31 Ekim 2026 Cumartesi

Denizi Sevmek, Biraz da Hayatı Sevmektir.

 

Ben denizi seviyorum. Ama neden sevdiğimi anlatmak o kadar kolay değil.

Belki çocukluğumdan beri taşıdığım bir alışkanlık, belki mavinin insana verdiği huzur, belki de karanın bitip sonsuzluğun başladığı o çizgiye duyduğum merak...

Denize baktığımda yalnızca suyu görmüyorum. Geçmişimi, yaşadıklarımı, özlediklerimi ve henüz vazgeçmediğim hayallerimi de görüyorum.

İnsan yaş aldıkça bazı şeylere bakışı değişiyor. Gençliğinde ulaşmak, başarmak, sahip olmak istiyor. Yıllar geçtikçe bunların hepsinin hayatın küçük bir parçası olduğunu anlıyor. Bir zamanlar peşinden koştuğu şeylerin yerini, artık kendisine iyi gelen şeyler alıyor.

Benim için deniz de böyle bir şey.

Denizin karşısına geçip oturmak, hiçbir şey yapmadan saatlerce ufku seyretmek... Dışarıdan bakıldığında zaman kaybı gibi görünebilir. Oysa benim için hayatın en değerli anlarından biridir. Çünkü o sırada bir yere yetişmek, birilerine kendimi anlatmak ya da bir şeyleri kanıtlamak zorunda değilim.

Sadece kendimim.

 

Denizin insanla konuştuğu bir dil var

Deniz konuşmaz, ama anlatır.

Bazen kıyıya usulca vuran dalgalarıyla sakin olmayı, bazen kabaran sularıyla öfkelenmeyi, bazen de ufukta kaybolan tekneleriyle gitmeyi ve uzaklaşmayı anlatır.

Her dalganın kıyıya vurup geri çekilmesinde hayatın bir karşılığı olduğunu düşünürüm. Gelenler vardır, gidenler vardır. Kavuşmalar kadar ayrılıklar da vardır. Hiçbir şey olduğu yerde kalmaz.

İnsan da öyle değil midir?

Hayatımıza giren insanlar, yaşadığımız olaylar, kurduğumuz dostluklar ve verdiğimiz mücadeleler... Hepsi zamanın dalgaları arasında bir iz bırakıp geçiyor.

Bazı insanlar hayatımızdan ayrılıyor, ama hatıraları kalıyor. Bazı hayaller gerçekleşmiyor, ama içimizde yaşamaya devam ediyor.

Deniz bunları düşünmek için güzel bir yerdir.

 

Denize bakarken kendimle hesaplaşıyorum

Hayatın belli bir döneminden sonra insanın kendisine sorduğu sorular değişiyor.

Ne kadar kazandım, ne kadar başarılı oldum, nereye geldim sorularının yerini başka sorular alıyor:

Yeterince mutlu oldum mu?

Sevdiklerime yeterince zaman ayırdım mı?

Kırdığım insanların gönlünü alabildim mi?

Hayatın bana sunduğu güzelliklerin farkına varabildim mi?

Bazen denizin karşısında bunları düşünürüm. Geçmişte yaptığım hataları, kaçırdığım fırsatları, gereksiz yere üzüldüğüm olayları hatırlarım.

Sonra denize bakarım.

Deniz, bütün bunların üzerinde akıp giden zamanın sessiz bir tanığı gibidir. Bana geçmişi değiştiremeyeceğimi, ama bugünü hâlâ yaşayabileceğimi hatırlatır.

Belki de denizin en güzel tarafı budur: İnsana geçmişiyle barışma ve geleceğe hâlâ umutla bakma fırsatı vermesi.

 

Ben denizde özgürlüğü buluyorum

Özgürlük benim için istediğim her şeyi yapabilmek değil. Bazen hiçbir şey yapmak zorunda olmamaktır.

Bir sabah denizin kenarına gitmek, rüzgârın yüzüme dokunmasını hissetmek, bir teknenin kıyıdan uzaklaşmasını izlemek...

Kimseye hesap vermeden, hiçbir beklentiyi karşılamak zorunda kalmadan, yalnızca o anın içinde yaşamak...

Bence gerçek özgürlüğün önemli bir parçası budur.

Denize açılan teknelere bakarken hep aynı şeyi düşünürüm: Her teknenin bir rotası vardır, ama denizin kendisi sonsuzdur. İnsan da hayatında bir rota belirlemeli, ama yol boyunca karşısına çıkacak güzellikleri görebilecek kadar esnek olmalıdır.

Çünkü bazen varmak istediğimiz yerden çok, yolculuğun kendisi değerlidir.

 

Denizi korumak, kendimize saygı duymaktır

Denizi sevdiğini söyleyen insanların onun kirletilmesine, kıyılarının betonlaştırılmasına ve doğal yaşamın yok edilmesine sessiz kalmasını anlayamıyorum.

Sevmek yalnızca hayranlık duymak değildir. Sevdiğin şeyi korumak, ona zarar vermemek ve gelecek kuşaklara bırakmak için sorumluluk almaktır.

Çocuklarımızın, torunlarımızın da bizim gördüğümüz maviliği görebilmesini istiyorsak denizi bir miras olarak düşünmeliyiz.

Üstelik bu miras yalnızca bize ait değil. Bütün canlıların ortak yaşam alanıdır.

 

Sonunda insan ne istiyor?

Yaşamın belli bir noktasına geldiğimde şunu daha iyi anlıyorum: İnsan aslında çok fazla şey istemiyor.

Sağlık, huzur, sevdiği insanların yanında olması, güzel bir sohbet, içten bir gülümseme ve bazen de karşısında uzanıp giden bir deniz...

Bunlar insanın sahip olabileceği en büyük zenginliklerden bazıları.

Ben denizi seviyorum. Çünkü deniz bana hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmediğini, ama hayatın her sabah yeniden başladığını hatırlatıyor.

Bir gün batımını izlerken ertesi sabah yeniden doğacak güneşi düşünüyorum.

Belki de hayatı sevmek tam olarak budur. Kaybettiklerine üzülürken elinde kalanların kıymetini bilmek, yaşadıklarından ders çıkarırken yaşamaktan vazgeçmemek...

Denizin karşısında bazen kendime şöyle diyorum: İnsan, hayatı boyunca biriktirdikleriyle değil, yaşarken hissettikleriyle zenginleşiyor.

Ve ben, ömrümün hangi noktasında olursam olayım, denizin karşısında kendimi hâlâ hayata ait hissediyorum.

İyi ki deniz var. İyi ki mavilik var. İyi ki insanın içinde, bütün yaşanmışlıklara rağmen hâlâ uzaklara gitme ve yeni güzellikler keşfetme isteği var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder