Bir ömür çalışmış insanın, yaşlılığında yeniden iş aramak zorunda kalması yalnızca ekonomik bir sorun değil, toplumsal bir adalet meselesidir.
İnsan ömrünün bir bölümü çalışarak geçer. Sabahın
erken saatlerinde evinden çıkar, ailesinin geçimini sağlamak için emek verir,
vergisini öder, çocuklarını yetiştirir ve ülkesinin üretimine katkıda bulunur.
Yıllar geçer; saçları ağarır, bedeni yorulur, çalışma hayatının yükü
omuzlarında birikir. Sonunda emekli olur.
İşte o gün, insanın kendisine, ailesine, dostlarına ve
yıllardır ertelediği hayallerine zaman ayırabileceği günlerin başlaması
beklenir.
Peki, gerçekte ne oluyor?
Yıllarca çalışmış bir insan, emekli olduktan sonra da
geçinebilmek için iş arıyor. Kimi güvenlik görevlisi oluyor, kimi apartman
temizliyor, kimi pazarda tezgâh açıyor, kimi de bütün gün ayakta durarak birkaç
kuruş daha kazanmanın mücadelesini veriyor.
Üstelik bunu çoğu zaman çalışmayı sevdiği için değil,
çalışmadan yaşayamadığı için yapıyor.
Bir insanın ömrünü çalışarak geçirdikten sonra
dinlenebilmek yerine yeniden geçim mücadelesine mahkûm edilmesi, üzerinde
düşünmemiz gereken ciddi bir toplumsal sorundur.
Emekli olmak neden yoksulluktan
kurtulmak anlamına gelmiyor?
Emeklilik, çalışma hayatında geçirilen yılların
ardından kazanılmış bir haktır. Emekli aylığı da bir lütuf değil, kişinin
çalışma yaşamı boyunca ödediği primlerin ve sosyal güvenlik sistemine yaptığı
katkıların karşılığında elde ettiği gelirdir.
Ancak emekli aylığı temel ihtiyaçları karşılamaya
yetmediğinde bu hakkın anlamı zayıflar.
Kira, elektrik, su, doğal gaz, mutfak masrafları,
ulaşım ve ilaç giderleri… Bunların hiçbiri emekli olduğumuzda ortadan
kalkmıyor. İnsan yaşlandıkça bazı sağlık ve bakım ihtiyaçları da artabiliyor.
Gelir bu giderlerin gerisinde kaldığında emekli,
hayatını sürdürebilmek için yeniden çalışmak zorunda kalıyor.
Burada önemli bir ayrım var: Çalışmak isteyen
emekliyle, çalışmadan geçinemediği için çalışmak zorunda kalan emekli aynı
durumda değildir.
Birincisi, çalışmayı bir tercih olarak yapabilir.
İkincisi ise ekonomik koşulların dayattığı bir zorunlulukla karşı karşıyadır.
Sorun, yaşlı insanların çalışması değildir. Sorun,
dinlenme hakkını kullanabilmek için yeterli gelire sahip olmamalarıdır.
Yaşlılık, ikinci bir çalışma
hayatına mahkûm edilmemeli
Gençlik yıllarında insanın önünde daha fazla seçenek
vardır. Meslek değiştirebilir, yeni bir iş öğrenebilir, farklı alanlarda
çalışabilir. Yaş ilerledikçe ise fiziksel güç azalabilir, kronik hastalıklar
ortaya çıkabilir ve çalışma koşullarına uyum sağlamak zorlaşabilir.
Buna rağmen geçim sıkıntısı yaşayan birçok yaşlı
insan, bedeninin sınırlarını zorlamak pahasına çalışmayı sürdürür.
Düşünün…
Yetmişini, seksenini geçmiş bir insan, sabah evinden
çıkarken dinlenmiş ve huzurlu bir gün geçirmek için değil, akşam eve ekmek
götürebilmek için yola çıkıyorsa burada yalnızca bireysel bir yoksulluk
hikâyesi yoktur.
Burada sosyal güvenlik sisteminin, gelir dağılımının
ve toplumun yaşlılara karşı sorumluluğunun da sorgulanması gerekir.
Yaşlılık, insanın değerini kaybettiği bir dönem
değildir. Tam tersine, birikiminin, deneyiminin ve yaşam boyunca verdiği emeğin
saygıyla karşılanması gereken bir dönemdir.
Bir insanın çalışma gücü azaldığında yaşam hakkı da
daralmamalıdır.
Emekli neden hâlâ geçim hesabı
yapmak zorunda?
Emekliliğini planlayan bir insan, yıllarca ödediği
primlerin karşılığında yaşlılığında ne kadar gelir elde edeceğini bilmek ister.
Ancak emeklilikteki gelirinin temel ihtiyaçlarını karşılayıp karşılayamayacağı
belirsizse geleceğini güvenle planlayamaz.
Bugün birçok emeklinin zihnini şu sorular meşgul
ediyor:
- Ay sonuna kadar param yetecek mi?
- Beklenmedik bir sağlık gideri çıkarsa ne
yapacağım?
- Çocuğuma veya torunuma destek olabilecek
miyim?
- Kiram artarsa nerede yaşayacağım?
- Çalışamaz hâle gelirsem geçimimi nasıl
sağlayacağım?
Bu sorular, insanın yaşlılığını huzur içinde
yaşamasını zorlaştırır.
Üstelik yoksulluk yalnızca satın alma gücünü azaltmaz.
İnsanların sosyal hayattan uzaklaşmasına, ihtiyaçlarını ertelemesine ve
kendilerini başkalarına karşı mahcup hissetmesine de neden olabilir.
Emekli, bazen arkadaşlarıyla bir çay içmenin, torununa
bir hediye almanın veya ailesiyle dışarıda yemek yemenin hesabını yapmak
zorunda kalır.
Oysa insan, hayatının son döneminde yalnızca hayatta
kalmayı değil, hayatın tadını çıkarmayı da hak eder.
Bu bir kişisel başarısızlık değil,
toplumsal sorumluluktur
Yaşlı emeklilerin geçinememesini yalnızca tasarruf
yapamamalarına veya yeterince çalışmamış olmalarına bağlamak kolaydır.
Ancak herkesin çalışma hayatı, ücret düzeyi, prim
ödeme süresi ve aile sorumlulukları aynı değildir. Herkesin emeklilik öncesinde
birikim yapma imkânı da bulunmaz.
Düşük ücretle çalışan, ailesini geçindiren,
çocuklarını okutan ve kazandığının büyük bölümünü temel ihtiyaçlarına harcayan
bir insanın emeklilik döneminde önemli bir servet biriktirmesi beklenemez.
Üstelik insanın yaşamı boyunca karşılaştığı ekonomik
krizler, işsizlik dönemleri ve sağlık sorunları da geleceğe yönelik birikim
yapmasını engelleyebilir.
Bu nedenle yaşlılıkta yoksulluğu yalnızca bireysel
tercihlerle açıklamak doğru değildir.
Bir toplumun gelişmişliği, yalnızca zenginlerinin
servetiyle veya ekonomisinin büyüklüğüyle ölçülmez. O toplumun, çalışma gücü
azalan ve artık kendisini eskisi kadar kolay geçindiremeyen insanlarına nasıl
davrandığı da önemlidir.
Gerçek sosyal devlet, insanları çalışabildikleri
sürece koruyan değil, çalışamadıkları zaman da onurlu bir yaşam sürmelerini
sağlayan devlettir.
Gençler iş ararken yaşlılar da
çalışmak zorunda kalıyorsa…
Bu mesele, kuşaklar arasındaki ilişki bakımından da
dikkatle ele alınmalıdır.
Bir tarafta iş bulmakta zorlanan gençler, diğer
tarafta emekli olduğu hâlde geçinemediği için yeniden iş arayan yaşlılar
bulunuyor.
Elbette emeklilerin çalışması ile gençlerin işsizliği
arasında her durumda doğrudan bir ilişki kurmak doğru değildir. Ekonomide iş
imkânlarının sayısını belirleyen pek çok faktör vardır.
Ancak yaşlıların geçinebilmek için çalışmak zorunda
kalması, gençlerin iş bulma sorunlarının da devam etmesi, toplumun istihdam ve
gelir politikalarını birlikte değerlendirmesini gerektirir.
Emeklilerin insanca yaşayabilecekleri bir gelire sahip
olması, onların çalışma hayatından tamamen çekilmeye zorlanması anlamına
gelmez. Çalışmak isteyen yaşlıların deneyimlerinden yararlanılmalı; çalışmak
istemeyen veya çalışamayacak durumda olanların da geçim güvencesi korunmalıdır.
Asıl amaç, hiçbir insanın yaşından dolayı dışlanmadığı
ve hiçbir insanın yoksulluk nedeniyle bedeninin sınırlarını zorlamak zorunda
kalmadığı bir düzen kurmaktır.
Emekli Yoksulluğuna Karşı Somut Çözüm Önerileri
Yaşlı emeklilerin çalışmak zorunda kalmasını önlemek
için yalnızca emekli aylıklarına zam yapmak yeterli değildir. Gelir, barınma,
sağlık ve sosyal güvenlik politikalarının birlikte ele alınması gerekir.
Çözümün temel ilkesi şudur: Hiçbir emekli, temel
ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yaşına ve sağlık durumuna rağmen çalışmak
zorunda bırakılmamalıdır.
Peki, bu hedefe nasıl ulaşabiliriz?
1. En düşük emekli aylığı için açık bir geçim ölçütü
belirlenmeli
Emekli aylıklarının artırılması konusunda siyasi
kararların yanı sıra nesnel ve denetlenebilir ölçütler kullanılmalıdır.
TÜİK'in enflasyon verileri yanında gıda, kira, enerji
ve sağlık giderlerini içeren bağımsız bir emekli geçim endeksi hazırlanmalı.
En düşük emekli aylığı, tek başına yaşayan bir
emeklinin temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir düzeye ulaşmayı
hedeflemeli.
Emekli aylıklarının alım gücü üç ayda bir kamuoyuna
açıklanmalı; fiyat artışları karşısında oluşan kayıplar için düzenli güncelleme
mekanizması kurulmalı.
Prim günleri ve çalışma kazançları nedeniyle farklı
aylık alan emeklilerin hakları korunurken, yetersiz geliri olanlara gelir
desteği sağlanmalı.
Burada önemli olan, herkese aynı tutarı vermek değil,
hiç kimsenin temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar düşük bir gelirle baş
başa bırakılmamasıdır.
2. Düşük gelirli emekliler için hedefli gelir desteği
oluşturulmalı
Emeklilerin tamamı aynı ekonomik koşullarda yaşamıyor.
Evi kendisine ait olan bir emekliyle yüksek kira ödeyen emeklinin giderleri
aynı değil. Düzenli bakım ihtiyacı olan bir kişinin masrafları da farklı.
Bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumu ve sosyal yardım
kurumları arasında, kişisel verilerin korunmasına uygun bir değerlendirme
sistemi kurulmalı.
Sistem şu ölçütleri dikkate almalı:
Hanenin toplam geliri ve kişi başına düşen gelir.
Kira ve zorunlu barınma giderleri.
Sağlık, bakım ve engellilik nedeniyle ortaya çıkan
zorunlu harcamalar.
Hanede başka gelir sahibi bulunup bulunmadığı.
Belirlenen gelir eşiğinin altında kalan emeklilere
aylık gelir tamamlayıcı destek verilmeli. Bu destek, kişinin gelirindeki
artışla bir anda kesilmek yerine kademeli azaltılmalı; böylece destek alan
kişinin çalışması veya ek gelir elde etmesi cezalandırılmamalı.
Başvurular e-Devlet üzerinden yapılabilmeli; dijital
araçları kullanamayan yaşlılar için belediyelerde ve sosyal hizmet
merkezlerinde yüz yüze başvuru imkânı bulunmalı.
3. Kirada yaşayan emekliler için özel bir barınma
programı başlatılmalı
Emekli yoksulluğunun en önemli nedenlerinden biri,
gelirin büyük bölümünün kiraya gitmesidir.
Bunun için üç somut uygulama geliştirilebilir:
Birincisi: Geliri belirlenen sınırın altında kalan
kiracı emeklilere, gerçek kira gideri ve yaşadıkları bölgedeki makul kira
düzeyi dikkate alınarak kira desteği verilmeli.
İkincisi: Belediyeler ve ilgili kamu kurumları,
yaşlıların erişimine uygun, asansörlü ve sağlık hizmetlerine yakın sosyal
kiralık konutlar üretmeli. Bu konutlar satılmak yerine uzun süreli, güvenceli
kiralama modeliyle sunulmalı.
Üçüncüsü: Yalnız yaşayan ve konutu bulunmayan yaşlılar
için öncelikli yerleştirme ölçütleri oluşturulmalı.
Bu programın başarısı, kaç konut üretildiği kadar kaç
emeklinin barınma giderinin gelirine oranla azaltıldığıyla da ölçülmeli.
4. Sağlık ve bakım giderleri emeklinin bütçesini
tüketmemeli
Yaş ilerledikçe ilaç, muayene, ulaşım, evde bakım ve
yardımcı cihaz giderleri artabilir.
Bu nedenle: Düşük gelirli emeklilerin zorunlu sağlık
harcamalarındaki katkı payları, mevzuat çerçevesinde gelir durumlarına göre
azaltılmalı veya kaldırılmalı.
Evde bakım ihtiyacı olan yaşlılar için belediyeler ve
sosyal hizmet kurumları düzenli bakım, ev temizliği ve kişisel destek
hizmetleri sunmalı.
Hastaneye ulaşmakta zorlanan yaşlılara, özellikle
hareket kısıtlılığı bulunanlara, randevulu sağlık ulaşımı sağlanmalı.
Bakıma muhtaç yaşlıların ailelerine eğitim,
danışmanlık ve uygun sosyal destek verilmeli.
Böylece emekli, temel sağlık ihtiyacını karşılamak ile
mutfak masrafını ödemek arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı.
5. Emeklinin çalışması bir zorunluluk değil, tercih
olmalı
Çalışmak isteyen emeklilerin deneyimlerinden
yararlanılmalı. Ancak emeklilerin ucuz iş gücü olarak kullanılmasının da önüne
geçilmeli.
Bunun için:
Çalışmak isteyen emeklilere sağlık durumlarına uygun,
yarı zamanlı ve esnek çalışma imkânları sunulmalı.
İşverenlerin yaşlı çalışanlara yönelik ayrımcılık
yapmasını önleyecek denetimler güçlendirilmeli.
İş sağlığı ve güvenliği kuralları yaşlı çalışanların
ihtiyaçları dikkate alınarak uygulanmalı.
Emekli aylığı ile çalışma gelirinin birlikte
alınmasına ilişkin kurallar açık, öngörülebilir ve adil olmalı; çalışmanın
sosyal güvenlik haklarına etkisi anlaşılır biçimde açıklanmalı.
Çalışamayacak durumda olan emekliler için gelir
güvencesi, çalışabilenlerin istihdamından bağımsız olarak sağlanmalı.
Bir emeklinin çalışması topluma katkı sunma isteğinden
kaynaklanıyorsa desteklenebilir. Fakat ilaç alabilmek veya kirasını ödeyebilmek
için çalışmak zorundaysa çözülmesi gereken mesele, onun çalışma isteği değil,
geçim güvencesinin yetersizliğidir.
6. Emeklilik sisteminin finansmanı şeffaf biçimde
açıklanmalı
Emekli aylıklarının sürdürülebilir biçimde
artırılabilmesi için sosyal güvenlik sisteminin gelir ve giderleri açıkça
ortaya konulmalıdır.
Her yıl kamuoyuna şu bilgileri içeren bir rapor
sunulmalı:
Sosyal güvenlik prim gelirleri ve emeklilik
harcamaları.
Devlet katkılarının tutarı ve kullanım alanları.
Kayıt dışı istihdamla mücadele sonucunda elde edilen
gelir.
Emekli aylıklarının satın alma gücündeki değişim.
Emeklilik sisteminin orta ve uzun vadeli finansman
projeksiyonları.
Kayıt dışı istihdamın azaltılması, primlerin eksiksiz
tahsil edilmesi ve sosyal güvenlik kaynaklarının etkili kullanılması öncelikli
olmalı.
Bütçe imkânları ve finansman seçenekleri açıkça
değerlendirilerek emeklilere verilen sözlerin nasıl karşılanacağı gösterilmeli.
Böylece sosyal politikalar yalnızca vaatlerden ibaret kalmamalı, sürdürülebilir
bir mali plana dayanmalı.
7. Çözümün takvimi ve başarı ölçütleri önceden
açıklanmalı
Emekli yoksulluğuyla mücadele için hükümet, TBMM, SGK ve yerel yönetimler görev alanlarına uygun, ortak bir eylem planı hazırlamalı.
Bu hedefler yalnızca kurumların kendi faaliyet raporlarıyla değil, bağımsız değerlendirmeler ve kamuya açık verilerle de denetlenmeli.
Başarı, yapılan açıklamaların veya dağıtılan
yardımların sayısıyla değil, yaşlı emeklilerin yaşam koşullarındaki gerçek
iyileşmeyle ölçülmeli.
Emekliye yardım değil, güvence sağlanmalı
Yaşlı emeklilerin geçim sıkıntısı, birkaç sosyal
yardım programıyla çözülebilecek kadar basit değildir. Kalıcı çözüm; yeterli
emeklilik geliri, erişilebilir barınma, sağlık ve bakım hizmetleri ile şeffaf
bir sosyal güvenlik sisteminin birlikte işlemesini gerektirir.
Elbette bu politikaların maliyeti hesaplanmalı,
kaynakları gösterilmeli ve uygulamaları denetlenmelidir. Ancak maliyet hesabı
yapılırken yoksulluğun insan hayatında yarattığı bedel de unutulmamalıdır.
Yıllarca çalışmış bir insanın yaşlılığında
geçinememesi, yalnızca kendi sorunu olarak görülemez. Bu, sosyal güvenliğin ne
ölçüde işlediğiyle ve toplumsal kaynakların nasıl paylaşıldığıyla ilgilidir.
Emeklilik, insanın çalışma gücü azaldığı için
yoksulluğa düşeceği bir dönem değil; geçmişte verdiği emeğin karşılığında
insanca yaşayabileceği bir güvence dönemi olmalıdır.
Bir ülkenin gerçek başarısı, yalnızca ne kadar
ürettiğiyle değil, ürettiği değerin içinde ömrünü çalışarak geçirmiş insanlara
nasıl bir yaşam sunduğuyla da ölçülür.
Çözümün ilk adımı, yaşlı emeklilerin geçim
mücadelesini olağan kabul etmekten vazgeçmektir. İkinci adım ise bu sorunu
ölçülebilir hedefler, açık finansman ve hesap verebilir uygulamalarla çözmeye
başlamaktır.
Bir ömrün sonunda insan ne ister?
İnsan seksen yaşına geldiğinde çoğu zaman hayattan
büyük şeyler beklemez.
Sağlığı elverdiğince yürümek, eşiyle bir çay içmek,
çocuklarıyla ve torunlarıyla vakit geçirmek, dostlarıyla sohbet etmek,
geçmişini huzurla hatırlamak ister.
Belki yıllardır ertelediği bir kitabı okumak, deniz
kıyısında oturmak veya hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan güzel bir gün
geçirmek…
Bunlar lüks değildir. İnsanca bir yaşamın
parçalarıdır.
Fakat geçim sıkıntısı insanın yakasını bırakmıyorsa
bütün bu küçük mutluluklar bile ertelenir. Emeklilik, özgürleşme dönemi
olmaktan çıkar; bir sonraki ayı çıkarabilme mücadelesine dönüşür.
İşte asıl üzücü olan budur.
Bir insanın gençliğini emeğiyle geçirmesi
anlaşılabilir. Fakat yaşlılığında da bütün hayatını geçim kaygısıyla geçirmek
zorunda kalması, üzerinde durulması gereken bir adaletsizliktir.
Emeklilik bir lütuf değil,
kazanılmış bir haktır
Bir toplum, yaşlılarına yalnızca geçmişte yaptıkları
hizmetler için teşekkür ederek sorumluluğunu yerine getirmiş olmaz.
Teşekkür etmek güzeldir; fakat teşekkürün insanın
kirasını ödemediğini, mutfağını doldurmadığını ve sağlık giderlerini
karşılamadığını da bilmek gerekir.
Yıllarca çalışmış insanlara saygı duymak, onların
geçim koşullarını güvence altına almakla anlam kazanır.
Emeklilik, insanın üretime katkısının sona erdiği
anlamına gelmez. İnsan emekli olduktan sonra da ailesine, çevresine ve topluma
katkıda bulunabilir. Ancak bu katkı, yoksulluk korkusuyla değil, kendi
isteğiyle gerçekleşebilmelidir.
Bir ülkede yaşlı insanlar çalışmak zorunda kalıyor
diye onları çalıştıkları için suçlayamayız. Onların deneyimlerini ve çalışma
isteklerini de küçümseyemeyiz. Fakat çalışmadan geçinemedikleri için çalışmak
zorunda kalmalarını normal kabul edemeyiz.
Çünkü mesele, yaşlıların çalışıp çalışmaması değildir.
Mesele, yıllarca emek vermiş bir insanın hayatının son döneminde nasıl
yaşayabildiğidir.
Bir insanın değerini, kaç yaşına kadar
çalışabildiğiyle ölçemeyiz. Bir toplumun adaletini de yaşlılarına ne kadar
dayanabildikleri üzerinden değerlendiremeyiz.
Emeklilik, insanın ömrünün geri kalanını geçim
korkusuyla tüketmesi değil, yılların emeğinin karşılığında biraz olsun huzur
bulabilmesidir.
Ve kendimize şu soruyu sormalıyız: Bir insan, ömrünü
çalışarak geçirmişse yaşlılığında dinlenebilmek için daha ne yapmış olmalıdır?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder