Bir Cumhuriyetin gücü, yalnızca anayasasında yazılı ilkelerden değil, o ilkeleri korumakla görevli kurumların bağımsızlığından ve kararlılığından doğar.
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değildir.
Egemenliğin millete ait olduğu, yurttaşların hukuk önünde eşit sayıldığı,
devletin kişilerin değil kuralların yönetiminde bulunduğu bir düzendir.
Bu düzenin yaşayabilmesi için anayasal kurumların
görevlerini özgürce yerine getirmesi gerekir. Özellikle savcılık makamı,
hukukun üstünlüğünün korunmasında ve suçların soruşturulmasında hayati bir
sorumluluk taşır.
Cumhuriyet savcısı, herhangi bir siyasi iktidarın,
partinin, kişinin veya çıkar çevresinin temsilcisi değildir. Onun görevi,
kanunların öngördüğü çerçevede kamu adına hareket etmek, suç şüphesini
araştırmak, delilleri toplamak ve adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunmaktır.
Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Cumhuriyet
savcısı, Cumhuriyetin temel değerlerini tehdit eden hukuka aykırı eylemler
karşısında görevini hiçbir baskı altında kalmadan yerine getirebiliyor mu?
Bu soru, yalnızca hukukçuları değil, Cumhuriyetin
geleceğini önemseyen her yurttaşı ilgilendirir.
Cumhuriyet savcısı kime karşı
sorumludur?
Cumhuriyet savcısının öncelikli sorumluluğu, hukuka ve
kanunlara uygun hareket ederek kamu adına adaleti sağlamaktır.
Savcı, bir kişinin suçlu olduğuna karar veren makam
değildir. Suç şüphesini araştırır, lehte ve aleyhte delilleri değerlendirir ve
kanuni koşullar oluştuğunda kamu davası açar. Suçluluk hakkında nihai kararı
bağımsız ve tarafsız mahkeme verir.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Savcı, siyasi iktidarın beklentilerine göre değil,
hukuka ve dosyadaki delillere göre hareket etmelidir. Bir kişi iktidara yakın
olduğu için korunmamalı; muhalif olduğu için de haksız yere soruşturmanın
hedefi hâline getirilmemelidir.
Hukuk devletinin ölçüsü budur.
Savcının görevi bir iktidarı korumak değil, hukuku
uygulamaktır. Çünkü iktidarlar değişir; Cumhuriyetin anayasal düzeni ve
yurttaşların hakları ise kişilerin siyasi konumlarından bağımsız olarak
korunmalıdır.
Cumhuriyeti korumak ne demektir?
Cumhuriyeti korumak, yalnızca Cumhuriyet sözcüğünü
kullanmak veya devletin mevcut yöneticilerini savunmak değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesi, Türkiye
Cumhuriyeti'ni demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlar.
Anayasa'nın 6. maddesine göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. 9. madde
ise yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılmasını öngörür.
Bu ilkeler, Cumhuriyetin temel niteliklerini ve hukuk
düzeninin dayanaklarını oluşturur.
Dolayısıyla Cumhuriyeti korumak;
- Millet egemenliğini ve demokratik düzeni
korumak,
- Anayasal kurumların hukuka uygun işlemesini
sağlamak,
- Kamu gücünün kişisel veya siyasi çıkarlar
için kötüye kullanılmasına karşı hukuki mekanizmaları işletmek,
- Laiklik ilkesini ve din ve vicdan
özgürlüğünü anayasal çerçevede güvence altında tutmak,
- Kamu kaynaklarının hukuka aykırı kullanımına
ilişkin iddiaları tarafsız biçimde soruşturmak,
- Yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini
korumak,
- Hukuk önünde eşitlik ilkesinin uygulanmasını
gözetmek demektir.
Burada bir ayrımın altını çizmek gerekir: Her siyasi
eleştiri, her sert açıklama veya her iktidar karşıtı görüş Cumhuriyete yönelik
bir suç değildir. Demokratik Cumhuriyet, eleştiri ve farklı düşüncelerin
varlığıyla güçlenir.
Savcının görevi düşünceleri cezalandırmak değil,
kanunda suç olarak tanımlanan eylemleri hukuka uygun biçimde soruşturmaktır.
Cumhuriyetin korunması, özgürlüklerin ortadan
kaldırılmasıyla değil, anayasal hakların ve hukuk düzeninin birlikte güvence
altına alınmasıyla mümkündür.
Bağımsızlık neden vazgeçilmezdir?
Savcılık makamı siyasi veya kişisel baskılardan
etkilenirse hukuk önünde eşitlik ilkesi zarar görebilir.
Bir suç iddiasının araştırılıp araştırılmaması,
iddianın ciddiyetine ve delillere göre değil de şüphelinin kim olduğuna göre
belirlenirse yurttaşların adalete olan güveni sarsılır.
İktidara yakın kişiler hakkındaki ciddi iddialar
görmezden gelinirken siyasi muhalifler hakkında aynı titizlik gösteriliyorsa,
toplumda çifte standart algısı oluşur. Böyle bir algının giderilmesi, yalnızca
açıklamalarla değil, bağımsız ve denetlenebilir hukuki süreçlerle mümkündür.
Savcıların bağımsız hareket edebilmesi için;
- Hukuka aykırı talimat ve müdahalelere karşı
etkili güvenceler bulunmalı,
- Mesleki kararlar nedeniyle keyfî baskı veya
cezalandırma riski azaltılmalı,
- Atama, nakil ve terfi süreçlerinde nesnel
ölçütler uygulanmalı,
- Disiplin işlemleri bağımsızlık güvencelerini
zedelemeyecek şekilde yürütülmeli,
- Soruşturmaların sonuçları, gizlilik ve
masumiyet karinesi korunarak hukuki denetime açık olmalı,
- Savcıların hukuka aykırı uygulamaları da
etkili mekanizmalarla denetlenebilmelidir.
Bağımsızlık, savcıya sınırsız bir yetki verilmesi
demek değildir. Tam tersine, savcının hukuka bağlı olarak görev yapabilmesi,
yetkilerini kötüye kullanmaması ve işlemlerinden sorumlu tutulabilmesi
demektir.
Bağımsız savcı, iktidardan bağımsız olduğu kadar kendi
kişisel görüşlerinden ve önyargılarından da bağımsız hareket edebilmelidir.
Cumhuriyeti korumak, iktidarı
korumak değildir
Demokratik sistemlerde iktidar, devletin tamamı
değildir. Hükümetler seçimlerle göreve gelir ve yine seçimlerle değişebilir.
Cumhuriyet ise bu siyasi değişimlerin gerçekleştiği anayasal çerçeveyi
oluşturur.
Bu nedenle bir iktidarın çıkarlarını Cumhuriyetin
çıkarlarıyla özdeşleştirmek ciddi bir yanılgıdır.
Bir kamu görevlisinin hukuka aykırı eylemi hakkında
soruşturma yürütülmesi, o kişiye siyasi olarak karşı çıkmak anlamına gelmez.
Aynı şekilde bir muhalif hakkındaki ciddi suç iddialarının araştırılması da tek
başına siyasi baskı anlamına gelmez.
Önemli olan, her iki durumda da aynı hukuki ölçütlerin
uygulanmasıdır.
Cumhuriyet savcısı, iktidarı rahatsız edecek diye bir
soruşturmayı engellememeli; iktidarın istediği için de hukuki dayanağı olmayan
bir soruşturmayı başlatmamalıdır.
Devlet görevlileri, seçilmiş yöneticiler ve siyasi
partiler hukukun üstünde değildir. Ancak hiç kimse de yalnızca siyasi görüşü
nedeniyle suçlu kabul edilemez.
Cumhuriyeti korumanın gerçek anlamı, siyasi tarafların
değişmesinden etkilenmeyen bir hukuk düzenini yaşatmaktır.
Savcıların görevlerini yerine
getirebilmesi için hangi güvenceler gerekir?
Sorun yalnızca kişisel cesaret meselesi değildir.
Hukuk düzeni, doğru olanı yapmak isteyen savcıların görevlerini güvence içinde
yerine getirebileceği biçimde kurulmalıdır.
1. Atama ve terfi süreçleri nesnel
olmalı
Savcıların mesleki ilerlemeleri, hukuka bağlılıkları,
mesleki yeterlilikleri ve performansları gibi önceden belirlenmiş ölçütlere
dayanmalıdır. Siyasi yakınlık veya kişisel sadakat, mesleki değerlendirmelerde
belirleyici olmamalıdır.
2. Hukuka aykırı müdahalelere karşı
koruma sağlanmalı
Savcıların yürüttükleri soruşturmalar nedeniyle hukuka
aykırı baskıya maruz kalmaları önlenmeli; görev değişikliği ve disiplin
işlemleri keyfî müdahale aracı olarak kullanılmamalıdır.
3. Yargı kurumlarının hesap
verebilirliği güçlendirilmeli
Bağımsızlık, denetimsizlik anlamına gelmez. Savcılık
işlemleri kanuni usuller çerçevesinde yargısal denetime ve ilgili hukuki
başvuru yollarına açık olmalıdır. Hatalı veya hukuka aykırı işlemler için
etkili düzeltme mekanizmaları bulunmalıdır.
4. Kamu gücünün kötüye kullanılması
etkili biçimde soruşturulmalı
Yolsuzluk, görevi kötüye kullanma ve kamu
kaynaklarının hukuka aykırı kullanılması gibi iddialar, siyasi konumdan
bağımsız olarak incelenmelidir. Soruşturmanın kapsamı ve yöntemi delillere
dayanmalı, suçluluk kararı ise mahkemeye ait olmalıdır.
5. Savcıların mesleki etiği
güçlendirilmeli
Savcılar, hukukun üstünlüğü, tarafsızlık, masumiyet
karinesi ve temel haklar konusunda sürekli mesleki eğitim almalıdır. Kamuoyuna
yapılan açıklamalarda kişilerin suçlu ilan edilmesinden kaçınılmalı,
soruşturmanın gizliliği korunmalıdır.
Bu güvenceler, yalnızca savcıları korumak için değil,
yurttaşların devlete duyduğu güveni güçlendirmek için de gereklidir.
Cumhuriyet savcısının cesareti
kadar hukuk düzeninin gücü de önemlidir
Hukuk tarihinde, baskılara rağmen görevini yerine
getiren hukukçuların önemi büyüktür. Ancak bir hukuk düzeninin işleyişi,
yalnızca kişilerin cesaretine bırakılmamalıdır.
Doğru olanı yapan bir savcıyı koruyacak kurumlar
bulunmalıdır. Hukuka aykırı davranan bir savcı hakkında da gerekli işlemleri
yapabilecek bağımsız mekanizmalar kurulmalıdır.
Aksi takdirde adalet, kişilerin karakterine ve
koşulların elverişliliğine bağlı hâle gelir.
Oysa Cumhuriyetin devamlılığı için gereken şey,
kişilere bağlı bir adalet değil, kurallara bağlı bir hukuk düzenidir.
Cumhuriyet savcısının gücü, bir kişiyi
cezalandırabilmesinden değil, kim olursa olsun hukuka uygun davranılmasını
sağlayan sürecin bir parçası olmasından gelir.
Cumhuriyet, bağımsız hukukçularla
güçlenir
Cumhuriyetin korunması, yalnızca belirli günlerde
yapılan törenlerle, konuşmalarla veya sloganlarla sağlanamaz. Cumhuriyet, her
gün hukuk kurallarının uygulanmasıyla, kamu gücünün denetlenmesiyle ve
yurttaşların haklarının korunmasıyla yaşatılır.
Bu nedenle Cumhuriyet savcılarının bağımsızlığı,
yalnızca yargı mensuplarını ilgilendiren mesleki bir konu değildir. Doğrudan
doğruya toplumun adalet duygusunu ve devletin meşruiyetini ilgilendiren bir
meseledir.
Cumhuriyet savcısı, siyasi iktidarın koruyucusu
olmadığı gibi herhangi bir siyasi hareketin de aracı değildir. Onun
sorumluluğu, kanunlar çerçevesinde kamu adına adaleti aramak ve hukukun
üstünlüğünün gerçekleşmesine katkıda bulunmaktır.
Cumhuriyeti korumak, gerektiğinde güçlü olanın da
hesap vermesini sağlayabilmek; güçsüz olanın da hakkını arayabileceği bir
düzeni savunmaktır.
Çünkü Cumhuriyet, yönetenlerin hukuka bağlı olduğu;
yurttaşların haklarının güvence altında bulunduğu ve hiç kimsenin kendisini
hukukun üzerinde göremediği zaman gerçek anlamıyla yaşar.
Ve unutulmamalıdır: Cumhuriyet savcısının sadakati
kişilere değil, hukuka; görevi siyasi çıkarları korumak değil, adaletin
gerçekleşmesine hizmet etmektir. Cumhuriyetin güvencesi de tam olarak burada
başlar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder