Bir millet, tarihini unutabilir mi? Kendisine bağımsızlığını kazandıranları, özgürlüğünü sağlayanları, kulluktan vatandaşlığa taşıyanları unutabilir mi?
Türk milletinin tarihinde nice yükselişler, nice
çöküşler, nice savaşlar ve nice yeniden doğuşlar vardır. Ancak bu tarihin en
önemli dönüm noktalarından biri, hiç kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk
önderliğinde gerçekleştirilen Millî Mücadele ve ardından kurulan Türkiye
Cumhuriyeti'dir.
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçiminin adı
değildir. Cumhuriyet, bir milletin kendi kaderine sahip çıkmasıdır. Bir
padişahın tebaası olmaktan çıkıp egemenliğin sahibi olan vatandaşlara
dönüşmesidir. Kadınların toplumsal hayatta yer bulması, çocukların eğitim
hakkına kavuşması, aklın ve bilimin toplumun yol göstericisi olması için açılan
yeni bir kapıdır.
Peki, bugün bütün bunları yeterince hatırlıyor muyuz?
Atatürk yalnızca bir tarih değildir
Atatürk'ü anlamak, onun fotoğraflarını duvarlara
asmak, heykellerinin önünde tören yapmak veya belirli günlerde anmakla sınırlı
değildir.
Atatürk'ü anlamak; bağımsızlığın ne demek olduğunu,
laikliğin neden gerekli olduğunu, hukukun üstünlüğünün neden vazgeçilmez
olduğunu ve egemenliğin neden millete ait olması gerektiğini kavramaktır.
Atatürk'ün en büyük mirası, bir kişinin yönetimine
bağlı olmayan, kendi kendini yönetebilen bir toplum yaratma idealidir.
Onun bize bıraktığı Cumhuriyet, bir kişinin, bir
ailenin veya bir siyasi grubun malı değildir. Hiçbir iktidar Cumhuriyet'in
sahibi olamaz. Hiçbir siyasi düşünce de Cumhuriyet'i kendi tekelinde göremez.
Cumhuriyet hepimizindir.
Cumhuriyet neden rahatsızlık verir?
Cumhuriyetin temel ilkelerinden rahatsız olanların
öncelikle anlaması gereken bir gerçek vardır: Cumhuriyet, farklı düşüncelerin
bir arada yaşayabilmesinin güvencesidir.
Laiklik inançsızlık değildir. Herkesin inancını
özgürce yaşayabilmesinin, devletin ise bütün vatandaşlarına eşit mesafede
durmasının teminatıdır.
Demokrasi, çoğunluğun istediğini sınırsızca
yapabilmesi değildir. Çoğunluğun yönetme hakkı kadar azınlığın haklarının da
korunmasıdır.
Hukuk devleti, yönetenlerin de yönetilenler gibi hukuk
kurallarına bağlı olmasıdır.
Bunlar Cumhuriyet'in süsü değil, temel direkleridir.
Bir ülkede insanlar düşüncelerinden dolayı korkuyorsa,
hukuk kişilere göre değişiyorsa, eğitim bilimden uzaklaşıyorsa, kadınların
eşitliği tartışma konusu yapılıyorsa orada Cumhuriyet'in değerleri zarar
görüyor demektir.
Ancak şunu da unutmamak gerekir: Cumhuriyetin
sorunlarını eleştirmek, Cumhuriyet'e karşı olmak değildir. Tam tersine,
Cumhuriyet'i daha demokratik, daha özgür ve daha adil hâle getirmek
isteyenlerin eleştirisi, onun yaşaması için gereklidir.
Türk halkı atasından vazgeçer mi?
Türk halkı, Atatürk'ü yalnızca bir asker veya devlet
adamı olarak değil, bağımsızlık mücadelesinin önderi olarak tanımıştır.
İşgal altındaki bir ülkenin yeniden ayağa
kalkabileceğini göstermiş, imkânsız denilen bir mücadeleyi milletin iradesiyle
zafere taşımıştır.
Elbette toplumlar değişir. Kuşaklar değişir. Siyasi
tercihler değişir. İnsanların tarihî kişiliklere bakışı da farklılaşabilir. Tarihî
olayları sorgulamak mümkündür. Hatta gereklidir.
Fakat bir milletin bağımsızlık mücadelesini ve kuruluş
iradesini yok saymak başka bir şeydir.
Atatürk'ün tarihî mirasını anlamak ise toplumsal bir
sorumluluktur.
Türk halkının Atatürk'e duyduğu saygı, yalnızca
geçmişe duyulan özlemden kaynaklanmaz. Aynı zamanda bağımsızlık, özgürlük ve
eşit vatandaşlık düşüncesine duyulan bağlılıktan beslenir.
Cumhuriyet'i korumak yalnızca
Atatürkçülerin görevi değildir
Bence burada en önemli mesele budur.
Cumhuriyet'i korumak yalnızca kendisini Atatürkçü
olarak tanımlayanların sorumluluğu değildir. Muhafazakârın, milliyetçinin,
sosyal demokratın, liberalin, dindarın, inançsızın; kısacası bu ülkede yaşayan
her vatandaşın ortak sorumluluğudur.
Çünkü Cumhuriyet, hepimizin ortak yaşam sözleşmesidir.
Bir insanın inancını özgürce yaşayabilmesi de
Cumhuriyet'in güvencesiyle mümkündür. Başka bir insanın farklı bir inanca sahip
olması da aynı güvencenin kapsamındadır.
Cumhuriyet'in büyüklüğü, farklılıkları ortadan
kaldırmasında değil, farklılıklarla birlikte yaşama imkânı yaratmasındadır.
Bu nedenle Cumhuriyet'i savunmak, geçmişte yaşananları
sürekli tekrarlamak değil, onun temel değerlerini geleceğe taşımaktır.
Asıl tehlike unutmak değil,
alışmaktır
Bir toplum için en büyük tehlike, sahip olduğu
özgürlüklerin kıymetini unutmasıdır.
Özgürlüklerin, hukuk güvencesinin, eğitim hakkının ve
seçme-seçilme hakkının kendiliğinden var olduğunu sanmaktır.
Demokrasinin yalnızca sandığa gitmekten ibaret
olduğunu düşünmektir.
Oysa Cumhuriyet, yalnızca seçimlerden ibaret değildir.
Cumhuriyet aynı zamanda hesap sorabilmektir. Yöneteni denetleyebilmektir.
Eleştirebilmektir. Haksızlık karşısında susmamaktır.
Cumhuriyet, vatandaşın devlete değil, devletin
vatandaşa hizmet etmesidir.
Bir ülkede vatandaşlar haklarını aramaktan vazgeçerse,
haksızlıkları normal kabul etmeye başlarsa, zamanla Cumhuriyet'in içini
boşaltan bir alışkanlık gelişir.
İşte asıl mücadele edilmesi gereken budur.
Cumhuriyet bir hatıra değil,
gelecektir
Türk halkı Atatürk'ünden ve Cumhuriyeti'nden vazgeçer
mi?
Ben buna inanmak istemiyorum.
Çünkü Cumhuriyet, bu milletin yalnızca geçmişinden
kalan bir miras değil, geleceğine ilişkin en büyük güvencelerinden biridir.
Atatürk'ün bize bıraktığı en büyük eser, taş binalar,
meydanlar veya anıtlar değildir. En büyük eser, özgür ve bağımsız bir ülkede
kendi iradesiyle yaşayabilen bir millettir.
Atatürk'ü yaşatmak, onun adını her yerde kullanmak
değil, düşüncelerini hayata geçirmektir.
Cumhuriyet'i korumak, yalnızca bayramlarda bayrak
sallamak değil; hukuka, adalete, laikliğe, bilime, eğitime ve insan onuruna
sahip çıkmaktır.
Unutmayalım: Bir millet atasını unutursa tarihinden
kopar. Cumhuriyet'ini kaybederse kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma
hakkını tehlikeye atar.
Atatürk bize bir ülke bıraktı. Cumhuriyet bize o
ülkenin sahibi olma hakkını verdi.
Şimdi görev bizim.
Cumhuriyet'i çocuklarımıza yalnızca anlatmak değil,
onlara yaşanabilir, özgür ve adil bir Cumhuriyet bırakmak zorundayız.
Çünkü Cumhuriyet, Atatürk'ün bize bıraktığı bir emanet
olduğu kadar, gelecek kuşaklara karşı taşıdığımız bir sorumluluktur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder