Ben denizi seviyorum. Ama neden sevdiğimi anlatmak o kadar kolay değil.
Belki çocukluğumdan beri taşıdığım bir alışkanlık,
belki mavinin insana verdiği huzur, belki de karanın bitip sonsuzluğun
başladığı o çizgiye duyduğum merak...
Denize baktığımda yalnızca suyu görmüyorum. Geçmişimi,
yaşadıklarımı, özlediklerimi ve henüz vazgeçmediğim hayallerimi de görüyorum.
İnsan yaş aldıkça bazı şeylere bakışı değişiyor.
Gençliğinde ulaşmak, başarmak, sahip olmak istiyor. Yıllar geçtikçe bunların
hepsinin hayatın küçük bir parçası olduğunu anlıyor. Bir zamanlar peşinden
koştuğu şeylerin yerini, artık kendisine iyi gelen şeyler alıyor.
Benim için deniz de böyle bir şey.
Denizin karşısına geçip oturmak, hiçbir şey yapmadan
saatlerce ufku seyretmek... Dışarıdan bakıldığında zaman kaybı gibi
görünebilir. Oysa benim için hayatın en değerli anlarından biridir. Çünkü o
sırada bir yere yetişmek, birilerine kendimi anlatmak ya da bir şeyleri
kanıtlamak zorunda değilim.
Sadece kendimim.
Denizin insanla konuştuğu bir dil
var
Deniz konuşmaz, ama anlatır.
Bazen kıyıya usulca vuran dalgalarıyla sakin olmayı,
bazen kabaran sularıyla öfkelenmeyi, bazen de ufukta kaybolan tekneleriyle
gitmeyi ve uzaklaşmayı anlatır.
Her dalganın kıyıya vurup geri çekilmesinde hayatın
bir karşılığı olduğunu düşünürüm. Gelenler vardır, gidenler vardır. Kavuşmalar
kadar ayrılıklar da vardır. Hiçbir şey olduğu yerde kalmaz.
İnsan da öyle değil midir?
Hayatımıza giren insanlar, yaşadığımız olaylar,
kurduğumuz dostluklar ve verdiğimiz mücadeleler... Hepsi zamanın dalgaları
arasında bir iz bırakıp geçiyor.
Bazı insanlar hayatımızdan ayrılıyor, ama hatıraları
kalıyor. Bazı hayaller gerçekleşmiyor, ama içimizde yaşamaya devam ediyor.
Deniz bunları düşünmek için güzel bir yerdir.
Denize bakarken kendimle
hesaplaşıyorum
Hayatın belli bir döneminden sonra insanın kendisine
sorduğu sorular değişiyor.
Ne kadar kazandım, ne kadar başarılı oldum, nereye
geldim sorularının yerini başka sorular alıyor:
Yeterince mutlu oldum mu?
Sevdiklerime yeterince zaman ayırdım mı?
Kırdığım insanların gönlünü alabildim mi?
Hayatın bana sunduğu güzelliklerin farkına varabildim
mi?
Bazen denizin karşısında bunları düşünürüm. Geçmişte
yaptığım hataları, kaçırdığım fırsatları, gereksiz yere üzüldüğüm olayları
hatırlarım.
Sonra denize bakarım.
Deniz, bütün bunların üzerinde akıp giden zamanın
sessiz bir tanığı gibidir. Bana geçmişi değiştiremeyeceğimi, ama bugünü hâlâ
yaşayabileceğimi hatırlatır.
Belki de denizin en güzel tarafı budur: İnsana
geçmişiyle barışma ve geleceğe hâlâ umutla bakma fırsatı vermesi.
Ben denizde özgürlüğü buluyorum
Özgürlük benim için istediğim her şeyi yapabilmek
değil. Bazen hiçbir şey yapmak zorunda olmamaktır.
Bir sabah denizin kenarına gitmek, rüzgârın yüzüme
dokunmasını hissetmek, bir teknenin kıyıdan uzaklaşmasını izlemek...
Kimseye hesap vermeden, hiçbir beklentiyi karşılamak
zorunda kalmadan, yalnızca o anın içinde yaşamak...
Bence gerçek özgürlüğün önemli bir parçası budur.
Denize açılan teknelere bakarken hep aynı şeyi
düşünürüm: Her teknenin bir rotası vardır, ama denizin kendisi sonsuzdur. İnsan
da hayatında bir rota belirlemeli, ama yol boyunca karşısına çıkacak
güzellikleri görebilecek kadar esnek olmalıdır.
Çünkü bazen varmak istediğimiz yerden çok, yolculuğun
kendisi değerlidir.
Denizi korumak, kendimize saygı
duymaktır
Denizi sevdiğini söyleyen insanların onun
kirletilmesine, kıyılarının betonlaştırılmasına ve doğal yaşamın yok edilmesine
sessiz kalmasını anlayamıyorum.
Sevmek yalnızca hayranlık duymak değildir. Sevdiğin
şeyi korumak, ona zarar vermemek ve gelecek kuşaklara bırakmak için sorumluluk
almaktır.
Çocuklarımızın, torunlarımızın da bizim gördüğümüz
maviliği görebilmesini istiyorsak denizi bir miras olarak düşünmeliyiz.
Üstelik bu miras yalnızca bize ait değil. Bütün
canlıların ortak yaşam alanıdır.
Sonunda insan ne istiyor?
Yaşamın belli bir noktasına geldiğimde şunu daha iyi
anlıyorum: İnsan aslında çok fazla şey istemiyor.
Sağlık, huzur, sevdiği insanların yanında olması,
güzel bir sohbet, içten bir gülümseme ve bazen de karşısında uzanıp giden bir
deniz...
Bunlar insanın sahip olabileceği en büyük
zenginliklerden bazıları.
Ben denizi seviyorum. Çünkü deniz bana hiçbir şeyin
sonsuza kadar sürmediğini, ama hayatın her sabah yeniden başladığını
hatırlatıyor.
Bir gün batımını izlerken ertesi sabah yeniden doğacak
güneşi düşünüyorum.
Belki de hayatı sevmek tam olarak budur.
Kaybettiklerine üzülürken elinde kalanların kıymetini bilmek, yaşadıklarından
ders çıkarırken yaşamaktan vazgeçmemek...
Denizin karşısında bazen kendime şöyle diyorum: İnsan,
hayatı boyunca biriktirdikleriyle değil, yaşarken hissettikleriyle
zenginleşiyor.
Ve ben, ömrümün hangi noktasında olursam olayım,
denizin karşısında kendimi hâlâ hayata ait hissediyorum.
İyi ki deniz var. İyi ki mavilik var. İyi ki insanın
içinde, bütün yaşanmışlıklara rağmen hâlâ uzaklara gitme ve yeni güzellikler
keşfetme isteği var.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder