Bu söz, gazeteciliğin neden var olduğunu anlatan en
çarpıcı tanımlardan biridir.
Çünkü gazetecilik yalnızca olup bitenleri aktarmak
değildir. Zaten herkesin bildiğini tekrar etmek, basın bültenlerini yayımlamak,
açıklamaları olduğu gibi aktarmak ve güçlülerin söylediklerini kamuoyuna
taşımak kolaydır.
Asıl gazetecilik, gücün görünmesini istemediği şeyi
görünür hâle getirebilmektir.
Bir kamu kurumunda usulsüzlük varsa araştırmak...
Bir şirket çevreye zarar veriyorsa ortaya çıkarmak...
Bir siyasetçi halka söylediğinden farklı bir şey
yapıyorsa bunu göstermek...
Bir yolsuzluk iddiasının izini sürmek...
Bir mağdurun sesini duyurmak...
İşte gazetecilik burada başlar.
Haber vermek ile gazetecilik yapmak
aynı şey değildir
Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.
Basın toplantıları canlı yayınlanıyor. Kurumlar
açıklamalarını internet sitelerinde yayımlıyor. Siyasetçiler sosyal medyada her
gün ne yaptıklarını anlatıyor. Şirketler faaliyet raporlarını, reklamlarını ve
başarı hikâyelerini kamuoyuyla paylaşıyor.
Bütün bunları okuyup yeniden yazmak elbette haber
üretmektir.
Fakat gazeteciliğin asıl değeri burada değildir.
Gazetecinin görevi, yalnızca "Ne
söylendi?" sorusunu sormak değil, aynı zamanda:
"Gerçekte ne oldu?"
"Bundan kim kazandı?"
"Bedelini kim ödedi?"
"Kim bunu gizlemek istiyor?"
sorularını da sormaktır.
Çünkü gerçek çoğu zaman açıklamanın içinde değil,
açıklanmayanın içindedir.
Güç, kendisini denetleyen
gazeteciyi sevmez
İktidar yalnızca siyasi iktidar değildir.
Para da bir güçtür.
Büyük şirketler de güçtür.
Kamu kurumları da güçtür.
Yerel yönetimler, bürokrasi, medya sahipliği, ekonomik
çevreler ve hatta toplum içindeki etkili gruplar da güç kullanabilir.
Gücün olduğu yerde ise denetim gerekir.
İşte bağımsız gazeteciliğin en önemli görevi budur: Gücü
rahatsız etmek.
Çünkü gazeteci yalnızca alkışlayanların sesini
duyurursa, halkın değil gücün sözcüsüne dönüşür.
Bir gazeteci sürekli iktidarın söylediklerini
haberleştiriyor, ama iktidarın yaptıklarını sorgulamıyorsa, orada gazetecilik
ile halkla ilişkiler arasındaki çizgi silinmeye başlamıştır.
Halkla ilişkiler, bir kurumun kendisini nasıl
göstermek istediğiyle ilgilenir.
Gazetecilik ise o kurumun gerçekte nasıl
davrandığıyla.
Gazetecinin görevi suçlu yaratmak
değil, soru sormaktır
Ancak burada önemli bir sınır vardır.
"Birilerinin istemediği haber" demek,
doğrulanmamış her iddiayı yayımlamak anlamına gelmez.
Gazetecilik, sansasyon uğruna gerçekleri eğip bükmek
değildir.
Bir kişinin veya kurumun hoşuna gitmeyen her haber de
doğru haber değildir.
Gerçek gazetecilik; belge ister, kanıt ister, kaynak
ister, karşı tarafın görüşünü ister, doğrulama ister.
Gazeteci güçlüleri rahatsız edebilir, ama bunu gerçeğe
dayanarak yapmalıdır.
Çünkü gazeteciliğin cesareti, yüksek sesle
konuşmasından değil, doğruyu araştırmaktan vazgeçmemesinden gelir.
Gazeteci ile iktidar arasındaki
mesafe neden önemlidir?
Gazeteci iktidara yakın olabilir.
Bir siyasetçiyi destekleyebilir.
Bir dünya görüşüne sahip olabilir.
Bunlar insan olmanın doğal sonuçlarıdır.
Fakat gazetecinin mesleki sorumluluğu, kendi görüşü
ile haber arasındaki sınırı korumaktır.
Çünkü gazetecinin asıl sadakati bir partiye, lidere,
patrona veya ideolojiye değil; gerçeğe ve kamu yararına olmalıdır.
Gazeteci gerektiğinde kendi desteklediği kişiyi de
eleştirebilmelidir.
Aksi hâlde gazeteci değil, propaganda yapan bir aktör
hâline gelir.
Halkın bilmediğini öğrenmek
hakkıdır
Demokrasiler yalnızca sandıktan ibaret değildir.
Seçmen, oy verdiği insanların ne yaptığını bilmek
zorundadır.
Vergisinin nasıl harcandığını...
Kamu kaynaklarının kimlere aktarıldığını...
Alınan kararların kimi etkilediğini...
Kamu görevlilerinin görevlerini nasıl yaptığını...
Şirketlerin çevreye, çalışanlara ve tüketicilere karşı
nasıl davrandığını...
Bütün bunları bilmek yurttaşın hakkıdır.
İşte gazetecilik bu hakkın kullanılabilmesini sağlar.
Bu nedenle bağımsız basın yalnızca gazetecilerin
meselesi değildir.
Halkın gerçeğe ulaşma hakkının güvencesidir.
Bir toplumda gazetecilik susarsa ne
olur?
Önce sorular azalır.
Sonra eleştiriler...
Ardından yanlışların üzeri daha kolay örtülmeye
başlar.
Güç sahipleri hesap vermek yerine açıklama yapmaya
alışır.
Kamuoyu ise gerçeği araştırmak yerine kendisine
sunulan hikâyeleri tüketmeye başlar.
Bir süre sonra toplumda garip bir durum ortaya çıkar: Herkes
çok şey biliyor gibi görünür, ama aslında çok az şeyden emindir.
Çünkü bilgi vardır, fakat araştırma yoktur.
Açıklama vardır, fakat sorgulama yoktur.
Manşet vardır, fakat gazetecilik yoktur.
İşte tehlike burada başlar.
En tehlikeli sansür, gazetecinin
kendi kendine koyduğu sansürdür
Gazetecilikte sansür yalnızca haberin yayımlanmasının
yasaklanması değildir.
Bazen gazeteci haberi hiç araştırmaz.
Çünkü patron kızabilir.
Reklam veren çekilebilir.
Siyasi çevreler tepki gösterebilir.
Birileri dava açabilir.
Mesleki ilişkiler bozulabilir.
Gazeteci zamanla hangi konulara dokunmaması
gerektiğini öğrenir.
Ve sonunda kimsenin açıkça "Bunu yazma" demesine
gerek kalmaz. Gazeteci zaten yazmaz.
İşte bu, görünmeyen sansürün en güçlü hâlidir.
Kalemin korkudan kendi kendine durması.
Peki gazetecilik neden hâlâ
gerekli?
Çünkü teknoloji gerçeğin yerini tutamaz.
Sosyal medya bilgi akışını hızlandırdı ama doğruluğu
garanti etmedi.
Herkes haber paylaşabilir, ama herkes gazetecilik
yapamaz.
Gazetecilik; araştırmayı, doğrulamayı, bağlam kurmayı,
kaynakları değerlendirmeyi ve gerektiğinde güçlülerin karşısında durmayı
gerektirir.
İyi gazeteci, herkesin konuştuğu şeyi daha yüksek
sesle tekrarlayan kişi değildir.
Herkesin sustuğu yerde soru sorabilen kişidir.
Ve bazen bir haber yalnızca bir manşet değildir.
Bir soruşturmanın başlangıcıdır.
Bir yolsuzluğun ortaya çıkmasıdır.
Bir mağdurun sesini duyurmasıdır.
Bir kamu kurumunun hesap vermesidir.
Bir toplumun gerçeği öğrenmesidir.
Gazeteciliğin gerçek ölçüsü, kaç kişinin onu
alkışladığı değildir.
Tam tersine, bazen doğru gazetecilik en çok tepkiyi
aldığı anda yapılmış olabilir.
Çünkü gazeteci herkesin hoşuna gidenleri yazmak için
değil, kamuoyunun bilmesi gerekenleri ortaya çıkarmak için vardır.
Elbette her rahatsız edici haber doğru değildir.
Elbette her iddia haber değildir.
Elbette gazetecilik kişisel hesaplaşma alanı olamaz.
Fakat bütün bunların ötesinde değişmeyen bir ilke
vardır: Gazeteci güce yakınlaştıkça değil, gerçeğe yaklaştıkça değerlidir.
Bir haber güçlü birini rahatsız ettiği için değerli
değildir. Gerçeği ortaya çıkardığı için değerlidir.
Ve eğer bir toplumda gazeteciler yalnızca birilerinin
yayımlamak istediği haberleri yayımlıyorsa, orada basın hâlâ var olabilir;
gazeteler çıkabilir, televizyonlar yayın yapabilir, internet siteleri haber
yayımlayabilir.
Ama gazeteciliğin ruhu çoktan kaybolmuş olabilir.
Çünkü gazetecilik, güçlülerin halk hakkında ne
söylediğini anlatmaktan ibaret değildir.
Gazetecilik, halkın güçlüler hakkında bilmesi gerekeni
ortaya çıkarmaktır.
Gerisi gerçekten de çoğu zaman halkla ilişkilerdir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder