30 Ekim 2026 Cuma

Türk Halkı Atasından ve Cumhuriyetinden Vazgeçer mi?

Bir millet, tarihini unutabilir mi? Kendisine bağımsızlığını kazandıranları, özgürlüğünü sağlayanları, kulluktan vatandaşlığa taşıyanları unutabilir mi?

Türk milletinin tarihinde nice yükselişler, nice çöküşler, nice savaşlar ve nice yeniden doğuşlar vardır. Ancak bu tarihin en önemli dönüm noktalarından biri, hiç kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen Millî Mücadele ve ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçiminin adı değildir. Cumhuriyet, bir milletin kendi kaderine sahip çıkmasıdır. Bir padişahın tebaası olmaktan çıkıp egemenliğin sahibi olan vatandaşlara dönüşmesidir. Kadınların toplumsal hayatta yer bulması, çocukların eğitim hakkına kavuşması, aklın ve bilimin toplumun yol göstericisi olması için açılan yeni bir kapıdır.

Peki, bugün bütün bunları yeterince hatırlıyor muyuz?

 

Atatürk yalnızca bir tarih değildir

Atatürk'ü anlamak, onun fotoğraflarını duvarlara asmak, heykellerinin önünde tören yapmak veya belirli günlerde anmakla sınırlı değildir.

Atatürk'ü anlamak; bağımsızlığın ne demek olduğunu, laikliğin neden gerekli olduğunu, hukukun üstünlüğünün neden vazgeçilmez olduğunu ve egemenliğin neden millete ait olması gerektiğini kavramaktır.

Atatürk'ün en büyük mirası, bir kişinin yönetimine bağlı olmayan, kendi kendini yönetebilen bir toplum yaratma idealidir.

Onun bize bıraktığı Cumhuriyet, bir kişinin, bir ailenin veya bir siyasi grubun malı değildir. Hiçbir iktidar Cumhuriyet'in sahibi olamaz. Hiçbir siyasi düşünce de Cumhuriyet'i kendi tekelinde göremez.

Cumhuriyet hepimizindir.

 

Cumhuriyet neden rahatsızlık verir?

Cumhuriyetin temel ilkelerinden rahatsız olanların öncelikle anlaması gereken bir gerçek vardır: Cumhuriyet, farklı düşüncelerin bir arada yaşayabilmesinin güvencesidir.

Laiklik inançsızlık değildir. Herkesin inancını özgürce yaşayabilmesinin, devletin ise bütün vatandaşlarına eşit mesafede durmasının teminatıdır.

Demokrasi, çoğunluğun istediğini sınırsızca yapabilmesi değildir. Çoğunluğun yönetme hakkı kadar azınlığın haklarının da korunmasıdır.

Hukuk devleti, yönetenlerin de yönetilenler gibi hukuk kurallarına bağlı olmasıdır.

Bunlar Cumhuriyet'in süsü değil, temel direkleridir.

Bir ülkede insanlar düşüncelerinden dolayı korkuyorsa, hukuk kişilere göre değişiyorsa, eğitim bilimden uzaklaşıyorsa, kadınların eşitliği tartışma konusu yapılıyorsa orada Cumhuriyet'in değerleri zarar görüyor demektir.

Ancak şunu da unutmamak gerekir: Cumhuriyetin sorunlarını eleştirmek, Cumhuriyet'e karşı olmak değildir. Tam tersine, Cumhuriyet'i daha demokratik, daha özgür ve daha adil hâle getirmek isteyenlerin eleştirisi, onun yaşaması için gereklidir.

 

Türk halkı atasından vazgeçer mi?

Türk halkı, Atatürk'ü yalnızca bir asker veya devlet adamı olarak değil, bağımsızlık mücadelesinin önderi olarak tanımıştır.

İşgal altındaki bir ülkenin yeniden ayağa kalkabileceğini göstermiş, imkânsız denilen bir mücadeleyi milletin iradesiyle zafere taşımıştır.

Elbette toplumlar değişir. Kuşaklar değişir. Siyasi tercihler değişir. İnsanların tarihî kişiliklere bakışı da farklılaşabilir. Tarihî olayları sorgulamak mümkündür. Hatta gereklidir.

Fakat bir milletin bağımsızlık mücadelesini ve kuruluş iradesini yok saymak başka bir şeydir.

Atatürk'ün tarihî mirasını anlamak ise toplumsal bir sorumluluktur.

Türk halkının Atatürk'e duyduğu saygı, yalnızca geçmişe duyulan özlemden kaynaklanmaz. Aynı zamanda bağımsızlık, özgürlük ve eşit vatandaşlık düşüncesine duyulan bağlılıktan beslenir.

 

Cumhuriyet'i korumak yalnızca Atatürkçülerin görevi değildir

Bence burada en önemli mesele budur.

Cumhuriyet'i korumak yalnızca kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanların sorumluluğu değildir. Muhafazakârın, milliyetçinin, sosyal demokratın, liberalin, dindarın, inançsızın; kısacası bu ülkede yaşayan her vatandaşın ortak sorumluluğudur.

Çünkü Cumhuriyet, hepimizin ortak yaşam sözleşmesidir.

Bir insanın inancını özgürce yaşayabilmesi de Cumhuriyet'in güvencesiyle mümkündür. Başka bir insanın farklı bir inanca sahip olması da aynı güvencenin kapsamındadır.

Cumhuriyet'in büyüklüğü, farklılıkları ortadan kaldırmasında değil, farklılıklarla birlikte yaşama imkânı yaratmasındadır.

Bu nedenle Cumhuriyet'i savunmak, geçmişte yaşananları sürekli tekrarlamak değil, onun temel değerlerini geleceğe taşımaktır.

 

Asıl tehlike unutmak değil, alışmaktır

Bir toplum için en büyük tehlike, sahip olduğu özgürlüklerin kıymetini unutmasıdır.

Özgürlüklerin, hukuk güvencesinin, eğitim hakkının ve seçme-seçilme hakkının kendiliğinden var olduğunu sanmaktır.

Demokrasinin yalnızca sandığa gitmekten ibaret olduğunu düşünmektir.

Oysa Cumhuriyet, yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Cumhuriyet aynı zamanda hesap sorabilmektir. Yöneteni denetleyebilmektir. Eleştirebilmektir. Haksızlık karşısında susmamaktır.

Cumhuriyet, vatandaşın devlete değil, devletin vatandaşa hizmet etmesidir.

Bir ülkede vatandaşlar haklarını aramaktan vazgeçerse, haksızlıkları normal kabul etmeye başlarsa, zamanla Cumhuriyet'in içini boşaltan bir alışkanlık gelişir.

İşte asıl mücadele edilmesi gereken budur.

 

Cumhuriyet bir hatıra değil, gelecektir

Türk halkı Atatürk'ünden ve Cumhuriyeti'nden vazgeçer mi?

Ben buna inanmak istemiyorum.

Çünkü Cumhuriyet, bu milletin yalnızca geçmişinden kalan bir miras değil, geleceğine ilişkin en büyük güvencelerinden biridir.

Atatürk'ün bize bıraktığı en büyük eser, taş binalar, meydanlar veya anıtlar değildir. En büyük eser, özgür ve bağımsız bir ülkede kendi iradesiyle yaşayabilen bir millettir.

Atatürk'ü yaşatmak, onun adını her yerde kullanmak değil, düşüncelerini hayata geçirmektir.

Cumhuriyet'i korumak, yalnızca bayramlarda bayrak sallamak değil; hukuka, adalete, laikliğe, bilime, eğitime ve insan onuruna sahip çıkmaktır.

Unutmayalım: Bir millet atasını unutursa tarihinden kopar. Cumhuriyet'ini kaybederse kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma hakkını tehlikeye atar.

Atatürk bize bir ülke bıraktı. Cumhuriyet bize o ülkenin sahibi olma hakkını verdi.

Şimdi görev bizim.

Cumhuriyet'i çocuklarımıza yalnızca anlatmak değil, onlara yaşanabilir, özgür ve adil bir Cumhuriyet bırakmak zorundayız.

Çünkü Cumhuriyet, Atatürk'ün bize bıraktığı bir emanet olduğu kadar, gelecek kuşaklara karşı taşıdığımız bir sorumluluktur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder