki kardeş bile
kadınlara karşı tamamen farklı bakış açıları geliştirebilir.
Çözüm Suçlu Aramak Değil, Sağlıklı
Toplum İnşa Etmektir.
Kadın düşmanlığını azaltmanın yolu, kadınları ya da
erkekleri topluca suçlamak değildir.
Bilimsel araştırmaların işaret ettiği başlıca çözüm
alanları şunlardır:
- Çocuklara küçük yaşta empati kazandırılması.
- Duyguların bastırılması yerine sağlıklı
ifade edilmesinin teşvik edilmesi.
- Medya okuryazarlığının geliştirilmesi.
- Kadın ve erkeklerin birbirini rakip değil,
birlikte yaşayan bireyler olarak görmesini destekleyen eğitim anlayışı.
- Şiddetin ve nefret söyleminin her türüne
karşı tutarlı yaklaşım.
"Bir erkeği kadın yetiştirdiği hâlde neden bazı
erkekler kadın düşmanı oluyor?" sorusunun tek bir cevabı yoktur.
İnsan, yalnızca annesinin değil; yaşadığı toplumun,
kültürün, eğitim sisteminin, arkadaş çevresinin ve hayat boyunca edindiği
deneyimlerin ürünüdür.
Bu nedenle kadın düşmanlığını anlamaya çalışırken tek
bir kişiyi veya tek bir toplumsal grubu sorumlu ilan etmek yerine, bireyi
şekillendiren çok katmanlı yapıyı görmek gerekir.
Belki de üzerinde en çok durulması gereken gerçek
şudur: Önyargılar öğrenilir. Ama saygı da öğrenilir. Toplumların geleceğini
belirleyecek olan, hangi değeri yeni kuşaklara daha güçlü aktaracağıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder