Bir köpeğin sadık bakışları, bir kedinin sessizce yanımıza sokulması ya da bir kuşun evin içinde neşeyle ötmesi… Evcil hayvanlar, insanların hayatında yalnızca birer “hayvan” olmaktan çok daha fazlasını ifade edebiliyor. Özellikle kadınların evcil hayvanlarla kurduğu güçlü bağ, toplumda sıkça dikkat çeken bir durum. Peki bunun nedeni nedir?
Elbette “kadınlar hayvanları erkeklerden daha çok
sever” şeklinde kesin bir genelleme yapmak doğru olmaz. İnsanların hayvan
sevgisi; kişilik, yetişme biçimi, yaşam deneyimleri ve kültür gibi birçok
faktörden etkilenir. Ancak kadınların evcil hayvanlarla kurduğu ilişkinin bazı
dikkat çekici psikolojik ve sosyal yönleri vardır.
Koşulsuz sevgi ihtiyacı.
İnsan ilişkilerinde sevgi çoğu zaman beklentiler,
kırgınlıklar ve karşılıklı sorumluluklarla birlikte yaşanır. Oysa bir evcil
hayvanın sevgisi daha doğrudan ve koşulsuz algılanabilir.
Kedi, köpek veya başka bir hayvan sahibini eleştirmez,
geçmişte yaptığı hataları hatırlatmaz, sosyal statüsüne bakmaz. Yanına gelir,
ilgi gösterir ve birlikte olmaktan mutluluk duyar.
Bu durum özellikle yalnız yaşayan veya hayatında
duygusal eksiklik hisseden insanlar için önemli bir bağ oluşturabilir.
Bakma ve koruma duygusu.
Kadınlarda bakım verme ve koruma davranışlarının daha
belirgin olması, evcil hayvanlarla kurulan ilişkinin güçlü olmasının
nedenlerinden biri olabilir.
Ancak bunu yalnızca biyolojik özelliklerle açıklamak
eksik olur. Toplumlar tarih boyunca kadınları çocukların, ailenin ve evin
bakımından daha fazla sorumlu tutmuştur. Dolayısıyla birçok kadın, başkasının
ihtiyaçlarını fark etmeye ve ona bakım vermeye daha küçük yaşlardan itibaren
alışmış olabilir.
Evcil hayvan da bu bakım ilişkisinin doğal bir parçası
hâline gelebilir.
Mama vermek, suyunu değiştirmek, veterinere götürmek,
hastalandığında başında beklemek… Bütün bunlar yalnızca sorumluluk değil, aynı
zamanda “bir canlının hayatında önemli bir yere sahip olma” duygusunu
yaratır.
Yalnızlığa karşı güçlü bir
arkadaşlık.
Günümüzde yalnızlık, yaş ve cinsiyet gözetmeksizin
insanların en önemli sorunlarından biri hâline geldi.
Evcil hayvanlar, özellikle yalnız yaşayan insanlar
için evin sessizliğini değiştiren canlı arkadaşlardır. Eve geldiğinizde sizi
karşılayan bir köpeğin olması veya gün boyunca sizi bekleyen bir kedinin
yanınıza kıvrılması, insana “birileri beni bekliyor” duygusu verebilir.
Bu duygu küçümsenecek bir şey değildir.
Çünkü insanın yalnızlığını her zaman başka bir insanın
gidermesi mümkün değildir. Bazen sessiz bir hayvan dostluğu, uzun konuşmalardan
daha etkili olabilir.
Hayvanların yargılamayan dünyası.
İnsan ilişkilerinin en yorucu taraflarından biri,
sürekli değerlendirilme ve yargılanma duygusudur.
Nasıl göründüğümüz ne söylediğimiz ne kadar başarılı olduğumuz
ne kadar para kazandığımız veya toplumdaki konumumuz insanlar arasındaki
ilişkileri etkileyebilir.
Hayvanlar ise bunların hiçbirine önem vermez. Onlar
için önemli olan, kendilerine nasıl davrandığınızdır.
Belki de hayvan sevgisinin en güzel taraflarından biri
budur: İnsan, hayvanının yanında olduğu kişi olmak zorunda değildir; sadece
kendisi olabilir.
Bir evcil hayvanın insana kattığı
sorumluluk.
Evcil hayvan sevgisini yalnızca duygusal bir ihtiyaç
olarak görmek de doğru değildir.
Bir hayvanla yaşamak ciddi bir sorumluluk gerektirir.
Onun beslenmesi, sağlığı, temizliği, güvenliği ve psikolojik ihtiyaçları
sahibinin sorumluluğundadır.
Bu sorumluluk, özellikle emeklilik döneminde veya
çocukların evden ayrılmasından sonra hayatında yeni bir düzen arayan kişiler
için anlamlı olabilir.
Sabah kalkmak için bir nedeniniz vardır.
Eve dönmek için sizi bekleyen bir canlı vardır.
Günün içinde ilgilenmeniz gereken biri vardır.
Bazen yaşamın anlamı büyük hedeflerde değil, küçük
sorumluluklarda saklıdır.
Peki kadınlar neden bunu daha yoğun yaşayabilir?
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Kadınların evcil hayvan sevgisini “duygusal
olmaları” ile açıklamak doğru değildir. Erkekler de son derece güçlü hayvan
sevgisi geliştirebilirler.
Ancak kadınların toplumsal olarak empati, bakım,
koruma ve duygusal iletişim alanlarına daha fazla yönlendirilmiş olmaları,
hayvanlarla kurdukları ilişkinin daha görünür olmasına yol açabilir.
Ayrıca kadınlar, hayvanlarla kurdukları duygusal bağı
ifade etmek konusunda erkeklere göre daha rahat davranabiliyor olabilirler.
Bir başka deyişle mesele yalnızca “kadınların daha
çok sevmesi” değil, sevgilerini daha açık göstermeleri de olabilir.
Evcil hayvan bazen bir aile
bireyidir.
Bugün birçok insan için kedi veya köpek artık evde
yaşayan bir hayvan değildir.
O, ailenin bir üyesidir.
Doğum günü kutlanır, fotoğrafları çekilir,
hastalandığında endişelenilir, seyahate çıkıldığında özlenir.
Bu durum bazılarına abartılı gelebilir. Fakat insanın
sevgi verme ve bağ kurma ihtiyacı düşünüldüğünde aslında oldukça anlaşılırdır.
Çünkü sevgi, yalnızca insanlar arasında kurulmak
zorunda değildir.
Bir insanın başka bir canlıya duyduğu sevgi, onun
duygusal dünyasının zenginliğinin de göstergesi olabilir.
Belki de asıl mesele sevgidir.
Kadınların evcil hayvan sevgisinin altında tek bir
neden aramak doğru değildir.
Şefkat, yalnızlık, bakım verme isteği, arkadaşlık
ihtiyacı, sorumluluk duygusu, geçmiş deneyimler ve koşulsuz sevgi arayışı bu
ilişkinin farklı parçaları olabilir.
Fakat bütün bu nedenlerin üzerinde tek bir ortak duygu
vardır: Sevmek ve sevilmek.
Belki de bir kadının kedisini veya köpeğini kucağına
alıp onunla konuşmasının sırrı budur. İnsan, hayatın karmaşası içinde kendisini
gerçekten dinleyen, yargılamayan ve karşılığında yalnızca sevgi isteyen bir
dost bulmuştur.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey çok büyük cevaplar
değildir.
Bazen yalnızca yanında sessizce oturan bir dostun
sıcaklığıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder