18 Eylül 2026 Cuma

Facebook’un Sessiz Seyircileri.

 

Facebook'ta ilginç bir topluluk var.

Her gün oradalar.

Sabah kahvesini içerken Facebook'a bakıyorlar. Öğlen bir kez daha bakıyorlar. Akşam koltuğa oturunca yine bakıyorlar.

Kim ne yazmış?

Kim nereye gitmiş?

Kimin çocuğu evlenmiş?

Kim hastalanmış?

Kim ölmüş?

Kim siyaset yapmış?

Kim kime laf sokmuş?

Hepsinden haberleri var.

Ama kendileri hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.

Çünkü sesleri çıkmıyor.

Bir beğeni yok.

Bir yorum yok.

Bir “geçmiş olsun” yok.

Bir “tebrik ederim” yok.

Bir “ben de böyle düşünüyorum” yok.

Bir “katılmıyorum” bile yok.

Sanki Facebook'a insan olarak değil, güvenlik kamerası olarak bağlanmışlar.

 

Okuyor, ama görünmüyor

Bunların en büyük yeteneği görünmeden her şeyi görmektir.

Paylaşımınızı okurlar.

Fotoğrafınıza bakarlar.

Yazınızı sonuna kadar okurlar.

Hatta bazen yazdığınız yazı hakkında sizin bilmediğiniz kadar bilgi sahibi olurlar.

Ama bir işaret bırakmazlar.

Bir “like” bile çok görülür.

Çünkü Allah korusun, beğeni verirlerse “Bu adam bunu beğenmiş” diyeceklerdir.

Yorum yazarlarsa daha büyük tehlike vardır: “Bu adam böyle düşünüyor.”

İşte asıl korkulan budur.

Düşüncesinin bilinmesi!

Çünkü düşünce ortaya konulduğu anda insan görünür hâle gelir.

Görünür olmak ise cesaret ister.

 

En güvenli yer: Seyirci koltuğu

Sosyal medyanın en güvenli yeri seyirci koltuğudur.

Oradan herkesi eleştirebilirsiniz, ama kimse sizi eleştiremez.

Çünkü ne düşündüğünüzü kimse bilmez.

Yanlış bir şey söyleme riskiniz yoktur.

Tartışmaya girmezsiniz.

Kırılmazsınız.

Kırmazsınız.

Sorumluluk almazsınız.

Ama bütün gelişmelerden haberdar olursunuz.

Bir bakıma hayatın hem içinde hem dışındasınızdır.

Üstelik bedava!

Peki neden bu kadar sessizler?

Hemen “korkuyorlar” demek haksızlık olur.

Kimi gerçekten tartışmadan hoşlanmaz.

Kimi özel hayatını paylaşmaz.

Kimi sosyal medyayı yalnızca haber alma aracı olarak kullanır.

Kimi de “Ne gerek var?” diye düşünür.

Bunların hepsi anlaşılabilir.

Fakat başka bir kesim daha var.

Onlar aslında söyleyecek çok şeyi olduğu hâlde söylememeyi tercih ediyor.

Çünkü herkesle iyi geçinmek istiyorlar.

Bugün sizin yazınızı beğenmezlerse siz darılırsınız.

Yarın başkasının yazısını beğenirlerse öteki darılır.

Sonunda en güvenli yöntem bulunmuştur: Hiçbir şeyi beğenme!

Böylece kimseyle kötü olmamak mümkün sanılır.

Fakat bunun başka bir sonucu vardır: Kimseyle gerçekten yakın da olmamak.

 

“Görüldü” çağının insanları

Eskiden insan ilişkilerinde en kötü şeylerden biri ilgisizlikti.

Şimdi ise ilgisizliğin son derece modern bir biçimi var: sosyal medya, Görüldü, ama cevap verilmedi.

Facebook'ta bunun daha gelişmiş versiyonu yaşanıyor.

Yazınızı gördü.

Okudu.

Belki arkadaşına anlattı.

Belki eşiyle konuştu.

Belki kendi kendine “Doğru söylüyor” dedi.

Ama size gelince: Sessizlik.

Çünkü sosyal medyada bazıları için düşünce paylaşmak değil, düşünce biriktirmek makbuldür.

 

Oysa sosyal medya biraz da iletişimdir

Facebook'un adı üzerinde: Sosyal Medya.

Yani insanlarla bağlantı kurmak için var.

Bir insanın yıllardır arkadaşınız olup da paylaşımlarınızın hiçbirine tepki vermemesi elbette suç değildir.

Kimse kimseye “like verme vergisi” ödemiyor.

Ama insan ister istemez düşünüyor: Bu kadar yıldır arkadaşız; gerçekten birbirimizin hayatında mıyız, yoksa birbirimizin dijital vitrininin seyircisi miyiz?

Çünkü dostluk yalnızca birbirinin hayatından haberdar olmak değildir.

Bazen bir “Tebrik ederim.”

Bazen “Geçmiş olsun.”

Bazen “Ne güzel olmuş.”

Bazen de “Ben senin gibi düşünmüyorum.”

Hepsi iletişimdir.

 

Bir de gizli hayranlar var

İşin en komik tarafı ise bazen ortaya çıkıyor.

Siz bir yazı yazarsınız.

Kimse beğenmez.

Kimse yorum yapmaz.

Sonra sokakta biri yanınıza gelir: “Geçen gün yazdığın yazıyı okudum. Çok güzel yazmışsın.”

Şaşırırsınız: “Sen Facebook'ta değil miydin?”

“Vardım.”

“E niye bir şey yazmadın?”

“Bilmiyorum.”

İşte Facebook'un gizli dünyası budur.

Beğenmeyen okur.

Yorum yapmayan düşünür.

Sessiz kalan konuşur.

Ama bütün bunları sizin haberiniz olmadan yapar.

 

Belki de asıl sorun bizde

Burada biraz da kendimize dönmek gerekiyor.

İnsanlardan sürekli tepki beklemek de doğru değil.

Her yazdığımız yazının beğenilmesini, her fotoğrafımızın övülmesini, her düşüncemizin desteklenmesini beklersek sosyal medyayı bir tür alkış makinesine dönüştürürüz.

Oysa düşünce, alkış almak için değil; paylaşılmak ve tartışılmak için vardır.

Bazen hiç kimsenin beğenmediği bir yazı, bir kişinin zihninde önemli bir soru yaratabilir.

Bazen yüz kişinin “like” verdiği bir paylaşım ise ertesi gün unutulur.

Bu nedenle rakamların da fazla büyütülmemesi gerekir.

 

Son söz

Facebook'taki sessizleri küçümsemeyelim.

Ama onları da kutsamayalım.

Kimisi sessiz çünkü mahremiyetine düşkün.

Kimisi tartışmadan bıkmış.

Kimisi yalnızca okumayı seviyor.

Kimisi ise hayatı uzaktan izlemeyi tercih ediyor.

Fakat insanın sürekli olarak başkalarının hayatına bakıp kendi düşüncesini saklaması, üzerinde düşünülmeye değer bir davranış.

Çünkü hayat yalnızca seyretmekten ibaret değil.

Bir noktada insanın sahneye çıkması, kendi cümlesini kurması, gerektiğinde “katılıyorum”, gerektiğinde “katılmıyorum” diyebilmesi gerekiyor.

Yoksa sosyal medya arkadaşlık değil, dijital gözetleme hâline geliyor.

Ve belki de Facebook'un en kalabalık grubu gerçekten de şudur: Hiçbir şey yazmayanlar. Hiçbir şeyi beğenmeyenler. Ama hiçbir şeyi kaçırmayanlar.

Onlara kızmaktan çok şu soruyu sormak gerekiyor: “Hayatı gerçekten yaşıyor musunuz, yoksa yalnızca başkalarının hayatını mı izliyorsunuz?”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder